Adı:
Kayboluş
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Disparition
Çeviri:
Cemal Yardımcı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Birinci mucize: Georges Perec, Fransızca'nın en çok kullanılan sesli harfi olan "e"yi kullanmadan bir roman yazdı: La Disparition.

İkinci mucize: Cemal Yardımcı, bu romanı "e" harfini kullanmadan Türkçeleştirdi: Kayboluş.

Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılanmadı hiç! Dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü.

İkinci Dünya Savaşı'nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan has yazından yana olanların tad alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt. bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Bir bakıma bir tür "roman-karşıtı" romandır.
(Arka Kapak)
336 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Çok yorucu bir okumadan geldim, kitaba dair ne anlatabilirim diye düşünüyorum dünden beri.

Kitabın “e” harfi bulundurmayışı, çevrildiği diğer dillerde de “e” harfi kullanılmadan çevrilmiş olması tam bir reklam kampanyası olmuş. Yazarın bunu “Auschwitz” kampında “kaybolan” annesine ithafen yazdığını okumayan da kaldıysa tekrar belirtmiş olayım. E harfi kullanmamak demek bir kitabı yazarken sadece içeriği değil biçimi de kurgulamak demek. Kitabın kategorilendirildiği alandaki en başarılı örneklerden birisi sayılmasının da sebebi işte bu biçim kaygısı.

Neyse efendim bu e harfi olayına kanıp okumaya başladım kitabı; ama ilerlemeye çalıştıkça kitap bir bataklık misali ilerlememe engel oluyor sanki, okuyorum anlamıyorum, okumak istemiyorum, zorluyorum… Zaten okuduğum sırada göçebe yaşam tarzını benimsemiş, tekerlekli valizi ikinci kolunun yerini almış ilçeler ve şehirlerarası bir gezgin modumdayım. İçimdeki şeytan “Yarım bırak en iyisi, zaten bir halt anlamıyorsun! Uzaklaştın da kaç gündür zaten!!” diye dürteleyip duruyor, ben direnmeye uğraşıyorum.

Kitap Anton Ssliharf adlı karakterin uyku sorunuyla başlıyor. Bu karakterimizi bir türlü uyku tutmuyor ve karakter buna çözüm arıyor. Hatta bu bölümü yazar “Uyuyan Adam” isimli kitabına atfetmiş. (“Burada, bir zamanlar yazdığımız bir romandaki gibi mışıl mışıl uyuyan bir adam anlatılır.” – Anton Ssliharf kısmı/ 1. Bölüm açılış yazısı… ) Karakter rüya mı görüyor, kafasında mı kurguluyor, kendisi bir roman mı yazıyor gibi pek çok soru işaretleriyle boğuştum. Sonra işe polisiye kısım giriyor, Anton kayboluyor, sonra günlüğünden ve kendilerine yollanan mektuplardaki ipuçlarından yola çıkarak onu aramaya çıkan arkadaşları da bir bir kaybolmaya başlıyor.

Bu kısımlar tam bir işkence... Kitap ne anlatıyor, konu ne, olay ne... Tam bir keşmekeş var, içinden çıkmaya çalışırken anlamlandırmaya çalıştığınız kısım daha da bir artıyor. Bu kısmı okurken bir noktadan sonra anlama işini akışına bırakıp anladıklarımla yetinip, ileride bir düzene oturacağına dair inancıma tutunarak okumayı sürdürdüm. Keşmekeşin düzene oturması yaklaşık 14. Bölüme doğru oluyor, 14 bölüm böyle yarı anlayıp yarı anlamlandıramayarak gidiyor. Buraya kadar sabredip okumayı bırakmazsanız sanki okuduğunuz kitaba sihirli bir değnek değmiş gibi kitap bambaşka bir hale geliyor ve tüm kördüğüm yavaş yavaş gözünüze nakış gibi gelmeye başlıyor. #25647119

Başında anlamlandıramadığınız tüm olaylar keyifli bir şekilde birbirine bağlanıyor. Yazar da bunu aslında bize taa kitabın başında söylemiş fakat kurguyu yakalamaya çalışırken bunun farkına varmak zor. #25648503

Gizem çözülmeye, hikaye şekillenmeye başladıkça kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Ben 7 saatlik otobüs yolculuğunun nasıl bittiğini anlayamayacak kadar kaptırdım mesela kendimi bu noktadan sonra.

