Perec’in Doğdum adlı eseri, okumuş olduğum önceki kitaplarındaki kurgusal veya oyunbaz yapının aksine, yazarın kendi iç dünyasına, yaratım süreçlerine ve en temel varoluşsal yaralarına doğrudan baktığı bir otobiyografik denemeler ve notlar derlemesi olmuş bir nevi. Ölümünden sonra yayımlanan bu kısa ama yoğun kitap, okura Perec edebiyatının mutfağına girme ve onun zihinsel haritasının şifrelerini çözme imkânı sunuyor.
Kitabın bence en vurucu yanlarından biri, Perec'in kendi geçmişiyle kuramadığı bağdı. Ailesini II. Dünya Savaşı'nda (annesini Auschwitz'te, babasını cephede) çok küçük yaşta kaybeden yazar, metinde ağır bir miras eksikliğinden bahsetmiş. Ailesinin dili, inancı, tarihi ve kültürü ona aktarılmamıştır. Yazar bu durumu ucuz bir nostalji ya da acıtasyon malzemesi yapmaz; aksine, bu mülksüzleştirilme halini soğukkanlı bir bilince dönüştürür. Kitap, aslında hiç sahip olunamayan o belleği edebiyat yoluyla sıfırdan icat etme ve o devasa boşluğu kelimelerle doldurma çabasıydı.
Şeyler romanındaki nesne fetişizminin veya diğer metinlerindeki yapısal oyunların arka planı bu kitapta aydınlanır. Perec’in mekânların, yediği yemeklerin, hayallerinin veya edebi tasarılarının dökümünü sürekli çıkarma takıntısının salt bir üslup gösterişi olmadığı anlaşılır. Bu listeleme huyu; geçmişte yitirilenlerle gelen unutulma ve kimliksizleşme kaygısına karşı yazarın geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Etrafındaki her şeyi kayıt altına almak, yitip giden bir tarihe karşı kendi varlığını kanıtlama çabasıdır.
Metin, klasik bir otobiyografi gibi doğumdan başlayıp kronolojik ve tutarlı bir şekilde ilerlemez. Zaten yazar, kendi doğumuyla ilgili (saati, dönemin siyasi iklimi) kesin bilgilere bile şüpheyle ve ironiyle yaklaşır. Kitaptaki birbirinden farklı formlardaki yazılar, toplantı tutanakları ve kısa anlatılar; bir kimlik inşasının ancak fragmanlar halinde, kopuk kopuk ve sancılı bir süreç olabileceğini gösterir. Perec, kendi yaşamının otopsisini yaparken, aslında modern insanın köksüzlük ve aidiyet krizini de masaya yatırmış olur.
Son olarak toparlamam gerekirse Doğdum, okurun Georges Perec'i sadece biçimsel oyunlar yapan bir dâhi olarak değil, devasa bir hiçliğin ortasında kelimelerle kendine bir varoluş alanı kazımaya çalışan yaralı bir kimlik olarak görmesini sağlar. Yazarın diğer kitaplarındaki edebi deneylerin ardında yatan o derin melankolinin ve unutmaya karşı verilen savaşın sessiz bir manifestosu olduğu için Perec okumalarında İlk sıralarda okunması gerektiğini düşünüyorum.
DoğdumGeorges Perec · Yapı Kredi Yayınları · 2021441 okunma