Şeyler (Altmışlı Yılların Bir Hikayesi)Georges Perec

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.056
Gösterim
Adı:
Şeyler
Alt başlık:
Altmışlı Yılların Bir Hikayesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421973
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Choses
Çeviri:
Sevgi Tamgüç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
60'lı Yılların Bir Hikayesi: Şeylere Dair Bir Hikaye...
Jerome'la Sylvie, özgürlüklerinden hiç ödün vermeden herşeye sahip olmayı düşlerler. Oysa öğrencilikten çıkıp daracık odalardan, "bir pantolon, bir kazak"tan, kötü yemekhane yemeklerinden kurtulmanın ve düşledikleri yaşama ulaşmanın bir bedeli vardır. Nesnelerle örülü yaşam giderek daha da ulaşılmaz bir imgeye dönüşür.
Perec, ikinci basımını yaptığımız Şeyler'de, 60'lı yılların, Jerome'la Sylvie ve arkadaşlarının bu hikayesiyle Fransız toplumunun keskin bir tanımını veriyor. Dahası her şey ne kadar tanıdık...
(Arka Kapak)

Açılış bölümü, s. 9-16

Gözler önce yüksek, dar ve uzun koridordaki halı döşemenin üzerinde kayacaktı. Duvarlar, akağaçtan yapılma gömme dolaplardan oluşacak, dolap kapaklarının üstündeki bakırlar ışıldayacaktı. Birincisi Epsom'da galip gelen Thunderbird'ü, ikincisi Ville-de-Montereau çarklı gemisini, üçüncüsü Stephenson'un bir lokomotifini canlandıran üç gravürü geçtikten sonra, itmek için minicik bir hareketin yeteceği, damarlı karaağaçtan iri halkalarla tutturulmuş deri bir perdeye ulaşılacaktı. O zaman halı döşemenin yerini, soluk renkli üç halının yer yer örttüğü sarımsı parke alacaktı.

Burası, yedi metre uzunluğunda, üç metre genişliğinde bir oturma odası olacaktı. Sol tarafta yüklüğü andıran bir girintide kitapların karmakarışık yığıldığı, parlaklığını yitirmiş kuşkirazı ağacından yapılma iki kitaplık arasında, yıpranmış siyah deriden kocaman bir divan duracaktı. Eski çağlarda hazırlanmış bir harita, divanın üstündeki panoyu boydan boya kaplayacaktı. Sehpanın gerisinde, iri başlı üç bakır çiviyle, deri perdeye simetrik olarak duvara tutturulmuş ipek seccadenin altında açık kahverengi kadife kaplı bir başka divan birinci divana dikey duracaktı. İkinci divanı geçtikten sonra üzerinde bibloların, akiklerin, yumurta şeklinde taşların, enfiye kutularının, şekerliklerin, yeşim küllüklerin, sedef deniz kabuğunun, gümüş bir cep saatinin, bir kesme camın, kristal bir piramidin, oval çerçeve içinde bir minyatürün dizildiği üç raflı, yüksek ayaklı, koyu kırmızı vernikli, ince bir mobilyaya ulaşılacaktı. Daha ötede, kapitone kaplı bir kapıdan sonra, Carrousel Bayramı Büyük Geçit Töreni'ni canlandıran gravürün altında, menevişli dört çelik düğmesinden başka yeri fark edilmeyen, kapalı bir pikapla, plakların ve küçük kutuların bulunduğu üst üste konmuş raflar bir köşe oluşturacaktı. Jouy tülü taklidi, kahverengili beyazlı perdeleri olan pencereden birkaç ağaç, küçücük bir park, bir yol ağzı görülecekti. Kâğıt kalem dolu kapaklı çalışma masasının yanı sıra küçük, bambu bir koltuk da bulunacaktı. Atina tipi bir sehpanın üstünde telefon, deri kaplı ajanda, not defteri duracaktı. Başka bir kapının ötesinde de, maun çerçeveli boy aynasının altında yer alan ve üzerinde sarı güllerle dolu, mavi bezemeli silindir bir vazo bulunan, kendi çevresinde döner alçak, kare kitaplıktan sonra ekose kumaş kaplı iki bankın arasındaki dar bir masanın yanından deri perdeye ulaşılacaktı.

Her yan kahverengi, toprak rengi, pas rengi, sarı olacaktı; renkleri biraz atmış, tonlarının dozu özenle, neredeyse tartılarak ayarlanmış, ortada daha açık renkli birkaç lekenin, bir yastığın adeta cırlak kavuniçisinin, ciltlerin arasında yitip gitmiş alacalı birkaç kitabın dikkati çekeceği bir dünya olacaktı burası. Gündüz dalga dalga giren ışık, güllere karşın yine de biraz hüzünlü kılacaktı bu odayı. Akşam odası olacaktı burası. Kışın, perdeler örtüldüğü zaman, birkaç ışık noktasıyla "kitaplıkların durduğu köşe, müzik dolabı, yazı masası, iki kanepe arasındaki sehpa, aynadaki belli belirsiz yansımalar" tüm nesnelerin, cilalı tahtanın, zengin ve ağır ipeğin, kesme kristalin, yumuşacık derinin parlayacağı gölgeli büyük mekânlarla huzur dolu bir liman, bir mutluluk ülkesi olacaktı.