Kitapta yazarın sık sık kitabı okuyucuyla birlikte yazıp-okuyormuş gibi bir his vermesini çok sevdim, bizim okurken kaybolmuş hissettiğimiz kadar, yazar da yazarken kaybolmamak için belki de hatırlatma notlarını kitabın içine saklamış ve bunu kurguya çok başarılı bir şekilde yedirmiş. Sanki bu kısımdan sonra böyle yazmayı düşünmüştüm, tekrar nereden bağlayacağımı görmek için okuduğumda unutmamak adına bunu da buraya yazayım şeklinde bir yol izlemiş. Tabii bu benim uydurmam da olabilir. =) #25627947

Bu kitapla birlikte adını duyduğum, kitabın da en önemli örneklerinden sayıldığı “Oulipo” (Ouvroir de littérature potentielle, anlamı; "potansiyel edebiyat için atölye) diye bir akım varmış, bu akım Fransız edebiyatında hatırı sayılır bir yere sahip, edebiyat ile matematiği harmanlamış, içeriğinde bulmacalar, labirentler, iç-içe geçmiş karmaşık hikayeler barındıran farklı edebiyat tarzları yaratmayı amaçlıyormuş. Şimdi bu akımla ilgisi var mı ya da neyle ilgisi var bilmiyorum ama kitapta çok fazla 3, 6 ve özellikle 29 rakamı vardı. Bunlar bir yere bağlanır umudu ile epey bir not aldım farkına ilk vardığımda fakat sonra başa çıkamayıp bıraktım, üzerine oldukça kafa yorsam da bir sonuca varamadım, varabilen veya bir bilgi bulabilen olursa yorumda konuşalım üzerine lütfen. Sadece sayı değil aslında ak sözcüğü de çok fazla vardı ama bunları çıkarmaya üşendim. :) Şuradaki ekran görüntüsünde, şizofrenik şekilde Lost’taki sayılar gibi takıntı yaptığım sayılarla ilgili bir takım notları görebilirsiniz. =) https://i.hizliresim.com/g9QMAR.png

Yunusla ilgili de bir metafor var sanırım bu da en sık kullanılan sözcüklerden birisiydi.

Bir sürü yazar, heykeltraş, kitap, sanatçı adı geçiyor. Takip etmekten sıkılacağınız kadar çok. :-x

Evet kitap alışık olduğumuz tarzın çok dışında ve belki de bu sebeple okunması oldukça zahmetli, fakat yazar arada bizi kitap kahramanı yaparak nasıl bir yol izlediğimizi, izleyeceğimizi yazmış ve bir nevi özür gibi kitabı böyle yazmasındaki amacını belirtmiş. Kitabın giriş, gelişme, sonuç biçimsel kaygısını linklerdeki alıntılarda özetlemiş. #25626286 #25626368 #25626543 #25630943 #25630974

Böyle cebelleşip okuyup bir yere varabildiğim kitaplardan daha ayrı bir tat alıyorum bitirdikten sonra. Hep aynı tarz kitaplar okursak, nasıl etrafımızdaki farklılıkları kabullenebiliriz ki zaten… Bu yüzden sıkılsanız da, okumaktan soğusanız da pes etmeyin derim; belki de Lowry’nin dediği gibi “Kim ki yorulmadan uzağa, daha uzağa koşmaya gönüllüdür ancak onu kurtarabiliriz.”
336 syf.
·4 günde·4/10
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Şimdi ben buraya neden çıktım? Niçin çıktım? Nasıl çıktım? Bunu izaha gerek yok. Gördünüz yürüdüm çıktım. Ama çıkmamış da olabilirim. Çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır. Görünen köy uzakta değildir. Buraya çıktık da sonradan çıkmadık mı dedik? Bunlar birtakım uydurma laflardır. Sahi ya ben buraya neden çıktım. Kim çıkardı ulan beni buraya?! -Kemal Sunal

Replikten alıntıladığım ilk paragrafta bahsedildiği gibi karakterler neyi, neden yaptığını bilmez. Kim, nerede, neden olduğunu bilmez. Sonra birden bir şeyler olur, birileri birilerini dövmeye, birilerine sövmeye başlar. Olay örgüsü kayıp. Kelimeler zaten kayıp. Zaman desen kayık... Romanın ana dili olan Fransızca'da hiç "e" harfi kullanılmaması bir sebebi olduğu için anlarım fakat bu Türkçe'ye de böyle çevrilmek istendiğinde çok zorlama kelimelere, cümlelere ve dolayısıyla da bir kitaba dönüşmüş. Eğer Fransızca biliyorsanız bu kitabı lütfen ana dilinde okuyunuz. Kitaba başlamadan önce incelemeyi de "e" harfi kullanmadan yazayım dedim, o konuda bile şevk bırakmadı namussuz.

Verdiğim 4 puan Perec'in neredeyse tüm hayatı boyunca Paris'te yaşamış olup da Paris'e duyduğu aşktan dolayı böyle çok kültürlü bir roman yazmış olması. Ayrıca kitabın Son Durak filmini andırması. Sanki ölümün kovaladığı birtakım insanlar var fakat ölüm bile kaybolmuş bunların arasında o kadar garip bir durum. Olumlu yön olarak bazen kendinizi karakterlerin arasında yaşanan dönüşlü bir ölüm vakasının Konya'daki semazenlerin dönüşüne benzetildiğini, bazen Ankara'daki polislerle makara kukara yapıldığını, olumsuz yön olarak da bazen düşüneceğiniz her türlü hayvana tecavüz için arzu duyan bir adamı okuyabiliyorsunuz.

