Puan vermedi·%31 (65/208 syf.)· Fyodor Dostoyevski’nin Beyaz Geceler romanının birinci gece bölümünü okurken ilk başta açıkçası biraz sıkıldım. Çünkü anlatıcı uzun uzun kendi yalnızlığını ve düşüncelerini anlatıyor. Başlarda olayların yavaş ilerlemesi benim için biraz zorlayıcı oldu.
Ama ilerledikçe anlatıcının nasıl bir insan olduğunu daha iyi anlamaya başladım. Kendini hayalperest biri olarak anlatması ve çoğu zaman insanlardan uzak, kendi hayal dünyasında yaşaması bana biraz hüzünlü geldi. Çünkü insanın böyle yalnız hissetmesi gerçekten üzücü bir durum.
Birinci gecede anlatıcı gece yürürken köprüde ağlayan Nastenka ile karşılaşıyor ve aralarında bir konuşma başlıyor. İki yabancı insanın bir anda böyle konuşmaya başlaması bana ilginç geldi. Anlatıcının iyi niyetli ve duygusal biri olduğu da bu bölümde açıkça görülüyor.
Ama kitabı okurken benim en çok dikkatimi çeken şey Nastenka’nın davranışları oldu. Açıkçası bazı yerlerde ona sinirlendim. Çünkü anlatıcıya umut veriyor ama sonunda onu gerçekten yarı yolda bırakıyor. Anlatıcı zaten yalnız ve duygusal bir karakter olduğu için bu durum bana oldukça üzücü geldi.
Bu noktada aklıma Ali ibn Abi Talib’e atfedilen bir söz geldi: “Öl ama kimseye boş yere ümit verme.” Bence bu söz romandaki durumu çok iyi anlatıyor. Çünkü bir insana umut verip sonra o umudu kırmak gerçekten büyük bir hayal kırıklığına sebep olabilir.
Genel olarak birinci gece bölümü bana yalnızlık, umut ve insanın anlaşılma isteği gibi duyguları düşündürdü. Başta biraz sıkılsam da ilerledikçe hikâyenin duygusu beni daha çok içine çekti.