·616 syf.··Beğendi
···Okunma: 13 Mart 2026 11:40 "ATATÜRK'ÜN MİRASI LÂİK CUMHURİYET"
"Çünkü Kurtuluş Savaşı "haklı" ve "hukuklu" bir mücadeleydi. Bu nedenle milli direnişin adı "Müdafai Hukuk"tu. Mustafa Kemal Paşa, Sivas Kongresinden beri Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti başkanıydı. Mustafa Kemal Paşa, Milli Mücadelenin yasal meşruiyete sahip olmasını çok önemsiyordu. Ayrıca 23 Nisan 1920'de açılan TBMM, İstanbul'daki Osmanlı yönetiminden tamamen ayrı Ankara'da milleti temsil eden yeni bir siyasal otorite olarak ortaya çıkıyordu. Bu yeni siyasal otoritenin yeni bir anayasaya ihtiyacı vardı."
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini anlamak istiyorsak, iki kavram üzerinde özellikle durmamız gerekir: Cumhuriyet ve laiklik. Bu iki kavram, birbirini tamamlayan, besleyen ve güçlendiren yapı taşlarıdır.
Cumhuriyet, kelime anlamıyla "halk yönetimi" demektir. Egemenliğin bir kişiye veya belli bir zümreye ait olmadığı, halkın kendi kendini yönettiği yönetim biçimidir. 29 Ekim 1923'te ilan edilen Cumhuriyet'le birlikte, yüzyıllardır süren monarşik yönetim sona ermiş, egemenlik kayıtsız şartsız millete geçmiştir.
Atatürk'ün ifadesiyle: "Türk milletinin karakter ve âdetlerine en uygun olan idare, cumhuriyet idaresidir."
Laiklik, çoğu zaman yanlış anlaşılan veya kasıtlı olarak çarpıtılan bir kavramdır. Oysa laiklik, basitçe din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, din ve vicdan özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır.
· İnanç özgürlüğünün teminatıdır,
· Devletin tüm inançlara eşit mesafede durmasını sağlar,
· Aklın ve bilimin yol göstericiliğini esas alır,
· Bireylerin din ve vicdan hürriyetini korur.
Cumhuriyet, toplumsal sözleşmeye dayanır. Bu sözleşmenin sağlıklı işleyebilmesi için, herkesin inancından bağımsız olarak eşit yurttaşlar olarak görülmesi gerekir. Laiklik bu noktada devreye girer.
Laiklik olmadan cumhuriyet, farklı inanç gruplarına mensup vatandaşlar arasında eşitliği sağlayamaz. Cumhuriyet olmadan laiklik ise, demokratik bir zeminde gelişme imkanı bulamaz.
Laik Cumhuriyet'in kuruluş felsefesi, akılcı ve bilimsel eğitimi merkeze alır. Yazı ve dil devrimleri, eğitimin yaygınlaştırılması, bilimsel düşüncenin teşviki, Cumhuriyet'in çağdaş uygarlık hedefinin yapı taşlarıdır. Sanatın desteklenmesi, kültürel kalkınmanın ayrılmaz bir parçası olarak görülmüştür.
Cumhuriyet'in fabrikaları, ekonomik kalkınma hamleleri, Lozan Antlaşması ile kazanılan bağımsızlığın ekonomide de sürdürülmesi hedefini taşır. Sosyal devletçilik anlayışıyla yürütülen bu politikalar, tam bağımsızlık idealinin ekonomik ayağını oluşturmuştur.
Cumhuriyet ve laiklik, Türk toplumunun çağdaşlaşma yolculuğunun kilometre taşlarıdır. Bu iki ilke sayesinde:
· Kadınlar seçme ve seçilme hakkına kavuştu
· Eğitim birleştirilerek herkes için erişilebilir hale geldi
· Bilim ve akıl, toplumsal ilerlemenin temel ölçütü oldu
· Farklı inanç ve düşüncedeki insanlar bir arada yaşama kültürü geliştirdi
Laik Cumhuriyet, düşünce ve vicdan özgürlüğünün en önemli teminatıdır. Devletin tüm inanç gruplarına eşit mesafede durması, bireylerin inanç ve düşüncelerini özgürce yaşayabilmesinin güvencesidir. Bu anlayış, ulusal egemenliğin de olmazsa olmazıdır; çünkü egemenlik kayıtsız şartsız millete ait olduğunda, hiçbir ayrıcalıklı grup veya zümre diğerleri üzerinde tahakküm kuramaz.
Bugün, cumhuriyet ve laiklik ilkelerine sahip çıkmak, geçmişten aldığımız mirası geleceğe taşımak anlamına gelir. Bu ilkeler, Türkiye'nin demokratikleşme yolculuğunda vazgeçilmez rehberlerdir.
Unutmayalım ki cumhuriyet, sadece bir yönetim biçimi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. Laiklik ise, bu yaşam biçiminin özgürlükçü ve kapsayıcı olmasının güvencesidir.
Kitapla Kalın.