Sanırım bu romandaki her karakter için Athena'nın Bu Adam Fezadan şarkısındaki şu sözler söylenebilir :
Aldatılmışsın, sevdin sanarken
Kaçırmış son treni de koşmaz
Kaybetse de ne fark eder

Ayrıca kitabı okumadan nasıl bir kitap olduğunu anlamak isterseniz sizi şuraya alalım : https://twitter.com/...s/894297209537277957

Not : Bu romanı okuyanlardan tek bir şey bile anlayan olmuşsa yorum olarak yazabilir ya da mesaj kutumu yeşillendirebilir, zira benim kaçırdığım noktalar da olmuş olabilir.
336 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Herkese merhabalar. Kitap hakkında spoiler vermeden nasıl inceleme yazacağımı düşünüp durdum ve çözüm bulamadım. Sadece kitabın arka kapağından ve az çok internet üzerinde yapılan yorumlardan cesaret bularak kitap hakkında birkaç cümle yazabildim. Kitabın asıl yazarı Georges Perec bu kitabını Fransızca’daki harf sayısı kadar bölümlere ayırarak yazmış. Fakat kitabın ikinci yazarı olan Cemal Yardımcı (ikinci yazarı diyorum çünkü kendisini 5. bölümde yaptığı zorunlu açıklama ile öyle görüyor ve siz de kitabı okuduğunuzda hak vereceksiniz ona) kitabı Türkçe’ye kazandırırken, bölüm sayısını Türkçe harf sayısı kadar yani 29 bölüm olarak değiştirmiştir. Hatta kitabı okurken 29 sayısıyla gereğinden fazla bir şekilde karşılaşacaksınız. Bu değişiklik çoğu kişi tarafından eleştirilirmiş falan. Ama bence ilginç olan bu değil tabiki de. Kitabı ilginç kılan asıl George Perec’in 300 küsür sayfayı kesinlikle “e” harfini kullanmadan yazmasıdır. Ve daha ilginç olanı da Cemal Yardımcı’nın da kitabı Türkçeye çevirirken içinde “e” harfi geçen 23.819 Türkçe kelimeyi asla kullanmamasıdır. Peki neden “e” kullanılmamış? Yahudi asıllı George Perec’in İkinci Dünya Savaşı Döneminde kaybolan ve daha sonra ölüm haberi gelen annesinin bu durumuna atıfta bulunduğu söyleniliyor.
Kitap bir süredir uykusuzluk sorunu ile boğuşan Anton Ssliharf’in aniden kayboluşuyla başlıyor. Anton Ssliharf kaybolmadan önce yakın dediği arkadaşlarına içeriği aynı ve gizemli sayılacak bir not gönderiyor. Bu notu alan tüm arkadaşları birleşip onun kayboluş öyküsünün arkasındaki gizemi bulmaya çalışıyor. Kitap 15, 16 bölüm boyunca hiçbir şekilde anlaşılır değildi benim için. Okurken sadece istemsiz bir şekilde “e” harfi aradım, çok iyi bir polisiye roman okuyucusu olduğum için de verilen ipuçlarını kaçırmamaya çalıştım. Fakat daha sonra boşa çaba gösterdiğimin farkına vardım. Çünkü bu kitap bir polisiye kitap değil ve burada verilen hiçbir ipucu da sizi çözüme götürmeyecektir. Kitabın ancak sonunda sorularınızın cevabını alabilirsiniz. Bu yüzden kitabı okurken bir şeyler yakalarım diye kendinizi asla yormayın sevgili okur arkadaşlarım. Karışık olay örgüsüne rağmen değişik bir yazım şekliyle yazıldığı için okuyucunun merakını uyandırıp, bir solukta okunulmasını sağlıyor.
Şimdiden herkese iyi okumalar diliyorum.
İlginç bir kitap.
Yahudi asıllı Fransız yazar Perec, Kayboluş aldı bu kitabını hiç “e” harfini kullanmadan yazıyor. Sebebi ise Perec küçükken anne ve babasını II. Dünya Savaşı sırasında kaybediyor. Babası Fransız ordusunda ölürken annesi de toplama kampında ölüyor. Yahudilerin ortadan kaldırılmasını protesto etmek için Fransız alfabesinden çok kullanılan “e” harfini yok ediyor. İlginç olan ikinci şey iste kitabı Türkçeleştiren Cemal Yardımcı da “e” harfini kullanmıyor. Ve açıklama yapıyor :
Fransız alfabesinden e harfini çıkardığınızda sözcük darağacınız %30-40 azalır. Türkçede ise bu oran dörtte birine iner.

Yazar acıyla baş etme yönetimi olarak da mizahı seçmiş.

