Acımak... Ne büyük bir duygu ne büyük bir erdem, çok yanlış şeylere de sebep olabilir insanı yolundan da saptırabilir. Bu kitapta aslen bir adamın hayatının nasıl giderek karardığını aşama aşama okuyoruz. Adamın karakter gelişimini gözlemliyoruz belki de onun yaşadıklarından kendimize bir deneyimmiş gibi dersler çıkarabiliyoruz. Kitaba başlarken konusundan tamamen bihaber olduğumdan başlarda ne olup bittiğini pek anlayamadım pek de içine giremedim kitabın. Kürk Mantolu Madonna romanının tarzı gibi günlüklerden oluşan bu kitabın da asıl konusu günlük kısmına gelince başlıyor. Bu tarzda yazılmasıyla da günlüklerin yazarı Mürşit Efendi'nin düşüncelerini tüm açıklığıyla görüp onunla bağ kurabiliyoruz. Kitap boyunca Mürşit Efendi gibi temiz kalpli, ihtirasları olan, dürüst bir adamın nasıl Zehra'nın anlattığı gibi kötü kalpli, alkolik, karışına el kaldıran, babalık yapmaktan yoksun bir adama dönüşeceğini bekledim ve sonunda da asla öyle bir adam olmadığını ve doğruların yanlışların nasıl kolayca çarpıtılabileceğini gördüm.
Kitabın sonunda Mürşit Efendi kendisiyle uzun süre önce yolları ayrılan lise arkadaşı Cevdet'i görmekle eski zamanları hatırlayıp kendi hayatı böyle kötü bir noktaya gelirken Cevdet'in hayatının nasıl bu kadar iyi olduğunu sorguluyor ve şu cümleleri söylüyor: "Hayat böyleydi. İnsanlar ayrı ayrı yollara dağılırlardı. Kiminin tuttuğu yol insanı Cevdet gibi muvaffakiyete götürür, kimininkini de benim vardığım şahikaya çıkarırdı. Bu bir talih, tesadüf meselesiydi. Niçinini, nasılını sormak beyhudeydi." Bu cümleden oldukça etkilenmekle beraber esasında pek de katılmıyorum. Çünkü sonu belli olmayıp da başlanılan yolların sonunu esasında yolu geçerkenki süreç ve davranışlarımız belirler. Yani hayatta talihsizlikler ve bu tarz melek yüzlü şeytan denilecek tarzda, bizi yolumuzdan saptırmaya, olduğumuz kişiden başkasına dönüştürmeye çalışacak insanlar hep olacak önemli olan bunları erkenden fark edip -veya iş işten geçti denilecek zamanda bile fark etsekte bizi olduğumuzdan daha kötü bir duruma daha getirmemeleri için- hayatımızdan çıkarmak gerekir.
Mürşit Efendi yaşadığı süre boyunca kızı tarafından sevilmemiş, kendi kızını doyasıya okşayamamış olsa da ölümünden sonra istediğine kavuştu ve arkasında samimi bir hicranla ağlayacak kendinden bir parça bırakmış oldu.