Elif Şafak’ın bu romanında tıpkı diğer eserlerinde olduğu gibi kendi bilinçaltındaki birçok ruh hali bulunmaktadır. Bu gerçekten yazar ve benim aramdaki bağı güçlendiren bir ayrıntı. İnsanın içerisine ayrılan odalarda gezdiriyor ustaca. Sıkılmıyor, merak ediyor, garipsiyor ve en sonunda benimsiyorsunuz. Kitapta hoşuma giden bir diğer ayrıntı ise bölüm başlıkları. Gerçekten öyle güzel kurgulanmış ki.. Romandaki bölüm adları aşure malzemelerinden oluşuyor bu da benim gibi aşure aşığı bir insanı gerçekten mutlu edecek bir ayrıntı daha. Gel gelelim ki okurken aldığım keyif, zaman zaman kursağımda kaldı. 1915 SÖZDE ermeni meselesi hususuna maşasız dokunan sevgili Şafak ; kolektif bilinç içerisinde yansıma gören bir milli şuuru yansıtmak ısterken nasıl böyle gözünü çıkardı işin şaşkınım doğrusu. Tarihınde ve iç yapısında sallanan bir Türkiye seriliyor gözler önüne. Tehcir, Ensest ilişki, Gayr-i meşru çocuk, cinler, fallar gibi basit metaforlar.. Yerin dibinde bir yer olsaydı da oraya girseydik madem dedirttiği anlarım çok oldu. Bir okur bir yazara karşı bu kadar gönülden bağlı olurken nasıl bu kadar bileyebilir kılıcını ? Sevmedim o tiraj tilkilerini açıkçası. Madalyonun öteki yüzü elbette ki çevrilmeli. Ancak tarihsel empati gerçekten soyunulması cesaret gerektiren bir noktadayken durup düşünmek gerekirdi. Olmadı ben yakıştıramadım.