Okumak için sabırsızlanıyordum. Ancak elime alınca pek de sarmadı. Dil olarak evet derdini anlatıyor. Ama pek çok eksik var. Süsleme sanatı vs olmayınca kitap sizi biraz sıkıyor açıkcası. Yarım bıraktım kim bilir belki bir gün tekrardan başlarım.
336 syf.
·Puan vermedi
fransız yazar georges perec 'in, içinde tek bir '' e '' harfi olmadan cemal yardımcı tarafından çevirisi yapılıp, ayrıntı yayınlarından çıkan kitabı.
yazarın kaybolmasına göz yumduğu '' e '' harfinin, fransız işbirlikçiler tarafından nazilere verilen ve toplama kampında ölen annesini simgelediği söyleniyor. iddialara göre, perec açıklayana kadar, hiç bir eleştirmen kitabın e' siz yazıldığını fark etmemiş.Ben bu yorumu yaparken bile düşündüm bu kadarcık yazıyı e kullanmadan yapayım diye ama başaramadım doğrusu. Ayağa kalkıp alkış tutarak saygı duydum kendilerine.
336 syf.
·Puan vermedi
Perec, fransızcada en çok kullanılan harf olan e’yi bir kez dahi kullanmadan yazmıştır bu kitabı. (Cemal Yardımcı da türkçeye hiç e harfi kullanmadan çevirmiştir, helal olsun vallahi.) II.Dünya Savaşında babasını ve Auschwitz toplama kampında annesini kaybeden Perec hayatındaki bu en önemli boşluğu bir harfi ortadan kaldırarak anlatıyor. Enis Batur kitapla ilgili en büyük paradoksu için çok yerinde bir laf etmiş : “Çok sık karşılaşılan bir harfin asla okur karşısına çıkmayacağı bir roman yazmaya soyunan yazarın adında dört posta o harfin bulunması.”


Palindrome tersten okunuşu da aynı olan sözcük ya da cümledir. Sınırları zorlamak derken ne kadar ciddi olduğunu bir kez daha bu eseriyle gösteren Perec 5000 harflik palindrome döşemiştir. Tabi ki türkçeye bir çevirisi mevcut değil, fransızca bilen adam bile zar zor anlıyor nerde kalmış çevirmek allasen. Bizde palindrome dediğin “ilaç iç Ali”dir.
336 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10·
Burada analizin niçin, nasıl yapılacağı, şahsi kıskançlıklar anlatılır.


Yapmış olmak için yapmaktansa parmakları taşın altına sokma vakti. Bazı kitaplar paylaşılmazdır. Çakıl taşlarına odaklananların inciyi, onun ağırlığını anlayamayacağı “hissi” - bazılarınca “önyargısı”, bazılarınca “aşağılaması”- damarlarımdaki hükmünü bir an olsun azaltmıyor. Yazardan, onun “Kayboluş”undan konuşmanın zaruri olduğunu sanmam. Romanın anlattıklarındansa anlatmadıklarına odaklanmak daha lüzumlu göründü bana. Kalanını romanı okuyup anlarsınız. Akımları bilip hafızamda tutma hamallığını yapamayan biri olarak yalnızca alabildiğim haz, ortaya koyabildiğim çaba olarak analizini yapmaya çalıştım kitabın. Harika PR çalışması olarak adlandırmaktansa yapılan çalışmanın zorluğunu yaşamaya çalışmayı, yazarı anlamayı arzuladım. Kısacası “ O baştan çıkarıcı yosmanın arzusuna uydum.”. Ancak biliyorum ayağımı ayakkabılarına sokmaktan fazlası olamayacak yaptığım.


Burada,kayboluşları anlatan bir romanın noksanlığının yarattığı haz, savaşın kaybının mutluluğu anlatılır.


Kaybolma vaktidir bir daha bulunması için...
Hasan Ali Toptaş’ın açtığı noksanlığı kapatma arayışındaydım. Kitap okumanın hazzının doruklarına çıkartması, zorlaması aradığım ilk şarttı. Kullanılan sözcük güruhlarının oluşturduğu bütünün sanat kokulu olması lazımdı. Bununla kalmamalı olayların kurgusu okumaktan caydırmamalı, kitaba bağlamalıydı. Düşünüp durmalı, bir ipucuyla yargısız infazlar yapmalıydım. Sonrasındaysa yüzümü asmalı yanlış olduğumu anlamalıydım. Haklı olmaktansa haksız çıkmanın mutluluğunu arzuluyordum uzun lafın kısası.


Burada, uğruna harp yapılacak olanın bulunması, bulunanın bulunmuş olanlarla aynılığı anlatılır.

