Ahmet Ümit'den okuduğum 3. eser oluyor kendisi. Daha önce okuduğum Kırlangıç çığlığı ve Kayıp Tanrılar Ülkesi'ni oldukça beğenmiştim. Bu eser de son basılan ve Nevzat Komiser'in hayatındaki çoğu karanlık kısma ışık tutan bir eser olması nedeniyle beklentim çok yüksek başladım.
Beklentimi karşıladığını ve kitabın elimden akıp gittiğini söyleyebilirim.
Konusundan kısaca bahsedersem;
Başkomiser Nevzat bu sefer Ağva'da bir iskelet bulunmasıyla yeni bir cinayet davasına el atıyor. Bu iskelet hiç beklenmeyecek şekilde Nevzat'ın eskiden baktığı bir davayla ve daha da ötesi kendi hayatıyla bağlantılı çıkıyor. Cinayeti aydınlatmaya çalışırken kendini İstanbul'un karanlık uyuşturucu çetelerinin ve emniyetteki ikiyüzlü ,kötü meslektaşlarının , dost sandığı düşmanlarının içinde buluyor, kızının ve karısının katiliyle yüzleşiyor.
Öncelikle yazarımızın dili her zamanki gibi akıcı, sıkmayan, merak uyandırıcı ve doğaldı. Ahmet Ümit'in eserleri genel olarak okuyucuyu sıkmıyor ve her sayfayı merakla bitirirken buluyorsunuz kendini. Kitap hızlıca akıp gitti ve olay örgüsünün bağlantısını beğendim. Kopukluklar yoktu bence. Kırlangıç çığlığı kitabında biraz ortalara doğru sıkılmış ve artık çözün şu cinayetleri demiştim ama bunda çok öyle olmadı. Belki de uyuşturucu çeteleri kısmında azıcık öyle hissetsem de yine de sıkılmadın genel anlamda.
Asıl en önemli kısmı bence sonuydu. Sonunda Nevzat'ın ailesini kimin öldürdüğünü, arabaya bombayı kimin koyduğunu, o haini öğrendik bu eserde... Baştan sona tüm Başkomiser Nevzat eserlerini okumamış olsam da ve ölümleriyle ilgili çok detaylı kısımları bilmesem de çok merak etmiştim. Gerçekten büyük bir merakla kim olduğunu öğrendim. Bu kısımla ilgili şunu söylemeliyim ki çok etkilenmedim maalesef. Tahmin ettim mi? Hem hayır hem de evet. Belki baştan sona tüm eserleri okumuş ve ölümleriyle ilgili detaylı olay örgüsüne hakim olsam tahmin ederdim yada daha çok etkilenir, şaşırırdım ama bende öyle olmadı. Bu kitaptan önce zaten olayları bilmediğimden tüm detayı bu kitapta Nevzat'ın hatırlarıyla geçmişe gidişiyle öğrendim.
Eser boyu şüpheyi tek bir noktaya topladı yazarımız ama net bir şekilde şaşırtmak için yapıldığı anlaşılıyordu zaten o yüzden o kişiden şüphelenmedim bile. O kişiyi öğrendiğimde de tahmin edilebilir dedim kendi kendime. Gidişattan belliydi... Daha büyük bir şaşırtmaca beklerdim. ( belki de olaylara tümüyle hakim kişiler hiç beklememiştir o kişinin çıkmasını dediğim gibi ben tüm kitapları okumamıştım).
Onun dışında asıl hayal kırıklığım Nevzat'ın tavırlarıydı. Karısının ve kızının katilini öğrenme yolundaki soğukkanlılığını geçtim öğrendiğindeki tavırları bile aşırı sakin geldi bana ve bu nedenle etkileyici bulmadım anlatımı. Etkilemedi beni. Sanki Nevzat'ın duyguları alınmış gibiydi. Karısı ve kızını öldüren adam orda nasıl bu kadar sakinsin Nevzat dedim kendi kendime okurken. Bu kısımları bence yazarımız okuyucuya geçirememişti. Duygudan yoksun satırlardı ve gerçekçi değildi. Öfke, yıkım görmek isterdim, o şaşkınlığı hissetmek isterdim ama hiçbiri yoktu. Çok doğal karşıladı ana karakterimiz bu inanılmaz durumu. Kitabın bence en büyük eksisi buydu. Bu kısmı hiç beğenmedim.
Onun dışında güzeldi. Kimin dost kimin düşman olduğunu anlama kısmındaki Nevzat'ın gözlemleri, zekası. Ali karakterini yine çok sevdim. Her karakter kendine özgü ve gayet başarılı yansıtılmıştı.
Kafa dağıtmalık ,hızlı okunabilecek ve okuyucuyu kendine bağlayabilecek bir eser. Özellikle polisiye severler kesinlikle okumalı Ahmet Ümit'i.
Kayıp Tanrılar Ülkesi kadar beğenmesem de bence Kırlangıç Çığlığı eserinden daha başarılı ve daha akıcıydı.