·110 syf.··Beğendi
···Okunma: 14 Mart 2026 14:39 Devrimizin anlayışından artık uzaklaşan bu büyük müslümanlar, şimdi barındıkları hakikat dünyasında elbette birbirlerini tekrar bulmuşlar ve ebedî sohbetlerine dalmışlardır. Bu sohbetten şim- dilik nasipsiz olarak toprağın üstünde sürünen bizler, Akifleri güneşe bakabildiğimiz, güneşteki cevheri görebildiğimiz kadar anlıyoruz. Biz zavallı nasipsizler onu, nihayet büyük bir şair ve san'atkâr olarak tanıyoruz. Edebiyat ve san'at tarihimizde Akifin yeri, derinlikte Yunusların ayak ucunda ise azametle parlaklıkda Fuzûlîlerle Sinanların başucundadır. Akif, yalnız yirminci asrın Müslüman-Türk şairi değil, dokuz yüz yıllık tarihimizin en yük- seklerde duran terennümcüsüdür. O koca bir tarihin türbedârıdır. San'atta fertten Allah'a, ferdî sevdâlardan ilâhî aşka, birlerden Bütünün sevdâsına doğru basamaklanan, bu cüz'îlerden küllîye gidiş dâvasında, Mevlânâlarla Yunusların yürüttükleri kervanın önünde yarışan atletler, taştan yapılmış eserde Koca Sinan ise söz san'atında Fuzûlî ile Akif değil midir? Dinî san'at denen zirve edebiyatının kapısı yirminci asırda Akif in eliyle açıldı. Bu kapıdan girmek kolay değil; çünkü pek yüksek. Ona tırmanmak için büyük ruh kuvveti lâzım. Onu ancak alçaklardan selâmlıyoruz.