Bulunma vaktidir bir daha kaybolması için..
“Kayboluş” uzun zamandır okumayı arzuladığım ancak fırsat bulamadığım bir kitaptı. Kısa bir araştırmanın sonucunda düşman bulunmuştu. Arzuladıklarımın iktidarı altına gönüllü bir girişti bu.
Calvino kokulu, Hasan Ali hissiyatlı.. Noksanlığımın fazlalığından mı bu kadar aynı hissiyatları taşıyordum, kararı okuyuca bırakıyorum. Ama bir zamanlar aldığım dozajın yarattığı baş döndürücü tadı aldırmasının hayalini kuruyordum.
Ağa bağlı olduğunuz anda -sizin dahi şahsi olarak hakkınızda hayalini kuramayacağınız bilginin sahipliğinin başkalarına aktarımı-ayrıca bunun sizin aldığınız hazzın arttırılması için kullanılması hayatın tüm alanlarında algoritmaların olduğunun, olacağının ispatıdır. Bir kitabın yazılmasında olmamasını düşünürdüm, ancak itinayla örülmüş tüm sözcük gruplarının toplandığı Kayboluş, Calvino -ya da aynı tarzda yazan varlığını duymadığım başkaları- gibi yazarlar sanattan çok insanların haz almalarının dahi bir mantığa oturmasını sağlamışlardır.
Bazı kitapların çıt çıkmayan ortamlarda - sanki ıssız bir adada yalnız başına misali- okunma zorunlulukları dikkatimin yönünü oraya kaydırmamla sonuçlanırdı, bu da bulunmuş olanlarla aynılığıydı.

Burada, ortada olmayanın farkına varılmasının şartları, kısıtlamaların kabulü, hafif hafif Pisagor, şahsi hatalar, hadsizlik anlatılır.

Bir noksanlık ancak farkına varıldığında yakalanır. Olmayan harfin yokluğunun pişmanlığının - kullanılma olasılığı var olup da kullanılmayacak olan tüm sözcük kalabalığının okuyucunun alacağı hazzı azaltmasının- daha başlangıçtaki kabulü, yazarın çabasının şayanı takdir bir girişim olmasını sağlamakta. Yirmidokuz harfin anlamlı kombinasyonlarındansa sayının bir azaltılarak anlamlı kombinasyonların daha fazla azalacağını ispatlamayı Pisagor’culara bıraksam da, bir harfin sizin arzunuz dışında sizin avucunuzdan alınmasının hayalini okura sunmak boynumun borcu olarak düşünüyorum.
Okunduğu anların istisnasız tüm hududunca insan dürtüm bana ağır basmış, okumaktansa kullanılmayanı arayıp durmuş, sonunda boynumu yavaşça, saygıyla bükmüştüm. Doğal olarak anlamaktan uzaklaşan bir girişimin ortasında, karşı tarafı mağlup sıfatına yakıştırmayı planlamıştım.


Burada sayılar, rakamlar, Fransız dili, korkmadan doğrusunu yapan - çokta iyi yapan- bir adam anlatılır.


Rakamların, sayıların- analizini yaparsanız fransızcanın yazımıyla dilimiz arasındaki farklılıklardan dolayı-romanda da farklılaştırılmasının zaruri olduğunu kolayca anlarsınız. Fransızcasında kaybolanın olmaması şartı karşılanmış durumda, dilimiz için durum biraz karışıyor. Ama aynı zamanda Yarı yazarın kısıtlamalarını saçma olarak yapmadığının da bir kanıtı sayılır. Fransızca altı, yirmialtı kullanılmış( six, vingt-six).Dilimiz için altı,yirmidokuz. Yirmidokuz varolandan altıncısı kaybolmuş bilindiği gibi. Bu zarifliği yapması Yarı Yazarın aldığı insiyatifi layıkıyla kullandığının kanıtıdır. Yazar Yarısı’nın açıkladığı gibi “...Sahip olduğum, bulabildiğim mahalli boyalarla, fırçalarla, onun çizdiği tablonun bir kopyasını çıkarmaya çalışmadım”, “ Kimi küçük sapmalar, farklılıklar kaçınılmazdı. Ama nasıl küçük bir kusur göz alıcı bir yosmanın baştan çıkarıcılığını azaltmıyor, bilakis artırıyorsa, nasıl mutlak bir kusursuzluk biraz itici oluyor, karşısındaki insanın huzurunu kaçırıyorsa, bu tür farklılıklar da okuduğunuz kitabın, orijinal anlatıya daha sadık olmasını sağlıyor.”.

Burada, başta da aktardığım gibi yazarın ayakkabılarını giyişim,psikiyatri lisansını alamadığım için dışarıdan psikiyatristlik çabalarım anlatılır.

Niçin bunun gibi bir çabaya girildiğini düşünüp durduğum anlardaysa bulabildiğim bu oldu; kötü olarak sıfatlandırılan olaylar insanın hayatına taaruza başladığında asgari ufak parçaya kadar araştırmakta olan insan haklı ya da haksız farkına varmaksızın bir intikama sarılıyor. Çünkü o bulunan o an için insanda tüm olanların sorumlusuymuş hissi yaratıyor. Doğal olarak; artık bu noktaya saldırmak yaşananın yükünü azaltıyor.

Tüm olanların sorumlusu olarak adlandırılana bir saldırı mı yoksa zarif bir saygı duruşu mu? Biraz daha kazarsak;

Hayatındaki birisinin artık onunla olmamasının yarattığı kısıtlamaları açıklama yolu mu ?

