Kelimelerden İnşa Edilen Bir İnziva...
10/10
·55 syf.··
2026 114. kitabı
Zamanın tozlu rafları arasında, unutulmuş bir oyuncağın gözlerindeki o hüzünlü pırıltıyı yakalamak gibidir Sunay Akın’ın dünyasına girmek. Kaza Süsü, adıyla müsemma, hayatın aslında bir tesadüfler dizisi değil, incelikle kurgulanmış bir estetik hata, bir "kaza süsü" verilmiş hakikatler toplamı olduğunu fısıldar kulaklarımıza. Kitabı elinize aldığınızda, kapağındaki o ince sızıyla karışık merak, sayfalar ilerledikçe yerini bir müze gezgininin hayretine bırakır. Sunay Akın burada bir şairden ziyade, tarihin tavan arasından topladığı kırık dökük anıları, bir sarraf titizliğiyle parlatıp önümüze dizen bir anlatıcıdır. ​Eserin ruhu, bilinenin ardındaki bilinmeyene, görünenin gölgesindeki asıl surete adanmıştır. Yazar, bizi İstanbul’un dar sokaklarından alıp Kız Kulesi’nin yalnızlığına, oradan bir gemi güvertesindeki isli bir hatıraya savurur. Her bir deneme, aslında hayatın bize çarptığı o anların, bir kaza değil de, ruhun tekâmülü için bilerek oraya yerleştirilmiş birer süs olduğunu anlatır. Okurken hissedilen o yoğun duygu; çocukluğun elinden tutmuş bir yetişkinin, kaybettiği bilyelerini bir şairin dizelerinde bulma sevincidir. Akın’ın dili, bir martının kanat çırpışı kadar hafif ama bıraktığı iz, denizin dibindeki bir çapa kadar ağırdır. Kelimeler arasında dolaşırken, tarihin o soğuk ve mesafeli yüzünün, insan hikayeleriyle nasıl ısındığına şahitlik ederiz. Bir savaşın ortasındaki bir çocuğun oyuncağı ya da bir şairin hiç gönderilmemiş mektubu, "Kaza Süsü"nde tarihin kendisinden daha gerçek ve daha sarsıcı bir hal alır. ​Bu kitap, bir bilgi yığını sunmak yerine, bilginin kalbine bir "şiir aşısı" yapar. Sunay Akın, ansiklopedilerin kuru sayfalarında can çekişen rakamları ve isimleri alır; onlara can suyu verir, nefes üfler. Okuyucu, kitabın sonuna geldiğinde sadece bir şeyler öğrenmiş olmaz; aynı zamanda dünyaya bakışındaki o katı kabuğun çatladığını hisseder. Çünkü "Kaza Süsü", bize bakmayı değil, görmeyi; duymayı değil, dinlemeyi öğretir. Hayatın keşmekeşi içinde çarpıp geçtiğimiz, fark etmeden üzerinden atladığımız o küçük detayların, aslında varoluşumuzun en büyük süsleri olduğunu kanıtlar. Bir şairin gözyaşı ile bir çocuğun gülümsemesi arasında kurulan o ince köprüde yürürken, aslında hepimizin birer "kaza süsü" olduğunu, hayatın bu muazzam sahnesinde tesadüfen değil, bir estetik zorunlulukla yer aldığımızı anlarız. Eser, bittiğinde rafa kaldırılacak bir kağıt yığını değil, zihinde her daim tınlayacak bir mızıka sesi gibi kalır; sessiz, derinden ve sonsuz bir hüzünle karışık yaşama sevinciyle...
Edebiyat
Kaza SüsüSunay Akın · Türkiye İş Bankası Yayınları · 2010968 okunma
·
19 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.