Romanın geçtiği tek bir gün koca bir ömür günü İlhan'ın omuzlarına binmiş geçiyor. Kitap bitince, yav Köhne 'deki kadınların Feramuz'a olan ahı resmen İlhan'dan çıktı dedim. Seksenler, doksanlar ve Ankara var ama nostalji olsun diye değil resmen bir hesaplaşma yaşansın diye yazılmış. İlhan'ın babasıyla bitmek bilmeyen çıkmazı ve kavgası onun bütün dünyasını şekillendirmiş. Her köşe başında çocukluğuna çarpıyor İlhan ve hep canı yanıyor.
Evini paylaştığı kedileriyle (Sementa I-II-III) kurduğu bağ, insanlara karşı ördüğü duvarın çatlağı gibi görünüyor bana. Bazı hesaplar ne kadar yazılırsa yazılsın, Ankara sokaklarında ne kadar adımlanırsa adımlansın asla kapanmıyor. İlhan babasına duyduğu öfkenin altında, sadece görülmek isteyen çocuğun çaresizliğini taşıyor aslında. Ve o kadar anlaşılır bir şekilde geçiyor ki bu his okura, bir anda İlhan oluveriyor insan. Babasının sert gölgesi oğlunun tüm yetişkinliğini bir karabasan gibi sarmışken, son yüzleşmede kelimelerin boğazına dizilmesi tesadüf değil. Çünkü o kadar yıl biriktirilen itilmişlik, terk edilmişlik hissi bir cümleye sığamayacak kadar ağır geliyor. Demek ki İlhan, aslında babasıyla değil de babasının onda bıraktığı boşlukla kavga edip durmuş ömür boyu. O boşluğu da ne kedileri ne de yazdığı satırlar tam anlamıyla doldurabilmiş. Babasının otoritesinin karşısında kendi kırılganlığını, aidiyetsiz hâlini ilk kez bu kadar çıplak görüyor belki de. Üstelik bu aidiyetsizlik sadece babasıyla sınırlı kalmıyor, hayatına giren tüm kadınların birer birer başkasına gitmesiyle hayatı bir şanssızlık abidesine dönüşüyor. Sanki babasının onaylamayan, sevgisini esirgeyen tavrı bir kader gibi hayatındaki her kadına bulaşıyor ve İlhan her seferinde terk edilmişliğin, hiç kimse için yeterli olamamanın ağırlığıyla yeniden yıkılıyor. Kadınların ondan uzaklaşıp hep bir başkasına sığınması, aslında onun ruhundaki babasızlık boşluğunun bir yansıması gibi duruyor. Çünkü kendi köklerine tutunamayan bir adamın, başka bir kalbe kök salması da imkansızlaşıyor. İlhan'ın kaleme sarılması, aslında onun hayata tutunduğu incecik dal haline geliyor. Kelimelerden kendine yepyeni, kimsenin yıkamayacağı sığınaklar inşa ediyor adeta. Yazmak onun için sadece bir uğraş değil, çocuklukta aldığı ama bir türlü kabuk bağlamayan yarasını sağaltma biçimi, babasına karşı kazandığı gizli ama büyük zaferi aslında. Her satırda, babasının sessizliğine kelimeleriyle bir darbe indirirken, hiç duymadığı takdiri mahzun bir inatla kâğıt üzerinde arıyor. Kitabın son sayfasına geldiğimdeki his ise, İlhan'ın yazarak iyileşemeyeceğini ama yazmadan da nefes alamayacağını anladığı tekinsiz eşik... İlhan'ın kalemi yaraları daha görünür hâle getiriyor. Sonunda dinmeyen Kırkikindi yağmurları gibi, karakterin bu yazma sancısı da ruhumuzda ıslak ve unutulmaz bir iz bırakıp gidiyor.
İşte bu derin ve sarsıcı hesaplaşmayı, Ankara’nın kendine has edebiyat atmosferinde bizzat yazarıyla birlikte solumak paha biçilemez bir deneyim olacak. Bu yüzden __19 Nisan’da__ Ankara __Route sahnesinde__, __"İnadına Edebiyat" __ailesinin samimi çatısı altında __Ethem Baran__ ile gerçekleştireceğimiz imza ve söyleşi gününe hepinizi mutlaka bekliyoruz. Hem bu muazzam romanın izlerini birlikte bulmak hem de edebiyatın iyileştirici gücüne sığınmak için bu buluşmayı sakın kaçırmayın. Kırkikindiler bittiğinde buluşalım. Kitapla kalın.inadinaedebiyat.net/kirkikindiler-b...