Hayatlarımızdan kaybolanları düşünün. Tümü bir noksanlık bir kısıtlama olarak adlandırılamaz mı? Ana- babamız, arkadaşlarımız, dostlarımız, karı-kocalarımız... Tümünün varlığının son bulmasına alışmak bizim için daha başlangıçtan kaçınılmaz... Ölüm için doğmadık mı? Tüm ölümü tadanların ardında kalanlar yıllardır alıştıklarının kaybını yaşamaz mı?Kaybolanlar bizi kısıtlamalarla - olmayışlarının acısı- yaşamak zorunda bırakmaz mı ? Hayat nasıl onlarsız aksasa dahi sürüyorsa kısıtlamayla yazmak da romanın aksayarak, topallayarak sürüyor oluşudur.

Burada, kaybolanın da bulunduğu bir kanıtla Ata’ya duyulanın ispatlanışı, ‘kaldıramazsan kaldırırlar gülüm’ düsturunun şartlarının ortaya konuşu anlatılır.

Kanıt : #40739835

Bunun gibi bir romanı yazmak için bir kaç şart vardır: altıncısı gönüldür. Hayatımızdan bir canın kayboluşunun onuruna, hatırına bir harfin yok oluşudur. Kalanın yolcuyu hatırlamasıdır...Sunabildiği tüm gücüdür çünkü roman, yazarın yaratıcı vasfını kuşandığı, baş kahramanları arzuladığı gibi dolaştırdığı, canını aldığı, hayata döndürdüğü oyun alanıdır. Tüm bunlardan dolayı Kayboluş, zarif bir saygı duruşudur.

Yirmidokuzuncu şartsa; kafayı kullanmaktır. Kısıtlamalarla yazmak hayal gücünün doruklarına bir yolculuktur.Zira tanımlanmış olanı tanımlanmamış- alışık olmadığımız- bir yolla anlatmak büyük bir düşün yapıtıdır. Tüm anlarda ağzımıza sakız yaptıklarımızdan kurtulmamızı, dolambaçlı yollarla anlatmamızı yani o kafayı kullanmamızı sağlar.

Burada, okumayı düşünmüş, düşünüyor olanlar için analizi yapanın yorumu anlatılır.

“Dümdüz kitap okuyayım, zorlarsa sıkılırım,bunalırım.” hüküm sürüyorsa sizin için bu kitaptan uzak durun.

Ama “ Yoook, harp bizim işimiz.” sizi tanımlıyorsa okunması şart bir kaç kitaptan birisidir. Çünkü tüm olay döngüsü sizin dikkatinizi, ortada olandan alıp kaybolmuş gibi davranmasını sağlamaktadır. Alınan hazsa yaklaşık 310 sayfa boyunca damarlarınızda dolanmakta olacaktır. Dikkatli kullanın.

Burada, analiz bitti.

İyi okumalar
336 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Georges Perec'in "e" harfini kullanmadan yazdığı ve Cemal Yardımcının da "e" harfini kullanmadan Türkçeleştirdiği kitap.
Yorumum; "e" harfsizdir.
Bu kitabın orijinal adı olan La Disparition, "Kayboluş" düz anlamının yanı sıra, Nazi işgali altındaki Fransa'da, Almanlar tarafından ortadan kaldırılanların yakınlarına sunulan ölüm kağıdının başlığında bulunduğu için, bizim "gözaltında kaybolanlarımızı" çağrıştıran bir yan anlam da taşıyor. Yazar da , savaşta kurşunlanan babası için olmasa da , Yahudi olduğu için toplama kampına yollanan anasının disparition dökümanını alanlar arasında bulunuyor.
Bu roman, bir adamın ortadan kayboluşunun öyküsüdür, adamın kaybolduğu dünyada "e" harfi dahi kaybolmuştur, ancak kaybolan adamı arayan arkadaşlarının da bir bir ortadan kaybolması artı bunların aralarındaki bağların ortaya çıkması okuyucuda tam anlamıyla masallar dizisi hissiyatını uyandırıyor.
336 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Bir kitap düşünün yazarı ailesini kaybedişinin verdiği o boşluğu bir kayıp hikayesinden dilindeki en çok kullanılan harf olan "e" harfini çıkarılarak yazılsın. Üzerine bir de aynı şekilde tercüme edilsin. Ancak kitapta bizden şeyler görmek ayrı bir şaşırtıcı oldu. Kitap içinde bıraktığı not kısımlarında kendini Yardımcı yazar C olarak tanımlayan Cemal Yıldırım'ın tercihi miydi yoksa orjinalinde de böyle mi merak ettim doğrusu.
336 syf.
·10/10
Sakallı Üstad'ın malum harfi kullanmadan, dili bir oyun hamuru gibi kullanarak, mizahını klasik roman anlayışına doğrulttuğu bir başyapıt.
Oulipo'nun doruk noktalarından biri olarak sıfatlandırılan, Fransız yazınının mühim parçalarından olan kitabımız, bu büyük kısıtlamaya karşın kurguda da hayal gücünün sınırlarını zorluyor, kurguyla anlamı saydam bir hatla ayırıyor.
336 syf.
·Puan vermedi
Kayboluş, Georges Perec’in 1969 yılında yayımlanan deneysel romanıdır. İsmiyle müsemma kitap bir kayboluşu anlatmaktadır. Yayımlandığı günden günümüze hala tartışma yaratmayı başarmış müstesna bir yapıttır.

