Adı:
Kayboluş
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Disparition
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Birinci mucize: Georges Perec, Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi kullanmadan bir roman yazdı: La disparition.

İkinci mucize: Cemal Yardımcı, bu romanı “e” harfini kullanmadan Türkçeleştirdi: Kayboluş.Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılanmadı hiç! Dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü.İkinci Dünya Savaşı’nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan has yazından yana olanların tat alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt, bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Bir bakıma bir tür “roman-karşıtı” romandır.Kayboluş, orijinal çılgınlığa layık, aslına aşağı yukarı sözcük sözcük sadık bir uyarlamayla bu topraklarda, Ayrıntı Yayınları’nda. “Bu kitapta can alıcı ortak noktaya sahip sayısız sözcük kullanılamamıştır: Kayboluş’da, ‘altıncı harfin’ romana hiç sızmayacağı bir yapı kurmuştur yazar. Büyük paradoks: Çok sık karşılaşılan bir harfin asla okur karşısına çıkmayacağı bir roman yazmaya soyunan yazarın adında dört posta o harfin bulunması. Daha büyük paradoks: İnanılması güç bir ön kuraldan yola çıkmış olmasına karşın, romancının son yarım yüzyılın başyapıtlarından birini yaratması. Kayboluş, harfin sayıyla çarpıştığı, sıfırla sonsuzun birbirini hırpaladığı bir yazı okulunun, Oulipo’nun doruk noktalarından biri. Kayboluş lirik, akıl dolu, hinoğluhin bir roman.”
Enis Batur
336 syf.
·8 günde·10/10
Çok yorucu bir okumadan geldim, kitaba dair ne anlatabilirim diye düşünüyorum dünden beri.

Kitabın “e” harfi bulundurmayışı, çevrildiği diğer dillerde de “e” harfi kullanılmadan çevrilmiş olması tam bir reklam kampanyası olmuş. Yazarın bunu “Auschwitz” kampında “kaybolan” annesine ithafen yazdığını okumayan da kaldıysa tekrar belirtmiş olayım. E harfi kullanmamak demek bir kitabı yazarken sadece içeriği değil biçimi de kurgulamak demek. Kitabın kategorilendirildiği alandaki en başarılı örneklerden birisi sayılmasının da sebebi işte bu biçim kaygısı.

Neyse efendim bu e harfi olayına kanıp okumaya başladım kitabı; ama ilerlemeye çalıştıkça kitap bir bataklık misali ilerlememe engel oluyor sanki, okuyorum anlamıyorum, okumak istemiyorum, zorluyorum… Zaten okuduğum sırada göçebe yaşam tarzını benimsemiş, tekerlekli valizi ikinci kolunun yerini almış ilçeler ve şehirlerarası bir gezgin modumdayım. İçimdeki şeytan “Yarım bırak en iyisi, zaten bir halt anlamıyorsun! Uzaklaştın da kaç gündür zaten!!” diye dürteleyip duruyor, ben direnmeye uğraşıyorum.

Kitap Anton Ssliharf adlı karakterin uyku sorunuyla başlıyor. Bu karakterimizi bir türlü uyku tutmuyor ve karakter buna çözüm arıyor. Hatta bu bölümü yazar “Uyuyan Adam” isimli kitabına atfetmiş. (“Burada, bir zamanlar yazdığımız bir romandaki gibi mışıl mışıl uyuyan bir adam anlatılır.” – Anton Ssliharf kısmı/ 1. Bölüm açılış yazısı… ) Karakter rüya mı görüyor, kafasında mı kurguluyor, kendisi bir roman mı yazıyor gibi pek çok soru işaretleriyle boğuştum. Sonra işe polisiye kısım giriyor, Anton kayboluyor, sonra günlüğünden ve kendilerine yollanan mektuplardaki ipuçlarından yola çıkarak onu aramaya çıkan arkadaşları da bir bir kaybolmaya başlıyor.

Bu kısımlar tam bir işkence... Kitap ne anlatıyor, konu ne, olay ne... Tam bir keşmekeş var, içinden çıkmaya çalışırken anlamlandırmaya çalıştığınız kısım daha da bir artıyor. Bu kısmı okurken bir noktadan sonra anlama işini akışına bırakıp anladıklarımla yetinip, ileride bir düzene oturacağına dair inancıma tutunarak okumayı sürdürdüm. Keşmekeşin düzene oturması yaklaşık 14. Bölüme doğru oluyor, 14 bölüm böyle yarı anlayıp yarı anlamlandıramayarak gidiyor. Buraya kadar sabredip okumayı bırakmazsanız sanki okuduğunuz kitaba sihirli bir değnek değmiş gibi kitap bambaşka bir hale geliyor ve tüm kördüğüm yavaş yavaş gözünüze nakış gibi gelmeye başlıyor. #25647119

Başında anlamlandıramadığınız tüm olaylar keyifli bir şekilde birbirine bağlanıyor. Yazar da bunu aslında bize taa kitabın başında söylemiş fakat kurguyu yakalamaya çalışırken bunun farkına varmak zor. #25648503

Gizem çözülmeye, hikaye şekillenmeye başladıkça kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Ben 7 saatlik otobüs yolculuğunun nasıl bittiğini anlayamayacak kadar kaptırdım mesela kendimi bu noktadan sonra.