Birinci kapı açık renk halı döşeli bir odaya açılacaktı. Tüm zemini kocaman bir İngiliz yatağı kaplayacaktı. Sağda, pencerenin iki yanında dar ve uzun iki etajerin üstünde bıkmadan usanmadan kezlerce ele alınmış birkaç kitap, albümler, oyun kartları, çömlekler, kolyeler, ıvır zıvır bulunacaktı. Sol tarafta, meşe ağacından yapılma eski dolapla tahta, bakır karışımı ayaklı iki giysi askısı, ince çizgili gri ipek döşemeli alçak ve yayvan bir koltukla tuvalet masasının karşısında duracaktı. Banyoya açılan yarı aralık kapıdan kalın bornozlar, kuğu boyunlu bakır musluklar, istenilen yöne çevrilebilir büyük bir ayna, bir çift İngiliz tıraş bıçağıyla yeşil deriden kılıfları, şişeler, kemik saplı fırçalar, süngerler göze çarpacaktı. Odanın duvarları alaca renkli dokuma kaplı olacaktı; yatak İskoç battaniyesiyle örtülü olacaktı. Üç yüzeyi çepeçevre bakır işlemeli bir komodinin üzerinde çok uçuk gri renkte ipek abajurlu gümüş bir şamdan, sarkaçlı, küçük, dikdörtgen bir saat, ayaklı kadeh içinde bir gül ve komodinin alt katında katlanmış gazetelerle birkaç dergi bulunacaktı. Daha ilerde, yatağın ayakucunda, gerçek deriden yapılma iri bir puf duracaktı. Pencerelerdeki tül perdeler bakır raylar üzerinde kayacaktı; kalın yünlü gri güneşlikler yarı yarıya örtülü duracaktı. Oda alacakaranlıkta da aydınlık görünecekti. Gece için hazırlanmış yatağın üzerindeki duvarda, Alsace tipi iki küçük apliğin ortasında asılı duran ve uçan bir kuşu gösteren dar, uzun, olağanüstü siyah beyaz fotoğraf, biraz yapmacıklı yetkinliğiyle göze çarpacaktı.

İkinci kapıdan çalışma odası görünecekti. Duvarlar baştan aşağı kitaplarla, dergilerle kaplı olacak, ciltlerin, dergilerin sıra sıra görüntüsünü bölmek için sağda solda, gravürler, desenler, fotoğraflar "Antonello de Messine'den Saint Jérôme, Saint Georges'un Zaferi'nden bir detay, Piranese'de bir zindan, Ingres'in bir portresi, Klee'nin fırçasından küçük bir manzara resmi, Renan'ı Collège de France'daki çalışma odasında gösteren sararmış bir fotoğraf, Steinberg'de büyük bir mağaza, Cranach'ın Melanchthon'u*" raflara gömülmüş tahta panolara tutturulmuş olacaktı. Pencerenin biraz solunda, azıcık yanda, Lorraine stili uzun bir masa, büyük kırmızı kurutma kâğıdıyla kaplı olacaktı. Tahta çanakların, uzun kalemliklerin, her türden çömleğin içinde kalemler, ataçlar, büyük boy kâğıtlar, kâğıt maşaları bulunacaktı. Bir cam kalıbı küllük görevini görecekti. Saf altın Arabesk bezemeli siyah deriden yuvarlak bir kutu, sigara dolu olacaktı. Siperlik biçiminde yeşil opalin abajurlu, sağa sola zorlukla döndürülen eski bir masa lambasından ışık gelecekti. Masanın her iki yanında, hemen hemen karşılıklı duran, uzun arkalıklı, deri ve tahta karışımı iki koltuk bulunacaktı. Daha soldaysa, duvar boyunca, dar bir masanın üstü kitapla dolup taşacaktı. Cam yeşili deri kaplı geniş ve derin bir koltuktan sonra, madeni gri klasörlere, akağaçtan fiş kutularına ulaşılacaktı. Daha küçük boyutlu üçüncü bir masanın üstünde bir İsveç lambası ve muşamba kılıflı bir yazı makinesi duracaktı. En dipte lacivert kadife örtülü daracık bir yatak, üstünde de rengârenk yastıklar olacaktı. Odanın hemen hemen ortasında duran, boyalı tahtadan üç ayaklı sehpanın üzerinde eski taklidi, naif tarzda boyanmış karton ve Alman gümüşünden yapılma bir dünya haritası duracaktı. Pencerenin kırmızı perdesiyle yarı yarıya gizlenmiş çalışma masasının ardında, cilalı tahtadan yapılma bir kütüphane merdiveni, odayı çepeçevre dolaşan bakır ray boyunca kayabilecekti.

