·688 syf.····Okunma: 14 Mart 2026 03:18 herkese selam. zaman çarkı serisinin üçüncü kitabını bitirmiş bulunmaktayım ve söyleyeceklerim var. aslında seriyi bitirip tüm kitaplar dahilinde genel bir inceleme yazmak istiyordum ama bu noktada o kadar doluyum ki içimdekileri kısaca bile olsa dökmem gerekiyor. serinin genel hayran kitlesi düşünüldüğünde söyleyeceklerimin çoğu kişi tarafından kabul görmeyeceğinin farkındayım, ama incelememi okumaya başlamadan önce bütün bunların benim kişisel düşücelerim olduğunu bilmenizi istiyorum. ilk üç kitaptan spoiler içerecek. gerçi karınca hızıyla ilerlediğimiz için ne kadar spoiler sayılacağı da tartışılır hahaha:)
öncelikle yazım tarzının beni -henüz üçüncü kitapta olmama rağmen- ne kadar da yorduğundan bahsetmek isterim. o kadar çok betimleme var ki bir yerden sonra neyi niçin okuduğunu sorgulatıyor insana. ve burada şunu da netleştirmek isterim ki betimleme okumaktan hiç rahatsız olmam, hatta güzel yazılmış betimlemeleri okumayı severim de -ki ilk kitabı okurken yazarın yazım tarzından oldukça keyif almıştım. ama seri ilerledikçe jordan'ın betimlemeleri bana keyif vermekten ziyade eziyet etmeye başladı. tekrarlar o kadar arttı ve olay ilerleme hızı o kadar düştü ki hikaye olduğu yerde genişlemeye çalışıyor şu an. bu noktada betimlemeler araç değil, amaç ve ben bu yazımı kişisel olarak çok verimsiz buluyorum.
bol betimlemelerin aksine ayrıntı dağılımı da gerçekten çok dengesiz. yazar şehir mimarisini, mekan görünümlerini, yemekleri, kıyafet kesimlerini hatta yerel şarkıların sözlerinin altında yatan derin analizleri bile sayfalarca en absürt detayına kadar betimliyor ama kritik sahneleri birkaç kısa paragrafla geçiyor sadece. basit bir örnek vereyim mesela; egwene'in seanchan tarafından tutsak edilmesinin yarattığı travma. olayın egwene üzerindeki etkisi çok güçlü ve belli ki onun karakter gelişimine de büyük ölçüde yön verecek/veriyor ama o kadar hızlı geçiştirildi ki... nerede tutsaklık süreci, nerde kimlik kırılması, nerede kontrol kaybı? bunların daha uzun bir sürece yayılarak okura aktarılmasını tercih ederdim ama yazar, ah pardon, rand sağolsun zamanı ilerlettiği için bize egwene'in birkaç ay esir tutulduğu ve bu esaretin üzerinde travmatik etki bıraktığı söylendi sadece. yani anlayacağınız süreci değil sonucu görüyoruz.
kafamı kurcalayan bir diğer hızlı geçiştirilen olay ise nynaeve&lan arasındaki romantik ilişkiydi. ben ikisini sevdim aslında -daha doğrusu sevmek istedim ama yazar bana görmeyi çok istediğim süreci göstermek yerine sonuca atladığı için mesafeliyim şu an onlara karşı. onları sadece ilk kitapta okuduk ve bu da minik bir gerilim ve birkaç küçük atışmadan ibaretti ve sonra BAM! epik aşk. aradaki sohbetler, yakınlaşma, bağ kurma süreci sayfa dışında gerçekleşmiş. ve ben bu seriyi okurken romantizmden çok karakter gelişimlerine odaklanmak istiyorum ama romatik ilişkileri onların karakter gelişimleri üzerinde bu kadar etkiliyse madem ona da odaklanmak isterim -ki şu an bu iki karakterin birbirlerinin adını bile duyunca migrenleri tutuyorsa etkili olacak gibi de. ilk kitaptan sonra yazarın görünen başarısına güvenerek bize bu süreçten sonraki kitaplarda bahsedeceğini ummuştum ama hayır efendim, bu ilişki ize gösterilmedi, söylendi. süreci değil sonucu okuduk -yine.
ve hiç keyifli bulmadığım aksiyon sahneleri. bunun yine yazım dengesizliğinden kaynaklandığını düşünüyorum; duygusal yoğunluk, görsel enerji çok düşük ve yazarın anlatım tarzı özellikle bu sahneleri yazarken fazla mekanik, hatta düz kaçıyor bence. düşman gelir, karakter hareket eder, kısa bir çatışma ve kahramanın zaferiyle son.⚆◡⚆
ben yazarın dünya kurulumuna haddinden fazla odaklandığını düşünüyorum. öyle ki karakter anları veya aksiyon sahneleri şu an sadece dünyayı hareket ettiren parçalar gibi geliyor. yazarın esas ilgi alanı şu an kültür ve sistemler. kendisini çok takdir ediyor ve hayranlık duyuyorum başarısına ve bütün bunların serinin geneline epik yatırım olduğunun da farkındayım ama bu bir yerden sonra bu kadar dolambaçtan sıkılmayacağım anlamına gelmiyor. ilk başlarda ilginç, ama hep aynı ritimde kalmak olmaz, lütfen biraz da hikayeye odaklanalım.
