9/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2026 00:00
Uzun süre etkisinden çıkamayacağım bu harika kitabı daha yorumumun başında herkese canıgönülden tavsiye ederim. Günümüzle başlayıp geçmişe uzun bir yolculuğa çıkaran ve finalde yeniden günümüze dönen bu roman, kurgusu ve olay örgüsüyle gerçekten çok etkileyiciydi. Bir yanda Mısır’ın gizemleri, piramitleri ve çöl kumları; diğer yanda İkinci Dünya Savaşı ve Nazi dönemi… Sevdiğim iki türün tek bir kitapta, üstelik başarılı bir kurguyla buluşması ve çevirinin kusursuzluğu okumayı benim için daha da keyifli hâle getirdi. Ayrıca kitabı okuyacaklara küçük bir tavsiyede bulunmak istiyorum: İlk bölümdeki karakter yoğunluğu zaman zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Bu yüzden okurken karakterleri bir kenara not alıp küçük bir karakter analizi yapmak hikâyeyi çok daha net anlamanızı sağlıyor. Kezban ile bu yöntemi uyguladık ve sonrasında okuma çok daha keyifli hâle geldi. Özellikle son bölümleri neredeyse bir solukta okudum. O nasıl bir finaldi öyle… GÜNÜMÜZ Mısır’da, Kahire’de Nil Nehri yakınlarında yaşlı bir adamın cesedi bulunur. Üzerinden çıkan kimlikte adı Johann Halder olarak geçmektedir; fakat resmi kayıtlara göre Halder tam elli yıl önce, 1943’te ölmüştür. Bu gizemli ölümle ilgili bilgi almak için morga gelen iki kişi aynı akşam Halder’ın dairesinde karşılaşır: Mısır bilimine ilgi duyan New York Times muhabiri Frank Carney ve ABD gizli istihbaratından emekli Albay Harry Weaver. Dairede karşılaştıklarında Weaver, Carney’i tanımaz. Oysa Carney, babasının savaşta Weaver’ın hayatını kurtarması sayesinde onu tanımaktadır. Başta oldukça mesafeli olan Weaver, bu olayı dinledikten sonra yumuşar ve geçmişe uzanan, bugüne kadar bilinmeyen bir hikâyeyi anlatmayı kabul eder. Ama tek bir şartla: Hikâye, Weaver öldükten sonra yayımlanacaktır. Böylece okur, elli yıl öncesine uzanan uzun bir yolculuğa çıkar. GEÇMİŞ Harry Weaver ile Johann Halder çocukluklarını birlikte geçirmiş, kardeş gibi büyümüş iki arkadaştır. Weaver’ın babası, Jack’in ailesine ait çiftlikte çalıştığı için bu durum dostluklarına hiçbir zaman engel olmamıştır. Yıllar sonra Jack, Sakkara kazısına katılırken Weaver’ı da yanına alır. Kazıda Prof. David Stern, eşi ve genç arkeolog kızı Rachel da yer almaktadır. Rachel’ın zekâsı ve çekiciliği, iki eski arkadaşın ilk kez karşı karşıya gelmesine ve ona âşık olmalarına neden olur. Ancak İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla kazı sona erdirilir. Kazının son gününde düzenlenen veda partisinde iki genç Rachel’a duygularını açıklar. Rachel ise hayatının oldukça karışık olduğunu, İstanbul’dan göndereceği mektuplarla kararını bildireceğini söyler ve yolları ayrılır. Fakat o mektuplar hiçbir zaman gönderilemez. Rachel ve ailesinin bindiği gemi batınca annesini kaybeder; babasıyla birlikte Naziler tarafından esir alınır. Jack Alman ordusuna katılır. Weaver ise Mısır’daki çalışmalarını tamamladıktan sonra Amerika’ya döner ve Pearl Harbor saldırısından sonra gönüllü olarak orduya yazılır. Yıllar geçer ve savaş tüm acımasızlığıyla sürerken Hitler son bir hamle yapmaya hazırlanır. Rachel, Naziler tarafından Jack’in yanında bir suikast görevine zorlanır. Jack bunu istemese de ailesi tehdit altında olduğu için kabul etmek zorunda kalır. Hedef ise Roosevelt ve Churchill’i Kahire’de öldürmektir. Savaşın seyrini değiştirebilecek bu gizli operasyon sırasında ajanlar ve casuslar birbirine karşı hamleler yaparken, Weaver da ABD gizli istihbaratı tarafından görevlendirilir ve bu ölümcül planı durdurmak zorundadır. Böylece iki eski dost, istemedikleri bir çatışmanın ortasında karşı karşıya gelir. Değişen hayatlar, savaşın getirdiği dehşet, ihanetler ve kayıplar her adımda onları biraz daha karanlık bir sona yaklaştırır. Geçmişle bugünü ustaca birbirine bağlayan bu hikâye, sayfalar ilerledikçe sırlarını birer birer açıyor ve finalde tüm parçalar şaşırtıcı bir şekilde birleşiyor.
Roman Polisiye Edebiyat
Sakkara'nın KumlarıGlenn Meade · Sia Kitap · 2025966 okunma
·
38 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.