Yaşam kolay, yalın olacaktı burada. Maddi yaşamın tüm sorunlarına, tüm yükümlülüklerine doğal bir çözüm bulunacaktı. Temizlikçi kadın her sabah gelecekti. Şeker, yağ, şarap on beş günde bir eve getirilecekti. Geniş, aydınlık, karoları mavi armalı bir mutfak olacaktı, mutfakta sarı renkli Arabesk bezemeli, madeni ışıltılar saçan üç seramik tabak bulunacaktı; her yanda gömme dolaplar, ortada beyaz ahşap bir masa, tabureler, banklar bulunacaktı. Her sabah duştan sonra yarı giyinik olarak buraya gelip oturmak hoş olacaktı. Masanın üstünde greli seramikten kocaman bir yağ kabı, marmelat, bal kavanozları, tostlar, ortadan ikiye bölünmüş greyfurtlar duracaktı. Günün erken bir saati olacaktı. Uzun bir mayıs gününün baş
George Perec'i ilk defa okudum. Girişte yaklaşık 20 sayfa kadar evdeki eşyaların betimlemeleriyle geçiyor. O kısımları okurken biraz dikkatim dağıldı ve kitaba başlarda pek giremedim. Ama sonradan karakterler ortaya çıkınca konu ve kurgu yavaş yavaş belli olmaya başlayınca kitaba küçük bir kıvılcım çakmış oldu.

Konu Jerome ve Slyvia etrafında dönüyor. Bu iki karakterin daha önce yaşadıkları da anlatıldığı için karakterler hakkında oldukça doyurucu bilgiye sahip oluyorsunuz. Geçmişe Flash Backler yapılarak sürdürülen roman hayatın zorlukları ve bu iki karakterlerin bu durum karşısında bitmez tükenmez bir direniş göstermeleri sonucunda yaşadıkları çeşitli olayları konu alıyor. Perec'in diğer romanlarını da okumayı istiyorum. Olmazsa olmaz bir roman değildi ancak hanenize güzel bir artı yazar.
Kitap hakkında inceleme yapmadan önce sizinle kitapla alakalı olacağını düşündüğüm bir anımı paylaşacağım:


Lise yıllarımda Felsefe Hocamla aramızda kısa bir konuşma geçti,o yıllarda tek derdimiz üniversite sınavı idi,sanki sınavı kazanırsak tüm dertlerimiz tümüyle bitecek diye düşünecek kadar hayalperesttik.çocuktuk...İşte bende yüz yüze ve sadece ikimizin olduğu bir ortamda felsefe hocama bunu dile getirdim çocuk saflığı ile üniversite sınavını kazansam da...diye başlayan bir sürü hayal ile devam eden cümleler...Hocam ise hafızamdan hiç silinmeyen bir cevap verdi bana: ''Üniversite sınavını bitirdikten sonra da dert bitmez,mezun olma telaşı,mezun olduktan sonra iyi bir işe girme endişesi,işe sahip olduktan sonra,toplum tarafından yapılan evlenme baskısı,evlilik içinde iken büyüklerden gelen çocuk yap baskısı,çocuk olduktan sonra onu büyütme-okutma-evlendirme...kısaca ölene kadar bir yığın dert,üzüntü,telaş peki kişisel özgürlüğe,kişisel heveslere ne olacak ? '' demişti.


Yine kitap ile alakalı internet sitelerinde okuduğum bir yorumu sizinle paylaşayım:

GENÇ iken(Üniversite yılları) (Güç var,zaman var,ama para yok)
ORTA YAŞLARDA(Çalışma Çağında ) (Para var,güç var ama zaman yok)
YAŞLI iken(Emeklilik yılları) (Para var,zaman var,ama güç yok)

(zaman sözcüğü burda boş vakit anlamında kullanılmışken güç sözcüğü ise sağlık-kuvvet anlamında kullanılmıştır,paradan söz etmeye gerek yok maalesef hepimiz onun ne olduğunu biliyoruz )



Bu kısımdan sonra SPOİLER içerir !


ŞEYLER kitabında genç evli çiftimiz,zenginlik hülyaları kurmaktadır herkes gibi.İleri de şunlarım şunlarım olsun diye tatlı hayallere dalarlar.Bu amaçlarını gerçekleştirmek için karşılarında iki yollları vardır ya herşeyden feragat(mümkün olduğunca para harcamaksızın) edip hiç dinlenmeksizin çalışmak(boş vakitten feragat edip) ya da arasıra kaçamaklar yapıp,günü yaşayarak ara sıra parada savurganlık yapmak ama tatlı düşleri her daim diri tutmak.Çiftimiz GÜNÜ(ANI) yaşayarak ikinci yolu seçiyorlar(CARPE DİEM-ANI YAŞA)


İlk yolu seçenler zamanla yaşlanırlar ve istediklerine ulaşsalar bile hayallerine ulaştıkları anda yaşlı olacakları için ulaştıklarının keyfini süremezler.


Genç çiftimiz gibi İkinci yolu seçenler ise hiçbir zaman isteklerine ulaşamazlar,anın getirdiği zevklerle avunurlar.Aynı zamanda çiftimiz genç iken bazı siyasal olaylara karışırlar az da olsa sisteme karşı bir mücadelenin yapıldığı eylemlerde bulurlar kendilerini.Ama bu hırs-mücadele azimleri de kısa zamanda söner.


Aslında bu noktada yazar hem burjuva özentimizi eleştirerek dile getirirken hem de her iki yolunda hatalı olduğunu belirtiyor.Reklamlar bizi hiçbir zaman sahip olamayacağımız(yatlar-katlar...) şeyleri özendirir.Oysa basit İktisat deyimiyle dünyadaki şeyler(para-maddiyat) sınırılıdr,ancak sınırlı sayıda zengin vardır,günümüzdeki gibi kapitalist bir sistemde herkesin zengin olması asla mümkün değildir ki ! İşte sistemi yönetenler bunu biz fakirlerden çok daha iyi bildikleri için bizi reklamlarla kandırarak bizim zenginlik hayallerimizi gündemde tutarak bizi sisteme adapte olmaya davet ederler.Yazar bu eleştirilerini de satır aralarına gizlemiş.