Anton Ssliharf, uyuma güçlüğü çekmektedir. Ayrıca solunum yollarında da bir sorun vardır. Bir gün solunum yollarındaki sorundan kurtulmak için doktora gider. Doktor sinüslerinin açılması gerektiğini söyler. Anton bunu önce kabul etmese de daha sonra tedaviyi kabul eder ve bir süre hastaneye yatar. Hastalığı iyileşen Anton’un uykusuzluk sorunu iyileşmez. Bir süre sonra Anton önce günlük tutmaya sonra da roman yazmaya başlar. Yazdığı romanın ana düşüncesi kayboluş üzerinedir. Bir gün Anton aniden kaybolur. Kaybolmadan önce birkaç arkadaşına not bırakmıştır. Kimse Anton’a ne olduğunu bilmemektedir. Anton’un arkadaşı Amaury Ünsüz kaybolan Anton’u bulmak için çaresizce çabalar. Anton’un kaybolmadan önce mektup yolladığı diğer arkadaşları Olga ve Hasan’ı da bularak mektuptaki dipnotun ne olduğunu onlara da sorar fakat yanıt alamaz.

Amaury ve Olga, mektuptaki dipnotta yazan Viski Dört adındaki atı bulmak için hipodroma giderler fakat Viski Dört o gün yarışmayacaktır. Buradan bir şey çıkmayacağına ikna olan ikili avukat olan Hasan’ın ofisine giderler fakat Hasan bu sırada öldürülür. Amaury ve Olga, Hasan’ın cenazesine giderler. Hasan’ın cenazesi gömüleceği sırada kayıp düşer ve tabut açılır. Açılan tabut boştur, Hasan’ın ölüsü de kaybolanlar kervanına dahil olmuştur. Amaury, Arthur adında bir adamla tanışır. Arthur da Anton’un arkadaşıdır. Birlikte Amaury’nin Anton’un günlüğünde gördüğü şiirleri incelerler. Anton’un bütün arkadaşları Olga’nın kayınpederinin şatosunda toplanırlar. Yenilen yemeğin ardından Olga’nın kayınpederi Augustus aniden ölür. Daha sonra şatodakiler Augustus, oğlu ve Olga hakkında ilginç detaylar öğrenirler. Bu sırada Olga aniden fenalaşır ve düşüp ölür. Daha sonra Amaury’nin de cesedi bulunur. Birbiri ardına gelen ölümler ve kayboluşlar herkesi şaşırtmıştır.


Kayboluş, yazının başında da bahsettiğim gibi oldukça deneysel bir eser. Hiç “e” harfi kullanılmadan yazılması kitabı edebiyat dünyası içinde oldukça ayrı bir yere koyuyor. Yazar kitabı yazdıktan sonra mı e harflerini çıkardı yoksa yazarken mi bunu düşündü söylemek zor. Her iki seçenekte de bu işi başarmak ciddi bir kelime bilgisi ve ustalık gerektiriyor, orası bir gerçek. Bununla birlikte 2006 yılında hiç “e”harfi kullanılmadan Cemal Yardımcı tarafından dilimize kazandırılmış olması en az kitabın yazımı kadar enteresan. Kitabın orijinalinde yirmi altı bölüm yer almakta yani Fransız alfabesindeki harf sayısı kadar.

Kitap Anton adındaki bir adamın kayboluşunu ve arkadaşlarının onu bulmak için gösterdikleri umutsuz çabayı konu almaktadır. Anton hastalıklı bir adamdır. Yaşamı sıkıntılı geçmektedir. Bir gün aniden kaybolur fakat kaybolmadan evvel arkadaşlarına mektup göndermiştir. Arkadaşları, Anton’un kayboluşunun ardından kendilerine gelen gizemli mektubu çözmeye çalışırlar fakat bir anlam bulamazlar. Anton artık kayıptır ve onu bulmak imkânsız gibi görünmektedir. Yukarıda bahsettiğim e harfinin kayboluşu öyküsü Anton ile kesinlikle doğrudan ilintilidir. Bazı eleştirmenler e harfinin ve dolayısıyla Anton’un kayboluşunun, yazarın İkinci Dünya Savaşı sırasında kaybolan ve daha sonra öldüğü haberi gelen annesinin kayboluşuyla özdeşleştirilmektedir. Mutlaka yazarın kendi hayatında yaşadığı kayıplardan esintiler mevcuttur. Bu noktada böyle bir özdeşim kurmak haksız sayılmayabilir.

