·311 syf.··Beğendi
···Okunma: 12 Mart 2026 22:01 Bu kitabı okuduğumda, yüz sene önceki İstanbul ile bugünün İstanbul’unu ister istemez kıyasladığımı fark ettim.
Aradaki farklar neydi gerçekten?
Olandan ziyade olmayana dair gördüğüm fark ise şuydu:
Bugün şehir böyle bir felaketle karşılaşsa, yine düşmana hayran ve her türlü isteğini karşılamaya hazır (sayıca da hayli kalabalık) bir kitle mevcut ne yazık ki… Ülkesini düşman işgalinden kurtarmaya çalışırken verdiği savaşta bacakları kesilmiş, tramvaya sürünerek binmeye çalışan bir gazinin ellerine, ayakkabısının sivri topuklarıyla basarak yürüyüp gidebilecek olanlar da…
Tek derdi alabildiğine eğlence, alabildiğine zevk olsun diyenler… Kendilerine hiçbir şey olmasın, isterse dünya yansın diyenler… İman, ahlak, namus, haysiyet gibi kavramlardan bucak bucak kaçanlar da…
Kitabın adının Sodom ve Gomore olmasına neden olan o “malum” sapıklığa gelince… Aradaki fark işte tam da burada zuhur ediyor. Bugün uluorta yapılan şeyler o günlerde gizli saklıydı. Gizli saklı olması da bunun özendirici olup yayılmasına bir perde oluyordu elbette.
Ama ne yazık ki kendi zevklerini ilah edinip hiçbir değer duygusuna sahip olmayan bu kitleler her çağda vardı, var olmaya da devam edecek.
Bir de ne bütünüyle o çürümenin parçası olabilen ne de ona karşı sağlam bir duruş sergileyebilen “arada kalmış” ruhlar var elbette… İşte böyle bir karakter de Necdet üzerinden işlenmiş.
Güçlü bir duygu akışıyla, sade bir dille ama derin bir tesir bırakarak birçok şeyi de sorgulamaya neden olacak bir eser bırakmış Yakup Kadri bizlere.