Modernizm ve konforizm eleşitrisi yapan yazar aynı zamanda bizim asla gerçekleşmeyecek burjuva özentimize,tüketim köleliğimize de atıfta bulunur.Bu eleştiriyi yaparken ise ŞEYLER yani yaşamımıza yön veren NESNELER ve onların bize etkisini vurgulayarak anlatır.


Evli çiftimiz yaşamlarında değişiklik yapmak için TUNUS'TAKİ bir iş teklifine evet derler ve yaşamlarını bir süre orada devam ettiriler(MONTAİGNE kendinden kaçamazsın çünkü her gittiğin yere kendini de götürürsün der yazdığı denemelerde).Bu kısımları da çok beğendim,NOSTALJİ özlemi,yabancı bir ülkedeki UYUM SORUNUNU çok iyi anlatmış yazar.Çiftimiz yine umduğunu bulamaz,yine hayeller,hiç bitmeyen umutlar...



Tatar Çölü kitabını bu kitaba çok benzettim şu açıdan,her iki kitapta da ilk gençliğimizde ilk yaşama mücadelesine adım attığımızda hiç gerçekleşmeyecek çocukluk hayallerimiz,sonra ise yetişkinlik istekleri...sonunda ise ölüm.Ama ŞEYLER kitabı bana daha derin bir kitap izlenimi bıraktı,NESNELER ve onların yaşamımıza etkisini güçlü bir şekilde esere yedirdiği için ŞEYLER kitabını daha çok sevdim.


ŞEYLER kısaca hepimizi anlatır,dünyayı anlatır,yaşam mücadelesini anlatır.Hayallerimiz ,arzularımız ve bunların ne kadarına sahip olabileceğimizi sorgular.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.800 Oy)8.090 beğeni25.845 okunma614 alıntı125.834 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.014 Oy)17.382 beğeni39.248 okunma2.055 alıntı164.237 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.777 Oy)7.308 beğeni20.430 okunma667 alıntı78.890 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.407 Oy)8.360 beğeni22.657 okunma1.408 alıntı104.746 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.939 Oy)3.462 beğeni11.617 okunma1.028 alıntı47.343 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.960 Oy)12.406 beğeni31.562 okunma2.729 alıntı131.718 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.483 Oy)5.764 beğeni15.128 okunma2.181 alıntı78.025 gösterim
  • Genç Werther'in Acıları
    8.3/10 (2.418 Oy)2.155 beğeni7.826 okunma3.225 alıntı50.718 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.220 Oy)5.333 beğeni18.021 okunma683 alıntı91.694 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (2.995 Oy)3.055 beğeni9.355 okunma3.980 alıntı84.556 gösterim
ŞEYLER ~ PEREC
Georges Perec'in okuduğum ilk kitabıydı. Şeyler'in üslubu oldukça yalın ve okunaklı, kahramanların ellerimizden tutup bizi götürdüğü sahnelerin gösterilme süreci oldukça akıcıydı. Betimlemelerini başarılı buldum, zihnimde direkt oluşuma neden olabildiler, bu çok önemli. Değişik bir konuya sahip diyebilmek çok doğru olmaz, aslında hepimizin içinde bulunduğu ama çok azımızın kabullenip ortaya "uyanık" olarak çıkarabildiği durumları konu almış. Realist bir kalemle, sert bir şekilde ara notlar ve yorumlar yapmış yazar, bu çok hoşuma gitti, çünkü kitaptaki karakterlerle, yazar ve okur sanki bir masada oturuyor da yazar, karakterlerin söylediğini ilk defa orda duyan, ve iç sesimizin çoğu zaman söylediği, dış sesin bastırdığı; iç ses gibi konuşuyor. Yazarların iyi birer gözlemci olduklarına zaten aşinayız, Perec de çok iyi bir gözlemci ki hayallere sahip insanlarla, gerçeklerle örtüşmeyen hayallere sahip insanlar (genelde aynı insanlar oluyor) arasındaki monoloğu çok sade aktarabilmiş. Ne yazık ki tam olarak "evreka!" diyemediğim "hmmm'latacak" bir şekilde sonlanıyor (Realist bir şekilde sonlanmasının doğru olduğunu düşünmeme rağmen) ve ağızda kötü bir şarabın bıraktığı o köhne ve buruk tadı bırakıyor, sadece şarap içmiş oluyorsunuz demek istemiyorum, belki de şarabı içtiğiniz yerde kaliteli müzik çalıyorlardır bilemiyorum, aslında biraz bu sizin damak zevkinizin inceliğine kalmış bir durum. Gene de Perec'in üslubunu sevdim, Uyuyan Adam'la, tekrar bir kadeh şarap içeceğim.
Uzun zamandır aklımda olan bir yazardı Georges Perec. Ve ilk olarak (belli bir sebebi yok) ŞEYLER kitabını okumayı tercih ettim. Benim için iyi bir başlangıç oldu. Enazından hayatımda verdiğim mücadelenin nekadarında gerçek anlamda mutlu olduğumu sorguladım... Kitap, okuyana Mutluluk kavramını sorgulatıyor bir bakıma.
----
Kitabın arka kapağında 60 lı yılların bir hikayesi dese de -belki de güncelliğini koruduğuna dikkat çekmek içindir- günümüze de ışık tutuyor.Yazar, Jarome ve Sylvie çifti üzerinden toplumdaki tüketim hastalığını,orta sınıfın daha fazlasını isteyerek zenginliği mutlu olma aracı haline getirmelerini hem sisteme hem de bireylere yönelik eleştirilerle çok güzel aktarmış. Rahatlıklarından ve özgürlüklerinden ödün vermeden Mutluluğu maddede arayanların hikayesi bana göre. Hepimizden bir şeyler var kitapta. Ben çok sevdim Perec'i. Okumanızı tavsiye ederim. Son olarak yazarın da kitabın sonunda yer verdiği Karl Marx'a ait sözü paylaşarak yorumu bitiriyorum.

