10/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 68. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 00:00
"GİTME GÜL YANAKLARIN SOLAR" "Yalnızdık. Alnını buzlu camlara yapıştıran, banyo aynasındaki buhara şekiller çizen insanlar kadar yalnızdık bu evrende. Yapayalnız. Ve muhtaçtık. Birilerine muhtaçtık. Geçmişimiz... Bizi sırtlayıp taşıyan mı, yoksa bizim mi onu sırtladığımızı bilemediğimiz geçmişimizin ağırlığıyla yola devam edip etmeme konusunda kararsızdık. Hakir gördük, nefret ettik, âşık olduk, tekrar nefret ettik. Ama aşkı hiç bırakmadık. Aşkı her haliyle sevdik... Vatan aşkını, toprak aşkını, sevgili aşkını, evlat aşkını, Tanrı aşkını... Çünkü onlar bağladı bizi hayata... Hevesimizi hiç kaybetmedik." Bir zeytin ağacının kaç yıl yaşadığını biliyor musunuz? Binlerce yıl... Sahiplerinin göçüp gittiğini, evlerin boşaldığını, çocukların büyüyüp yaşlandığını görürler. Kök saldıkları toprakta kalır, beklerler. Ama bekledikleri ne? Geri dönmeyecek olanlar mı? Yoksa hatırlayan birileri mi? Mübadele denilince hep gidenler konuşulur. Ama ya kalanlar? Onların hikâyesi ne? Yazar, 1923 Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi'ni tarih kitaplarının soğuk cümleleriyle değil, bir kadının gözyaşlarıyla, bir annenin yarım kalan cümleleriyle, bir çocuğun anlam veremediği sessizliklerle anlatıyor. Serez'den Midilli'ye, oradan Edremit'e ve daha doğuya uzanan bu yolculuk, aslında bir ailenin dört kuşağına yayılan hafıza yolculuğu. Nafia Hanım'la başlayıp Mediha ve Leman'la devam eden dört kuşağın hikâyesi. Ama bu sözleşmenin soğuk maddeleri arasında kaybolup giden şey neydi? İnsan hikâyeleri. Acılar, özlemler, yarım kalan hayaller, ardında bırakılan mezarlar, satılamayan evler, vedalaşılamayan komşular... Kalanlar da gider gibi olur aslında. Bir yanları hep eksik kalır. Yirmi dokuz günlükken Serez'den Edremit'e bir kundakta sarılı gelen Mediha. Henüz bir aylık bile olmamış bir bebek, kucağında taşındığı göç yolunda, aslında tüm bir hayatın yükünü de sırtlanıyor farkında olmadan. O bebek büyüyecek, çocuk olamayacak, gençliğini yaşayamayacak. Sevdiklerinin kayıplarına şahit olacak. Küçücükken evlendirilip anne olacak. Ama yılmayacak, usanmayacak, azmedecek Mediha. Mediha'nın yaşadıklarına tanık olmak, inanın insanı derinden sarsıyor. Bir kuşağın, bir coğrafyanın, binlerce insanın temsilcisi. Onun hikâyesinde, aslında tüm mübadil çocuklarının ortak kaderini okuyoruz. Ah Nafia... Hayallerini, en yakın arkadaşı Eleni'yi, yanına alamadığı karpuz lambalarını, ardında bıraktığı tüm yaşanmışlıkları. Nafia ile Eleni... Biri Türk, biri Rum. Ama aynı topraklarda büyümüş, aynı oyunları oynamış, aynı hayalleri kurmuş iki arkadaş. Dinleri farklı belki ama yürekleri aynı. Devletlerin icat ettiği düşmanlıklar, onların dostluğuna gölge düşürememiş. Giden unuttu mu? Ya da kalanlar unuttu mu sevdiklerini? Elbette hayır. Nafia ve Eleni'nin mecbur bırakıldıkları ayrılığa rağmen o sıcacık yürekten yazılmış mektupları, bu sorunun en güzel cevabı. Mektuplar... Sınırların, denizlerin, zorunlu göçlerin ötesine geçen, iki yakayı birbirine bağlayan o kâğıt parçaları. Her birinde bir özlem, bir hasret, bir umut saklı. Belki kavuşamayacaklarını bile bile yazılan ama yine de yazılmaktan vazgeçilmeyen satırlar. Mübadillerin hikâyesi, sadece geçmişte kalmış bir olay değil. Bugün hâlâ süren bir etki, hâlâ hissedilen bir acı, hâlâ taşınan bir miras. Ve belki de en önemlisi, hâlâ öğrenilecek çok şeyin olduğu bir ders. Kitabı okurken, Nafia'nın hayallerine ortak oldum, Eleni'nin gözyaşlarına şahit oldum, Mediha'nın yılmazlığına hayran kaldım. Oradan oraya sürüklenen hayatları, geldiğin yerde tutunabilme çabasını, geçmişe özlem dolu satırları okurken yüreğim sızladı. Ama en çok da, şunu düşündüm: Biz ne kadar biliyoruz kendi aile büyüklerimizin hikâyelerini? Onlar neler yaşadı, neler hissetti, neler ardında bırakmak zorunda kaldı? Kaçımız anneannesine oturup "Senin gençliğin nasıl geçti?" diye sordu? Kaçımız babaannesinin göç hikâyesini dinledi? Belki de kitabın bize öğrettiği en önemli şey, sormamız gerektiği. Dinlememiz gerektiği. Hatırlamamız gerektiği. Çünkü unuttuğumuz her hikâye, biraz daha eksilmemiz demek. Ve belki de en acısı, unuttuğumuz her hikâyeyle birlikte, o insanlar bir kez daha göçüp gidiyor bu dünyadan. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Gitme Gül Yanakların Solarİrem Uzunhasanoğlu · Doğan Kitap · 2026126 okunma
·
45 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.