Toplumun en büyük korkusu suçlular değildir. Toplumun en büyük korkusu dürüst insanlardır.
Yabancı, bana bunu düşündüren kitaplardan biri oldu.
Albert Camus bu romanda bir katili değil, aslında toplumun ikiyüzlülüğünü yargılıyor.
Meursault annesinin cenazesinde ağlamaz. Toplumun beklediği gibi davranmaz. Acısını göstermez, rol yapmaz, kendini kandırmaz. İşte tam da bu yüzden herkes için bir “yabancı” haline gelir.
Aslında kitap boyunca yargılanan şey işlenen cinayet değil gibidir.
Yargılanan şey, bir insanın toplumun duygusal tiyatrosuna katılmayı reddetmesidir.
Annesinin ölümünde ağlamayan bir insanı suçlu ilan etmek çok daha kolaydır. Nitekim mahkeme de tam olarak bunu yapar. İnsanlar gerçeği değil, görmek istedikleri duyguyu ararlar.
Kitapta beni en çok etkileyen kısımlardan biri pederle yaptığı tartışmaydı. Orada Meursault’nun inatla gerçeğe tutunması, hayatı ve ölümü süslemeden kabul etmesi gerçekten çarpıcıydı.
Bu kitap bana şunu düşündürdü:
Toplum, yalanlarla uyum içinde yaşayan insanları sever. Ama gerçeği olduğu gibi kabul eden birini gördüğünde onu hemen yabancı ilan eder.
Belki de Meursault’nun asıl suçu cinayet değildi.
Belki de asıl suçu, yalan söylememekti.