" Sonuç kadar araç da gerçeğin bir parçasını oluşturur. Gerçek arayışının kendisinin de gerçek olması gerekir; gerçek araştırma, açık kolları sonuçta birleşen, ortaya serilmiş gerçektir."
Perec'in Kayboluş'tan sonra okuduğum ikinci kitabı. Roman 60'lı yıllarda yaşayan bir çifti anlatırken betimlemeleri bol bol kullanmış, belki eşyalar ve yaşanılan ortam betimlemelerinden 60 lı yıllar olmasının bir anlamı olabilir ama anlattığı öz itibarı ile günümüzde de geçerli bir konu.
Genç çiftin yaşamlarını anlatırken, okuyucuya "kişisel özgürlükler mi daha önemli yoksa etrafımızda bizi saran sahip olduğumuz veya sahip olmayı istediğimiz/düşlediğiniz şeyler/hayatlar mı?" diye sorduruyor ve burjuva yaşamına bir özentinin (lüks ve pahalı bir yaşam isteyen herkes için) kişisel özgürlüklerin sonunu getirdiğini göstermiş. Tavsiye edilir.
Keyifli okumalar
"Şeyler" yazarın ilk kitabı, 1965 yılında kaleme alınmış kısacık bir roman. Roman kahramanları Jérôme ve Sylvie öğrenimlerini yarım bırakmış, anketör olarak çalışıyorlar. Düzenli bir işleri yok. Ama gördükleri her eşyaya sahip olmak, güzel giyinmek, pahalı restoranlara gitmek, komforlu evlerde yaşamak istiyorlar. Tüm bunlara sahip olmak isterken özgürlüklerinden de hiç bir ödün vermek istemiyorlar. Düşleri ile imkanları arasında büyük bir uçurum var. Sahip olmak istedikleri şeyleri elde etmek için düzenli, iyi bir işlerinin olması gerekiyor. Ama onlar inatla bundan kaçarak, sisteme boyun eğmemekte ısrar ediyorlar. Yazar Jérôme ve Sylvie'nin yaşamı üzerinden insanların çılgınca gördükleri her eşyayı sahiplenme ihtirasını ele alarak, İnsan neden hep daha fazla eşyaya sahip olmak ister, Sahip olmak istediğimiz tüm nesneler yaşamımızı sürdürmek için gerekli olduğundan mı onlara sahip olmak isteriz yoksa onlara sahip olmak için mi yaşıyoruz? sorularını yanıtlamaya çalışmış. Çok beğenerek okudum kitabı, Georges Perec ile tanışmadıysanız bu kitabından başlayabilirsiniz
Genç bir çiftin kapitalist düzenin dayatmalarına karşı mücadelesini anlatıyor. Akıcı ve yazarın çok iyi tespitleri olan bir kitap. Yazarın en iyi kitabı olduğunu söyleyebilirim.
Tamam çok okumadım 20-25 sayfa... ama yine de bir izlenimim var; hikayenin içine bir türlü giremedim, hep kenarında kaldım. Biraz kapalı bir roman açıkçası; çok içine çekemiyor. 20-25 sayfa dayanabildim. Bu kadarcıkta bile betimlemeden yıldım. Tavsiye edemeyeceğim.
Perec’in Şeyler isimli bu kitabını tavsiyelerine güvendiğim ve çok sevdiğim @mayisrukelin hikayesinde görüp almıştım ve şaşırtmadı ki harika bir kitaptı. Beni Perec ile tanıştırdığı için kendisine minnet duyar bir konumdayım şu yorumu yazarken.
Kitap sizi daha baştaki bir söylem ile içine çekiyor aslında “Zevkler yoğun olacaktı. Zevk alacaklardı yürümekten, gezmekten, seçmekten, değerlendirmekten. Yaşamaktan zevk alacaklardı. Bir yaşama sanatı olacaktı yaşamaları.” Devamında ise büyük bir bilinmezliğe sürüklüyor.
Kitabı bitirdiğim o ilk anda çoğu güzel kitabın bende yarattığı o hiçbir şey anlamamışlık hissi beni kapladı. Le Guin’in Mülksüzleri ya da Wenterson’un Vişnenin Cinsiyeti gibi bu kitaptan da hiç bir şey anlamadım. Son sayfayı okudum, kitabı kapattım ve sadece baktım. Boş boş baktım. Bir süre sonra jetonum düşünce küçük düşünce patlamaları yaşadım ve yazarın dilini bilen birileriyle konuşma ihtiyacı duydum. Bir süre önce beliren düşünce patlamalarım daha belirgin bir hal alınca kitap hakkında yazılmış inceleme ve eleştiri yazılarına bir göz attım. İşte sonunda her şey yerli yerine oturdu. Meğerse benim uzunca betimlemelerle eşya anlatan, sürekli yaşam mücadelesinde olan bir çift konu alan, kararsızlıklarla dolu, buram buram geçmiş kokan kitap hayatın tam kendisiymiş.
