Dağlar bir yaşam biçimiydi; “bağımsızlık ve sığınak”; dağlılara, kendine özgü yasalar veren bir felsefe... Dağlılar, kendi aralarında “Toprağı az olan yerde, kan çok dökülür” derler. Bu, düşüncenin ötesinde bir inançtı, ama, dağlıların iliğine kemiğine işlemişti; onlarla birlikte yaşayıp ölürdü...
Dağlarda, özgürlüğün birbiriyle örtüşen bir yanı vardır...
Osman Pamukoğlu
Şamil, Kafkasya dağlarının, Rusya'ya karşı özgürlük ve bağımsızlık türküsü söyleyen cesur, atik ve korkusuz kahramanıdır.
Kendisinin imam olmasından önceki döneminden başlayıp hayatının sonuna kadar aktarılan bu destansı hikayesi Osman Pamukoğlu kalemiyle daha bir coşkulu aktarılmış. Okurken yer yer tarihsel süreçten, ki benimle alakalı bir mesele, biraz sıkıldım diyebilirim. Ama eserim amacına uygun olarak ilerlemiş olduğunu da göz ardı edemem.
Bu arada bir not; imamet makamı, o devirde devlet başkanlığını ifade ediyordu.
Yer yer kendi tarihimizden izleri de görebilirsiniz, bu da minik bir detay.
Ebabil kuşlarını beklemeyen cesur bir adamın son nefesine kadar bıkmadan, usanmadan, yaralarını sara sara mücadele etmesi ve bu uğurda verdiği kayıpları göreceğiniz bu güzel eser, son günlerde kendi özgürlükleri için savaşma noktasında pasif kalan her birey ve toplum için bir örnek teşkil ediyor.
Bir de kitaptan bağımsız bir not düşmek istiyorum. Osman Pamukoğlu "dağlı" ifadesini sıkça kullanıyor. Bu da aklıma Cahit Zarifoğlu alıntısının getirdi, paylaşmasam olmaz.
"Ben öyle insanların yüzüne gülüp, iltifat ederek yüzlerini kaybedenlerden değilim.Dağlıyım nihayet..Ve rüzgarları sert, kayaları dik ve yalçındırbizim memlekette dağların..."