Öte yandan Cemal Yardımcı’nın kitabı orijinalindeki gibi yirmi altı bölüm olarak değil yirmi dokuz bölüm olarak çevirmesi pek çok yazar ve çevirmen tarafından olumsuz karşılanmış, kitabın çevrildiği yıl Türk edebiyat dünyasından pek çok isim bu durumu eleştirmiş, yalnızca Enis Batur çevirmene sahip çıkmıştır. Cemal Yardımcı’nın kitabı orijinalindeki gibi hiç e harfi olmadan çevirmesi oldukça önemli bir hadisedir. Başka ülkelerdeki çevirilerde olduğu gibi Fransızcadaki e harfinin o dilde karşılık geldiği harfi e harfi yönünde çıkaranlar da olmuştur. Cemal Yardımcı’nın kitaba ek olarak verdiği ve oldukça iddialı bir şekilde “yarı yazar” sıfatıyla yazdığı bölümler kitaba ışık tutacak bölümler değil. Bununla birlikte aydınlatıcı olmaktan uzak bu bölümler kitabın akışında da aksaklıklara neden olmuş. Ayrıca kitabın geri kalanı için “Acaba orijinalinde de böyle miydi?” şeklinde kafalarda soru işareti yaratmış.

Eserde olay örgüsü biraz zayıf kalsa da edebi değer açısından kitap sınıfı yıldızlı pekiyi ile geçiyor. Gereksiz tasvir ve detaylara asla yer verilmemiş. Okuyucuyu sıkmadan bir kayboluşun ve bulunamayışın hikâyesi ortaya konmuş. Her şey bir yana tüm deneyselliğine rağmen konu bütünlüğünü ve akışı sağladığı için “Kayboluş” okunmayı hak eden bir eser. 
336 syf.
·Puan vermedi
Bir soyun arası olacağım! Yok anım!
Bu yaşta nasıl oğul sahibi olurum?
Bir zamanlar daima dimdikti gururum,
Sabahları aktı yüzüm, açıktı alnım.
Angut, zırtapoz, andavallı, ibiş, saloz, kıçı kırık, daltaban, hanzo, hışır, hödük!
Georges Perec
Sayfa 151 - Ayrıntı Yayınları, 2.basım, Çevirmen : Cemal Yardımcı
Bir gün hayatımın nasıl bir roman olduğunu anlayacaksın.
Georges Perec
Sayfa 101 - Ayrıntı Yayınları. 2.baskı, Çevirmen : Cemal Yardımcı
İnsan bir ad, bir sözcük istiyor. Haykırmak istiyor: Çözümü bulduğunu, bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk sabuk karmaşık laf yığınından sıçrayıp çıkmak, bu sözcük bataklığından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da. Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok.
Georges Perec
Sayfa 40 - Ayrıntı Yayınları, 2. baskı
Sınırlar varsa, sınırların dışı olduğu gibi içi, sığınılacak bir alan, bir Kurtuluş da vardır.
Georges Perec
Sayfa 236 - Ayrıntı
Bir noksanlık vardı. Hiçbir insanın algılamadığı, bakmadığı, duymadığı bir boşluk vardı. Biri unutulmuştu. Kaybolmuştu. Kayıptı.
Georges Perec
Sayfa 33 - Ayrıntı Yayınları
Bütün dünya normal, olağan, anlamlı gözüküyor ama sözcüğün, o saf tılsımın, o tuhaf muskanın altındaki sallantılı sığınakta korkunç bir kaosun yavaşça vücut bulduğunu, ortaya çıktığını görüyorum. Bütün dünya olağan gözüküyor, ama bir gün, bir hafta, bir ay ya da bir yıl sonra çürüyüp yok olacak. Çünkü bir yarık var. Hiç durmadan, adım adım hacmini artıran bir yarık, uçsuz bucaksız bir unutuş, dipsiz bir uçurum, boşluğun istilası. Bir bir susacağız.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayboluş
Baskı tarihi:
Mayıs 2013
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Disparition
Çeviri:
Cemal Yardımcı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Birinci mucize: Georges Perec, Fransızca'nın en çok kullanılan sesli harfi olan "e"yi kullanmadan bir roman yazdı: La Disparition.

İkinci mucize: Cemal Yardımcı, bu romanı "e" harfini kullanmadan Türkçeleştirdi: Kayboluş.

Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılanmadı hiç! Dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü.

İkinci Dünya Savaşı'nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan has yazından yana olanların tad alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt. bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Bir bakıma bir tür "roman-karşıtı" romandır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 148 okur

  • Nurbanu Karakuş
  • Fatma Özaydın
  • Mertcan bs
  • Hatice Meral
  • Hatice Tutar
  • Marina H.
  • Chichiyaku
  • Keziban Armağan
  • Leyla Oktan
  • Helen Damla

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%40.8
35-44 Yaş
%20.4
45-54 Yaş
%10.2
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%4.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.9
Erkek
%45.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (12)
9
%16.3 (7)
8
%11.6 (5)
7
%14 (6)
6
%9.3 (4)
5
%9.3 (4)
4
%2.3 (1)
3
%0
2
%4.7 (2)
1
%4.7 (2)

Kitabın sıralamaları