Kitabın başlığındaki şeyler aslında hem kapaktaki hem de kitabın başındaki eşyalardı. Eşyalarsa bizim yeni çağ anlayışından kaynaklı gereksiz yere bağlandığımız objelerdi. Meğerse kitap bize modernist anlayışı yansıtıyormuş -ki bunu anlayınca kitaba tekrar bir göz attım- ve bunu bizim suratımıza farklı yollarla çat çat vuruyormuş. Kitapta kapitalist düzene de çokça eleştiri göreceksiniz ve emin olun yazar sözünü hiç esirgememiş. Buna örnek olarak kitapta en sevdiğim cümlelerden biri olmayı başarmış bir cümleyi sizlere sunuyorum “Çok şey vadeden ve hiçbir şey vermeyen bu dünyada gerilim çok fazlaydı.”
Kitap bunları bize direkt söyleseydi saçma veya sıkıcı gelirdi değil mi? Bence evet ama yazar öyle bir kurgu ile yazmış ki bunları. İlk okuduğumuzda hayatı yaşamak mı, çalışmak mı ikileminde kalan tatlış mı tatlış çiftimizin onlara göre harika bir iş teklifi ile ülkelerinden kopup yaşadıkları zorlukları ve adaptasyon sürecini anlatan bir kitap olarak gördüm. İşte bu yüzden kitabı çok beğendim. Çünkü anlatmak istediğini çat çat söylemenin farklı yolları vardır. Sıkıcı bir şekilde de anlatabilirsin, böyle güzelce süsleyerekte.
Biraz düşünmek ve hayatı, kendinizi sorgulamak isterseniz bu kitabı okumanızı şiddetle öneririm. Ayrıca içinde harika aforizmalar bulacaksınız o yüzden post-itlerinizi hazırlayın. Şeyler’de kendi hayatınızı bulacağınıza eminim, siz de emin olun.
Okuduğum ilk Perec kitabı. Uzun betimlemeler kullanmasının anlatımını oldukça güçlendirdiğini düşünüyorum. Jerome ve Slyvia karakterleri üzerinden tüketim aşkı/bireysel özgürlük/insanın kendini tanıması konularına değinmiş. Okunması gerekli.
1962 yıllarının Fransası anlatılmış.sene 2017 değişen birşey yok.orta sınıf insanlarının tüketim çılgınlığı,yaşamın eşyalar üzerinden nasıl yok edildiği kısa yoldan zengin olma arayışlarıyla sistemin ne kadar insanları tüketip anlamsızlaştırıldığını çok iyi anlatmış...
“Ne sevinç, ne üzüntü hatta ne de sıkıntı duyuyorlardı, ama hala varolup olmadıklarını, gerçekten varolup olmadıklarını kendilerine sordukları oluyordu; düş kırıklığına uğratıcı bu sorudan, hiçbir özel hoşnutluk çıkaramıyorlardı, şu ayrıntı dışında: zaman zaman, belli belirsiz, bu yaşam uygun, yerinde, tuhaf ama, gerekliymiş gibi geliyordu: boşluğun ortasındaydılar.”
" Ayağı yere basmayan aptalca düşlerden, bir yönetmenden, savaştan ya da başka şeylerden konuşabilirlerdi; oysa zaman zaman, gerçek tek sohbetleri paraya, konfora, mutluluğa ilişkin olanlarmış gibi geliyordu onlara. "
"Ve tüm kış boyunca, ateşkese doğru yol alındıkça, gazetelerin söylediği gibi, kardeşin kardeşi öldürmesinin bir son bulacağı zamanı, geceleri yeniden gönül rahatlığıyla, sağ salim gezmenin, dolaşmanın mümkün olacağı ilkbaharın gelişini, gelecek tatillerini, gelecek yılı düşlediler."
Georges Perec
Sayfa 57 - Metis
" çalışmayanın yiyecek ekmek bulamayacağı kesin ama çalışan da hayatını yaşayamıyor. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeyler
Alt başlık:
Altmışlı Yılların Bir Hikayesi
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753421973
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Choses
Çeviri:
Sevgi Tamgüç
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
60'lı Yılların Bir Hikayesi: Şeylere Dair Bir Hikaye...
Jerome'la Sylvie, özgürlüklerinden hiç ödün vermeden herşeye sahip olmayı düşlerler. Oysa öğrencilikten çıkıp daracık odalardan, "bir pantolon, bir kazak"tan, kötü yemekhane yemeklerinden kurtulmanın ve düşledikleri yaşama ulaşmanın bir bedeli vardır. Nesnelerle örülü yaşam giderek daha da ulaşılmaz bir imgeye dönüşür.
Perec, ikinci basımını yaptığımız Şeyler'de, 60'lı yılların, Jerome'la Sylvie ve arkadaşlarının bu hikayesiyle Fransız toplumunun keskin bir tanımını veriyor. Dahası her şey ne kadar tanıdık...
(Arka Kapak)

