Gönderi

Aslında Ruhsuz Adam..
10/10
·308 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 23:45
Ruh Adam Not: Kitabı okuamayanlar, okuduktan sonra bakması daha iyi olur. Kitap üzerinden giderek yazdığım için bu şekilde daha uygun olacağı kanaatindeyim . Ruh Adam uzun zamandır kütüphanemde olmasına rağmen bir türlü elime alıp okumadığım bir kitaptı. Okuduktan sonra aslında büyük bir hata yaptığımı fark ettim; bu tadı çok daha önce almak gerekirmiş. Romanın başında eski bir masal gibi başlayan bir anlatı var. İlk başta bu bölüm sanki romandan ayrı bir hikâye gibi duruyor. Fakat ilerledikçe anlıyorsunuz ki aslında o masal, romandaki karakterlerin hayatında yaşanacakların bir yansıması gibi. Sanki onların hayatı henüz altüst olmadan önce yaşanmış bir kaderin, eski bir hatıranın anlatımına evriliyor. Ben romanı okurken özellikle şu düşünceyi çok güçlü hissettim: Tarih gerçekten tekerrür ediyor. Yüzyıllar önce de kıskançlık, hırs, yasak aşk, gurur ve onur meseleleri vardı; bugün de var. İnsan değişse de duygular değişmiyor. Dün ve bugün her zaman aynı yarınlara çıkıyor. Romanın merkezindeki karakter olan Selim Pusat’ın trajedisinin temelinde bence gurur ve onur meselesi yatıyor. Selim Pusat askerliği sadece bir meslek olarak görmüyor. Bu onun için bir kimlik, bir miras. Dedelerinden, babasından gelen bir yol. Hayatını buna adamış bir insan. Bu yüzden askerlikten men edilmesi onun için sadece bir iş kaybı değil; sanki kendisine, ailesine ve geçmişine atılmış bir tokat gibi. Bu kırılma onun ruh dünyasını yerle bir ediyor. Bana göre Selim Pusat’ın asıl hatası ise geçmişe takılı kalması. Meslekten men edildiyse edilmiştir, dünyanın sonu değildir. Ama o bunu gurur meselesi yapıyor ve bu gururun altında eziliyor. Hayatı ilerlemek yerine bir noktada donup kalıyor. Ve onu bitirende bu gurur ve onuru oluyor. Romanı okurken Selim Pusat’ın ruh hâlini anlatmak için aklımda bir labirent metaforu oluştu. Selim Pusat sürekli dışarı çıkar, dolaşır, gezer; ama hep aynı yerlere döner. Çamlık, koruluk, mezarlık… Sanki bir labirentin içinde dolaşıyordur. Ne kadar yürürse yürüsün çıkışa ulaşamaz. Bu bana sürekli aynı noktayı gösteren bir saati hatırlattı. Akrep ve yelkovan dönüyordur ama zaman ilerlemiyordur. Saat çalışıyordur ama hep aynı dakikayı gösteriyordur. Selim Pusat’ın hayatı da böyle; yaşıyor ama ilerleyemiyor. Bir de Selim Pusat’ı anlatmak için aklıma gelen başka bir metafor var: buz metaforu. Komik gelebilir. Onu yıllardır buz dolabında duran büyük bir buz kalıbı gibi düşündüm. Askerlik onun için o dolap gibidir; düzenli, disiplinli, duygularını donduran bir ortam. Meslekten men edilince bu buz dolaptan çıkarılıyor ve hiç güneş görmemiş gölge bir yere bırakılıyor. Yavaş yavaş çözülmeye başlıyor. Aslında bu buz eriyecekti; buhar olup gidecekti. Ondan geriye bir şey kalmayacaktı. İster istemez buzu bekleyen son buydu. Romandaki Güntülü karakteri de burada ilginç bir rol oynuyor. İlk bakışta Selim Pusat’ın hayatına bir canlılık getirmiş gibi görünüyor. Hatta eşi Ayşe bile Selim’de bazı olumlu değişiklikler fark ediyor. Daha önce yapmadığı şeyleri yapıyor, dışarı çıkıyor, insanlarla temas kuruyor, yüzüne bakmadığı bazi ilimlere merak salıyor . Sanki o buz tekrar dolaba giriyormuş gibi bir his oluşuyor. Sanki bir şeyler düzeliyor hissine kapılıyoruz Ayşe Pusat ile beraber. Keşke öyle olsaydı ama .. En azından Ayşe hanım için her şey daha güzel olabilirdi. Ama tam tersi oluyor. Güntülü o buzu gölgede bırakmak yerine güneşin tam altına koyuyor. Bu yüzden buz olması gerekenden daha hızlı çözülmeye başlıyor. Selim Pusat’ın iyiye gidiyor gibi görünmesi aslında daha hızlı bir sona doğru ilerlediğinin işareti. İç dünyası giderek daha karmaşık hâle geliyor. Yani Güntülü sonunu getirmiyor, sonunun daha hızlı gelmesinde etkin rol oynuyor. Bana göre Selim Pusat sona doğru ilerleyen bir adamdı, Güntülü bu işi sadece daha hızlı gerçeklemesine vesile oldu. Bu yüzden bana göre Ruh Adam bir aşk romanından çok bir ruh krizi romanı. Selim Pusat’ın savaşı dış dünyayla değil, kendi iç dünyasıyla. Ne duygularını yönetebiliyor ne de düşüncelerini. Sanki kendi hayatının içinde yönünü kaybetmiş bir insan gibi dolaşıyor ve sonunda o labirentin içinde kalıyor. Yani buz eriyor, geriye kalanı buharlaşıyor bulutlara doğru yükseliyor . Ve Selim Pusat'ı hem kaybediyor hem kayboluyor..
Edebiyat
Ruh AdamHüseyin Nihâl Atsız · Ötüken Neşriyat · 201933,9bin okunma
·
40 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.