Boutroux'ya göre "tanrı, ona yaklaşmak için harcadığımız çabaların orta-sında, şu, kendi kendimizin en derininde yaratıcı etkisini duyduğumuz varlığın kendisidir." Bir Hamelin'e göre, ger-çek, ruhumuzun oluşturduğu bir "yapının" (construction) ürünüdür. Bir Duhem için, bilimsel kavramlar, insan zihni-nin yarattığı "simgeler"den başka bir şey değildir. Bir Brunschvicge'e göre "ruh, ancak, ruhtan sorumlu olabilir", ve bilimlerin ilerlemesi, batıda "vicdan"ın ilerlemesine bağlı-dır. Ve öteki daha küçük beylerden de sözetmiyoruz. "Felse-fe", ayin havasına, gizemli bir havaya bürünüyor: o zaman, "felsefe" sözcüğü, artık yalnızca resmî idealizmin eşanlamı bir sözcük olarak kullanılıyor. Öyle bir duygu uyandırılıyor ki, sözcüğü iyi ve doğru olarak kullanmak herkese göre de-ğildir; idealist ilahisini söylemeyi bilmek gerekir. Idealist ka-nıtların, kendilerinin "filozof olmadıkları"na inandırmayaca-ğı kimseleri yanıtlayabilmek için, "Felsefeye Giriş" adlı ki-tapların sayısı durmadan artırılır.
Bu felsefi gericiliğin zaferi, 1900-1914 ve ondan sonraki burjuva filozoflarının elebaşısı olan, bundan önceki dersimiz-de de sözünü etmek fırsatını bulduğumuz Bergson'un felsefe-sidir. Berkeley'in adını etmeden onun tezini alarak, Bergson, Madde ve Bellek adlı kitabının başında şunu belirtiyor: dün-ya imgelerden yapılmıştır, bu imgeler ancak bizim bilinci-mizde vardır; beynin kendisi de bu imgelerden birisidir: böyle olduğuna göre, bilincin beyinsiz varolmaması şöyle dursun, tersine, "bilinçsiz varolamayacak olan beyindir! Bilinç, "bağımsız bir gerçektir"; beyin kendinden önce varolan düşüncenin hizmetinde bir mekanizmadır. Bundan şu sonuç çıkar: eğer beyin zarara uğrarsa, bellek, onun dışında, "bilinçaltı"nda sürer! En eski dinlerde olduğu gibi, organik hiçbir dayanağı olmayan salt bir ruh vardır. Felsefi Bir Geçit Töreninin Sonu: Bergsonculuk adlı yergi yazısının son bölümün-de Politzer, bu ruh felsefesinin çok maddi olan tarihsel anlamını ortaya koydu. 1914'te Bergson ve onun salt ruhu, Fransız emperyalistlerinin hizmetine giriyor. En şoven tezlere ayak uydurarak, Alman halkını, ruhu boşalmış madde gibi gösteriyor. Ruh, Fransız emperyalizminin zorla elegeçirdiği bayrakların kıvrımları arasında gizlenmişti! Aynı "filozof", cançekişen kapitalizmin onmaz yaraları karşısında paniğe kapılıyor ve bundan makineleşmeyi sorumlu tutuyor. S196