Açılış bölümü, s. 9-16

Gözler önce yüksek, dar ve uzun koridordaki halı döşemenin üzerinde kayacaktı. Duvarlar, akağaçtan yapılma gömme dolaplardan oluşacak, dolap kapaklarının üstündeki bakırlar ışıldayacaktı. Birincisi Epsom'da galip gelen Thunderbird'ü, ikincisi Ville-de-Montereau çarklı gemisini, üçüncüsü Stephenson'un bir lokomotifini canlandıran üç gravürü geçtikten sonra, itmek için minicik bir hareketin yeteceği, damarlı karaağaçtan iri halkalarla tutturulmuş deri bir perdeye ulaşılacaktı. O zaman halı döşemenin yerini, soluk renkli üç halının yer yer örttüğü sarımsı parke alacaktı.

Burası, yedi metre uzunluğunda, üç metre genişliğinde bir oturma odası olacaktı. Sol tarafta yüklüğü andıran bir girintide kitapların karmakarışık yığıldığı, parlaklığını yitirmiş kuşkirazı ağacından yapılma iki kitaplık arasında, yıpranmış siyah deriden kocaman bir divan duracaktı. Eski çağlarda hazırlanmış bir harita, divanın üstündeki panoyu boydan boya kaplayacaktı. Sehpanın gerisinde, iri başlı üç bakır çiviyle, deri perdeye simetrik olarak duvara tutturulmuş ipek seccadenin altında açık kahverengi kadife kaplı bir başka divan birinci divana dikey duracaktı. İkinci divanı geçtikten sonra üzerinde bibloların, akiklerin, yumurta şeklinde taşların, enfiye kutularının, şekerliklerin, yeşim küllüklerin, sedef deniz kabuğunun, gümüş bir cep saatinin, bir kesme camın, kristal bir piramidin, oval çerçeve içinde bir minyatürün dizildiği üç raflı, yüksek ayaklı, koyu kırmızı vernikli, ince bir mobilyaya ulaşılacaktı. Daha ötede, kapitone kaplı bir kapıdan sonra, Carrousel Bayramı Büyük Geçit Töreni'ni canlandıran gravürün altında, menevişli dört çelik düğmesinden başka yeri fark edilmeyen, kapalı bir pikapla, plakların ve küçük kutuların bulunduğu üst üste konmuş raflar bir köşe oluşturacaktı. Jouy tülü taklidi, kahverengili beyazlı perdeleri olan pencereden birkaç ağaç, küçücük bir park, bir yol ağzı görülecekti. Kâğıt kalem dolu kapaklı çalışma masasının yanı sıra küçük, bambu bir koltuk da bulunacaktı. Atina tipi bir sehpanın üstünde telefon, deri kaplı ajanda, not defteri duracaktı. Başka bir kapının ötesinde de, maun çerçeveli boy aynasının altında yer alan ve üzerinde sarı güllerle dolu, mavi bezemeli silindir bir vazo bulunan, kendi çevresinde döner alçak, kare kitaplıktan sonra ekose kumaş kaplı iki bankın arasındaki dar bir masanın yanından deri perdeye ulaşılacaktı.

Her yan kahverengi, toprak rengi, pas rengi, sarı olacaktı; renkleri biraz atmış, tonlarının dozu özenle, neredeyse tartılarak ayarlanmış, ortada daha açık renkli birkaç lekenin, bir yastığın adeta cırlak kavuniçisinin, ciltlerin arasında yitip gitmiş alacalı birkaç kitabın dikkati çekeceği bir dünya olacaktı burası. Gündüz dalga dalga giren ışık, güllere karşın yine de biraz hüzünlü kılacaktı bu odayı. Akşam odası olacaktı burası. Kışın, perdeler örtüldüğü zaman, birkaç ışık noktasıyla "kitaplıkların durduğu köşe, müzik dolabı, yazı masası, iki kanepe arasındaki sehpa, aynadaki belli belirsiz yansımalar" tüm nesnelerin, cilalı tahtanın, zengin ve ağır ipeğin, kesme kristalin, yumuşacık derinin parlayacağı gölgeli büyük mekânlarla huzur dolu bir liman, bir mutluluk ülkesi olacaktı.