bu da ironiktir ki jordan dünya kurma konusunda aşırı ayrıntıcı olmasına karşın diyalog estetiği konusunda bir o kadar minimalist. dünya devasa, sahnenin büyüklüğü epik ama diyaloglar sıpsıradan. bu durum özellikle rand ve ba'alzamon söz konusu olduğunda gözüme batıyor çünkü kader, kozmik savaş, kehanet söylemleriyle okurda ağır bir algı oluşturuluyor ama karşılıklı konuşmaları neredeyse gündelik. ve çok ünlemli hahha:D bunu karakterin içinde bulunduğu durumdan dolayı insani buluyorum aslında ama genel itibariyle diyalog yazımının pek de edebi bir kaygı taşımadığı görüşündeyim. en azından şimdilik.
bir de yazarın yazım formülünden bahsetmek istiyorum çünkü yazar okuduğum 3 kitapta da aynı formülü kullandı ve eğer böyle devam edecekse bunu bilmeyi ve beklentilerimi buna göre ayarlamayı isterim ki daha fazla hayal kırıklığına uğramayayım. her kitabımız ana karakter kadromuzun yanlarında yoldaşlarıyla neredeyse bir arada bulunmalarıyla başlıyor ve kitabın yüzde 20'lerine doğru rotalarını belirleyip farklı ama hepsi bir eksene hizmet eden amaçlarla ayrılıyorlar. ortadaki yüzde 60'lık kısım yerinde genişleyen dünya kurulumu, birkaç yeni karakter daha ve karakterlerimizin epik atmosferi dağıtan modern iç monologlarıyla dolu detaylı anlatımlarla geçiyor ve son yüzde 20'lik kısımda ise kitabın başında yolları ayrılan karakterlerimiz çark dilediği gibi dokuduğu için tekrar buluşuyorlar -sonraki kitapta bir daha ayrılmak üzere. doğrusu bu formülden çok sıkıldım. her yeni kitaba hikayenin genişleyeceği, karakter motivasyonlarının netleşeceği umuduyla başlıyorum ama şu ana kadar okuduklarım sadece tekrar ve uzatma.
bunların yanında seriye tutunmama yardımcı olan güzel yanları da var. bunların ilki yukarıda da belirttiğim gibi dünya kurulumu. yazar gerçekten mükemmel ve her açıdan övgüye layık bir sistem oluşturmuş. her toplumun birbirinden farklı kuralları, politikaları var. onur anlayışları, sosyal kuralları, selamlaşma biçimleri hatta atasözleri, ettikleri lanetler/küfürler, giyim tarzları bile farklı. aes sedai politikaları, seanchan sistemi, aiel kültürü... hepsi resmen farklı bir medeniyet gibi çalışıyor ve ben büyüleniyorum (‿) en basitinden aynı şarkının farklı versiyonlarının olması çok önemli bir ayrıntı bence. gerçek hayatta da böyle değil mi -halk türküleri farklı bölgelerde farklı söyleniyor, efsaneler, tarih anlatımları bile nesilden nesile, kültürden kültüre farklı yorumlanıyor. bence bunlar müthiş ayrıntılar. birçok fantasy serisinde ülkeler sadece haritadaki farklı isimler gibi duruyor ama buseride en ufak toprak parçası bile bilinçli ve mantıklı bir şekilde yerleştirilmiş.
karakterlerin tepkileri yer yer beni çok sinirlendirse de gerçekçi buluyorum. daha doğrusu tepkileri değil de pervasızlıkları, söz dinlemezlikleri bu kitapta özellikle sinir etti beni, sizden daha deneyimli biri size bir şeyi yapamanızı ya da yapmamanızı söylediğinde lütfen onu dinleyin yaaa.... özellikle sen, nynaeve. ne oldu bizim ağırbaşlı hikmet'imize yaa? resmen çoluk çocuğun eline kaldı. sadece o da değil; mat, egwene, elayne... çok ünlemliler anlatabiliyor muyum nhdjd bir perrin aklı başında davrandı şimdiye kadar.
ama dediğim gibi, tepkilerini gerçekçi buluyorum. özellikle rand'ın seçilmiş kişi olduğunu kabullenme süreci oldukça insaniydi bence. şoka girdi, sorguladı, reddetti, kaçtı ama en sonunda kabullendi. ilerleyen kitaplarda bir de kibirlense, böbürlense, yalnızlaşsa oh oh karakter gelişimi bal tadında olur hahaha:)) bence karakterlerin kibirlenmesi, otoriteyi reddetmeleri, birbirlerine duydukları sevginin hoşnutsuzluğa, sadakatin güvensizliğe dönüşmesi de onların yolculuklarının birer parçası olmalı (tabii pervasızlıklarını saymıyorum, karakterlerin olgunlaşmasını çocuklaşmalarına tercih ederim.) bu sebeptendir ki bu kitapta egwene'in elinde büyüdüğü nyneve'e rütbeleri eşitlendiği için diklenmesini kaçınılmaz buldum. tabii bu sinir olmadığım anlamına gelmiyor, neyse ki elayne bir tane patlattı da okur kitlesi olarak rahatladık:))
karakterleri ve evreni benimsedikçe seri de daha akıcı bir hal alıyor. bu kitap şimdiye kadar en akıcısıydı ama sürekli tekrar eden olay örgüsü formülü keyif almamı sağlamıyor maalesef. gerçi bir yerden sonra sadece dünyayı keşfetmek için bile devam edebilirim seriye çünkü hikaye olmasa bile dünya bağımlılık yapıyor. sonraki kitabı ne zaman okurum bilemiyorum ama yakın zamanda olmayacağı belli. hızlıca tüketilmemesini düşünüyorum bu tarz ağır serilerin.