"Feramuz'un ilk ölümüydü bu. İlk kez ölenlerin başına gelen onun da başına geldi ve sevdiği kadınları hatırladı." cümlesiyle başlıyor roman. Feramuz'un ilk hovardalığına dönülüyor. Neredeyse çocuk hâline. Feramuz ölüm döşeğinde yatadursun zamanda ileri geri gitmelerle bir dönem anlatılacaktır. Şadiye, Azize,Kumru, Reyhan, Hanife, karısı Semiha. Hepsinin hayatına girmiş, hepsinin ömrünü zehretmiş. En sonunda hasta yatağında Selver'in her ziyaretinde ölmeye devam etti.
Roman puzzle özelliği taşıyor. Yapbozun dört kenarını Feramuz, Selver, Cevcet ve Kumru oluşturuyor. Battal Ağa, Eşref, Cemile, Karabey, Elmas, Nazile, Seyit, Sultan, Aşır diğer önemli karakterler. Romana giren her karakter geçmişinden o gününe, bazen hayatının tamamı özetleme tekniğiyle tanıtılıyor. Böylelikle yapbozun parçaları teker teker oturuyor.
Feramuz'un her gün ölmesi, Selver'in oğlu Umut'u özlemesi, Eşref'in kaplumbağa eti yiyerek iyileşmesi tekrarlanarak leitmotif yapılmış.
Eserin Orta Anadolu kültürüyle yoğrulması Ethem Baran'ın Yozgatlı oluşundan kaynaklanıyor. Karakterler kızdıkları anda bölge ağzını fütursuzca kullanıyor. Bu da romanın realist özelliğini gösteriyor. Uylamak, añız, geçgere gibi yöresel kelimelerle de karşılaşıyoruz. Bunun gibi kelimeler hiç unutulmasa diyorum ama günümüz gençliğinin ihtiyaç duymadığı da bir gerçek.
Trafiğin, bulutların, gecenin ve birçok nesnenin ve kavramın orijinal benzetmelerle anlatıldığını görüyoruz. Köpek havlamalarının, kavak hışırtılarının, koltuk değnekli Cevcet'in değneğinin tıkırtıları adeta işittirilmiş.
Gecekondu ahalisinden bir bölümün ele alınarak toplumun panoramasının çekildiği Köhne edebiyatımızın çağını aşan bir eser olacağını düşünüyorum.