Birinci kapı açık renk halı döşeli bir odaya açılacaktı. Tüm zemini kocaman bir İngiliz yatağı kaplayacaktı. Sağda, pencerenin iki yanında dar ve uzun iki etajerin üstünde bıkmadan usanmadan kezlerce ele alınmış birkaç kitap, albümler, oyun kartları, çömlekler, kolyeler, ıvır zıvır bulunacaktı. Sol tarafta, meşe ağacından yapılma eski dolapla tahta, bakır karışımı ayaklı iki giysi askısı, ince çizgili gri ipek döşemeli alçak ve yayvan bir koltukla tuvalet masasının karşısında duracaktı. Banyoya açılan yarı aralık kapıdan kalın bornozlar, kuğu boyunlu bakır musluklar, istenilen yöne çevrilebilir büyük bir ayna, bir çift İngiliz tıraş bıçağıyla yeşil deriden kılıfları, şişeler, kemik saplı fırçalar, süngerler göze çarpacaktı. Odanın duvarları alaca renkli dokuma kaplı olacaktı; yatak İskoç battaniyesiyle örtülü olacaktı. Üç yüzeyi çepeçevre bakır işlemeli bir komodinin üzerinde çok uçuk gri renkte ipek abajurlu gümüş bir şamdan, sarkaçlı, küçük, dikdörtgen bir saat, ayaklı kadeh içinde bir gül ve komodinin alt katında katlanmış gazetelerle birkaç dergi bulunacaktı. Daha ilerde, yatağın ayakucunda, gerçek deriden yapılma iri bir puf duracaktı. Pencerelerdeki tül perdeler bakır raylar üzerinde kayacaktı; kalın yünlü gri güneşlikler yarı yarıya örtülü duracaktı. Oda alacakaranlıkta da aydınlık görünecekti. Gece için hazırlanmış yatağın üzerindeki duvarda, Alsace tipi iki küçük apliğin ortasında asılı duran ve uçan bir kuşu gösteren dar, uzun, olağanüstü siyah beyaz fotoğraf, biraz yapmacıklı yetkinliğiyle göze çarpacaktı.

İkinci kapıdan çalışma odası görünecekti. Duvarlar baştan aşağı kitaplarla, dergilerle kaplı olacak, ciltlerin, dergilerin sıra sıra görüntüsünü bölmek için sağda solda, gravürler, desenler, fotoğraflar "Antonello de Messine'den Saint Jérôme, Saint Georges'un Zaferi'nden bir detay, Piranese'de bir zindan, Ingres'in bir portresi, Klee'nin fırçasından küçük bir manzara resmi, Renan'ı Collège de France'daki çalışma odasında gösteren sararmış bir fotoğraf, Steinberg'de büyük bir mağaza, Cranach'ın Melanchthon'u*" raflara gömülmüş tahta panolara tutturulmuş olacaktı. Pencerenin biraz solunda, azıcık yanda, Lorraine stili uzun bir masa, büyük kırmızı kurutma kâğıdıyla kaplı olacaktı. Tahta çanakların, uzun kalemliklerin, her türden çömleğin içinde kalemler, ataçlar, büyük boy kâğıtlar, kâğıt maşaları bulunacaktı. Bir cam kalıbı küllük görevini görecekti. Saf altın Arabesk bezemeli siyah deriden yuvarlak bir kutu, sigara dolu olacaktı. Siperlik biçiminde yeşil opalin abajurlu, sağa sola zorlukla döndürülen eski bir masa lambasından ışık gelecekti. Masanın her iki yanında, hemen hemen karşılıklı duran, uzun arkalıklı, deri ve tahta karışımı iki koltuk bulunacaktı. Daha soldaysa, duvar boyunca, dar bir masanın üstü kitapla dolup taşacaktı. Cam yeşili deri kaplı geniş ve derin bir koltuktan sonra, madeni gri klasörlere, akağaçtan fiş kutularına ulaşılacaktı. Daha küçük boyutlu üçüncü bir masanın üstünde bir İsveç lambası ve muşamba kılıflı bir yazı makinesi duracaktı. En dipte lacivert kadife örtülü daracık bir yatak, üstünde de rengârenk yastıklar olacaktı. Odanın hemen hemen ortasında duran, boyalı tahtadan üç ayaklı sehpanın üzerinde eski taklidi, naif tarzda boyanmış karton ve Alman gümüşünden yapılma bir dünya haritası duracaktı. Pencerenin kırmızı perdesiyle yarı yarıya gizlenmiş çalışma masasının ardında, cilalı tahtadan yapılma bir kütüphane merdiveni, odayı çepeçevre dolaşan bakır ray boyunca kayabilecekti.

Yaşam kolay, yalın olacaktı burada. Maddi yaşamın tüm sorunlarına, tüm yükümlülüklerine doğal bir çözüm bulunacaktı. Temizlikçi kadın her sabah gelecekti. Şeker, yağ, şarap on beş günde bir eve getirilecekti. Geniş, aydınlık, karoları mavi armalı bir mutfak olacaktı, mutfakta sarı renkli Arabesk bezemeli, madeni ışıltılar saçan üç seramik tabak bulunacaktı; her yanda gömme dolaplar, ortada beyaz ahşap bir masa, tabureler, banklar bulunacaktı. Her sabah duştan sonra yarı giyinik olarak buraya gelip oturmak hoş olacaktı. Masanın üstünde greli seramikten kocaman bir yağ kabı, marmelat, bal kavanozları, tostlar, ortadan ikiye bölünmüş greyfurtlar duracaktı. Günün erken bir saati olacaktı. Uzun bir mayıs gününün baş

Kitabı okuyanlar 105 okur

  • merve
  • Evin
  • Sannyasin
  • Ali Can Avşar
  • des
  • Elif basaran
  • Cem Єren
  • Ayberk konca
  • Fuat Can Gevri
  • Yusuf Berkman

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%16.7
25-34 Yaş
%50
35-44 Yaş
%18.5
45-54 Yaş
%7.4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.7
Erkek
%48.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%13.2 (5)
9
%18.4 (7)
8
%23.7 (9)
7
%21.1 (8)
6
%13.2 (5)
5
%7.9 (3)
4
%0
3
%0
2
%2.6 (1)
1
%0