Giriş Yap

Georges Politzer

Yazar
8.2
527 Kişi
2.498
Okunma
213
Beğeni
6,9bin
Gösterim
Reklam
·
Reklamlar hakkında

Hakkında

Georges Politzer (d. 3 Mayıs 1903 - ö. 23 Mayıs 1942), Macar kökenli Fransız marksist yazar ve felsefecidir. "Kızıl Kafalı Filozof" olarak tanınır. Bugünkü Romanya'nın Nagyvárad (Oradea) kentinde doğmuştur. Politzer daha 1919 yılındaki Macar ayaklanması sırasında aktivist olmuştu. Béla Kun yönetimindeki komünist konsey cumhuriyetinin yenilgiye uğramasından sonra ülke Avusturya-Macaristan amirali Miklós Horthy'nin baskıcı egemenliği altına girerken, Politzer de 17 yaşında sürgüne gitmek zorunda kaldı. Viyana'da Sigmund Freud ve Sándor Ferenczi ile tanıştıktan sonra 1921 yılında Paris'e yerleşti. Beş yıl sonra felsefeninkilere varana kadar bütün akademik literatürü okumuştu. 1929 ve 1931 yılları arasında Fransız Komünist Partisi'ne katıldı. 1930 yılının başında Fransız Komünist Partisi 1939'da Alman işgaline kadar faaliyet gösterecek olan Paris İşçi Üniversitesi'ni kurmuştu. Bu üniversitedeki faaliyeti sırasında Politzer Diyalektik-Materyalizm derslerini üstlendi. Marx ve Lenin'in taraftarı olarak psikolojiyle ilgilendi. Bu alanın özellikle somut görünümlerini ön plana çıkartırken, geleneksel psikolojiyi soyut olarak değerlendiriyordu. Başlarda Freud'un geliştirdiği psikanaliz teorisine ve onun uygulanma olanaklarına büyük ilgi gösterdi. Ancak zamanla komünist partinin psikanalize karşı tutumunun da etkisi altında psikanalizden uzaklaştı. Bu dönemde Saint-Maur Lisesi'nde felsefe öğretmeni olarak çalışıyordu. Nazi Almanyası'nın Fransa'yı işgali sırasında 1940 yılındaki seferberlikte Paris'te görevlendirildi. Komünist Partisinin gizli önderliğine bağlı kaldı. Temmuz 1940'da seferberlik bittikten sonra, illegal bir gazetenin yayıncıları arasında yer aldı. Dünyaca ünlü fizikçi, Politzer'in dostu ve yoldaşı Paul Langevin'in Ekim 1940'da tutuklanması üzerine fizikçinin tutuklandığını bildiren ve II. Dünya Savaşı boyunca faşizmin suçlarını ifşa eden Özgür Üniversite'nin (L'Université Libre) ilk sayısını yayınladı. L'Université Libre 1940 ve 1941 yıllarında tekrar yayınlandı. Şubat 1942'de Politzer kendisi gibi bir direnişçi ve komünist olan eşi Mai'yle birlikte tutuklandı. 20 Mart 1942'de Nazi işgalcilere teslim edildi ve ağır işkenceden geçti. İllegal bir Fransızca akademik dergi yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra, 23 Mayıs 1942'de kurşuna dizilerek idam edildi. Eşi Mai Auschwitz imha kampına gönderildi ve Mart 1943'de orada öldü.
Unvan:
Macar Kökenli Fransız Marksist Yazar ve Felsefeci
Doğum:
Fransa, 3 Mayıs 1903
Ölüm:
23 Mayıs 1942

İncelemeler

Tümünü Gör
521 syf.
·
17 günde okudu
·
7/10 puan
Naziler tarafından öldürülen adam!
Kitabın temel ilkeler dediğine bakmayın. İşin özü tamamen işçi sınıfı ve burjuva arasındaki sınıfsal farklılıklar ve Marx, Engels, Lenin, Stalin 4'lüsünün tezleri ve fikirleriyle desteklenmiştir. Yazar aslında bir öğretmendir. Kitabı kendisi yazmıyor çünkü Naziler tarafından kurşunlanarak öldürülüyor. Üniversitedeki arkadaşlar ve öğrencileri onun verdiği dersleri kitap haline getirmişlerdir. İyi ki yapmışlar. Toplam 5 bölüm ve 24 ders bulunmaktadır. İlk bölümde diyalektik üzerine ilerlemektedir. Diyalektik hep her öğrendiğimden sonra unuttuğum bir kavramdı, nihayet tam olarak yerleşebilen bir kelime oldu. Ona kısaca zıtların mücadelesi ya da karşıt fikirlerin çatışması olarak bakıyorum. Kitabı bölüm bölüm incelemek sıkıcı olacaktır. Genellemeleri severim ve daha akışkanlık kazandırır. Örneklemeler üzerinden gidersek savaşlardan bahsediliyor. Savaş karşıtlarının hata yaptığını ve ihtiyaçların doğası gereği savaşların olması gerektiğini savunuyorlar. Arz-talep dengesi iktisadın en önemli kuralıdır. Savaş olacak ki çok çeşitli alanlarda ihtiyaçlar oluşsun. Savaşlar kadar büyük ihtiyaçlar doğuracak başka bir alan yoktur. Burjuvanın varlığı bizleri yani proleter(işçi)i doğrudan ilgilendiriyor. Orta çağdan beri var olan bu sosyal sınıf ne yazık ki kapitalizm ile en üst seviyeye çıkmıştır. İşin garip yanı eskiden kölelerin neredeyse hiçbir hakkı yokken bunu bilerek yaşıyorlardı. Lakin şimdi bizler yani ücretli köleler sabah erkenden işimize giderken mutsuzda olsak buna mecbur bırakılıyoruz. Burjuva öyle bir etkendir ki devletin dış borçlarından tutun, yönetimini dahi şekillendirmektedir. Çünkü onlar devleti ayakta tutanlardır. Faşizm şuan ki toplum için hiç mümkün gözükmemektedir. Sosyalizm ise göstermelik olarak uygulanan bir sistemdir. Kapitalist sosyalizm ağırlıklı olarak ülkeleri yönetmektedir. Ülkelerin çoğu mutlak monarşi ile yönetilmektedir ve bu gizli gizli devam etmektedir. En sosyalist ülkeler Norveç, Yeni Zelanda ya da Finlandiya gibi ülkelerdir. Amerika bile kapitalizmin çukuru olmuştur. Bir toplum için en uygun yönetim biçiminin komünizm olduğunu savunmaktadırlar. Bundan 1 asır önceki teknoloji ve nüfus olmadığı için mantıklı durmaktadır. En büyük örnek Çin'dir. Sosyalizm ile yönetilmekte gibidir ama kapitalizm işin içine girerek onları sosyal kapitaller haline getirmiştir. Sanayi devriminin başlangıcı para odağını ve üretimi arttırmıştır. İşin özeti nüfus arttıkça ihtiyaç arttı bu da üretimi mecbur kıldı. Makinaların devrimi insanları guguk kuşuna çevirdi. Mutsuz olmamızın sebebi başkaları için çalışmamızdır. Paranın kaynağı işçi sınıfına değil burjuvaya bağlıdır. Sendikalaşma bile paranın peşine düşen, etin peşindeki sinekler gibidir. Eski sendikalaşma işçinin yanındayken şimdikiler burjuva gibi davranmaktadır. Bize paranın yaptıkları hayatlarımızı çaldı, çalmaya ve huzursuz kılmaya devam ediyor. Sanırım en iyi bitiriş; Şimdi Marksizm olacaktır!
Reklam
·
Reklamlar hakkında
Reklam
·
Reklamlar hakkında
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.28.2