Kitapta yazarın sık sık kitabı okuyucuyla birlikte yazıp-okuyormuş gibi bir his vermesini çok sevdim, bizim okurken kaybolmuş hissettiğimiz kadar, yazar da yazarken kaybolmamak için belki de hatırlatma notlarını kitabın içine saklamış ve bunu kurguya çok başarılı bir şekilde yedirmiş. Sanki bu kısımdan sonra böyle yazmayı düşünmüştüm, tekrar nereden bağlayacağımı görmek için okuduğumda unutmamak adına bunu da buraya yazayım şeklinde bir yol izlemiş. Tabii bu benim uydurmam da olabilir. =) #25627947

Bu kitapla birlikte adını duyduğum, kitabın da en önemli örneklerinden sayıldığı “Oulipo” (Ouvroir de littérature potentielle, anlamı; "potansiyel edebiyat için atölye) diye bir akım varmış, bu akım Fransız edebiyatında hatırı sayılır bir yere sahip, edebiyat ile matematiği harmanlamış, içeriğinde bulmacalar, labirentler, iç-içe geçmiş karmaşık hikayeler barındıran farklı edebiyat tarzları yaratmayı amaçlıyormuş. Şimdi bu akımla ilgisi var mı ya da neyle ilgisi var bilmiyorum ama kitapta çok fazla 3, 6 ve özellikle 29 rakamı vardı. Bunlar bir yere bağlanır umudu ile epey bir not aldım farkına ilk vardığımda fakat sonra başa çıkamayıp bıraktım, üzerine oldukça kafa yorsam da bir sonuca varamadım, varabilen veya bir bilgi bulabilen olursa yorumda konuşalım üzerine lütfen. Sadece sayı değil aslında ak sözcüğü de çok fazla vardı ama bunları çıkarmaya üşendim. :) Şuradaki ekran görüntüsünde, şizofrenik şekilde Lost’taki sayılar gibi takıntı yaptığım sayılarla ilgili bir takım notları görebilirsiniz. =) https://i.hizliresim.com/g9QMAR.png

Yunusla ilgili de bir metafor var sanırım bu da en sık kullanılan sözcüklerden birisiydi.

Bir sürü yazar, heykeltraş, kitap, sanatçı adı geçiyor. Takip etmekten sıkılacağınız kadar çok. :-x

Evet kitap alışık olduğumuz tarzın çok dışında ve belki de bu sebeple okunması oldukça zahmetli, fakat yazar arada bizi kitap kahramanı yaparak nasıl bir yol izlediğimizi, izleyeceğimizi yazmış ve bir nevi özür gibi kitabı böyle yazmasındaki amacını belirtmiş. Kitabın giriş, gelişme, sonuç biçimsel kaygısını linklerdeki alıntılarda özetlemiş. #25626286 #25626368 #25626543 #25630943 #25630974

Böyle cebelleşip okuyup bir yere varabildiğim kitaplardan daha ayrı bir tat alıyorum bitirdikten sonra. Hep aynı tarz kitaplar okursak, nasıl etrafımızdaki farklılıkları kabullenebiliriz ki zaten… Bu yüzden sıkılsanız da, okumaktan soğusanız da pes etmeyin derim; belki de Lowry’nin dediği gibi “Kim ki yorulmadan uzağa, daha uzağa koşmaya gönüllüdür ancak onu kurtarabiliriz.”
336 syf.
·4 günde·4/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Kayboluş kitabının da içinde bulunduğu kitaplık turu videomu izleyebilirsiniz:
https://youtu.be/a3ctaLux8B4

Şimdi ben buraya neden çıktım? Niçin çıktım? Nasıl çıktım? Bunu izaha gerek yok. Gördünüz yürüdüm çıktım. Ama çıkmamış da olabilirim. Çıkmışsam çıkmışımdır, çıkmamışsam çıkmamışımdır. Görünen köy uzakta değildir. Buraya çıktık da sonradan çıkmadık mı dedik? Bunlar birtakım uydurma laflardır. Sahi ya ben buraya neden çıktım. Kim çıkardı ulan beni buraya?! -Kemal Sunal

Replikten alıntıladığım ilk paragrafta bahsedildiği gibi karakterler neyi, neden yaptığını bilmez. Kim, nerede, neden olduğunu bilmez. Sonra birden bir şeyler olur, birileri birilerini dövmeye, birilerine sövmeye başlar. Olay örgüsü kayıp. Kelimeler zaten kayıp. Zaman desen kayık... Romanın ana dili olan Fransızca'da hiç "e" harfi kullanılmaması bir sebebi olduğu için anlarım fakat bu Türkçe'ye de böyle çevrilmek istendiğinde çok zorlama kelimelere, cümlelere ve dolayısıyla da bir kitaba dönüşmüş. Eğer Fransızca biliyorsanız bu kitabı lütfen ana dilinde okuyunuz. Kitaba başlamadan önce incelemeyi de "e" harfi kullanmadan yazayım dedim, o konuda bile şevk bırakmadı namussuz.

Verdiğim 4 puan Perec'in neredeyse tüm hayatı boyunca Paris'te yaşamış olup da Paris'e duyduğu aşktan dolayı böyle çok kültürlü bir roman yazmış olması. Ayrıca kitabın Son Durak filmini andırması. Sanki ölümün kovaladığı birtakım insanlar var fakat ölüm bile kaybolmuş bunların arasında o kadar garip bir durum. Olumlu yön olarak bazen kendinizi karakterlerin arasında yaşanan dönüşlü bir ölüm vakasının Konya'daki semazenlerin dönüşüne benzetildiğini, bazen Ankara'daki polislerle makara kukara yapıldığını, olumsuz yön olarak da bazen düşüneceğiniz her türlü hayvana tecavüz için arzu duyan bir adamı okuyabiliyorsunuz.

Sanırım bu romandaki her karakter için Athena'nın Bu Adam Fezadan şarkısındaki şu sözler söylenebilir :
Aldatılmışsın, sevdin sanarken
Kaçırmış son treni de koşmaz
Kaybetse de ne fark eder

Ayrıca kitabı okumadan nasıl bir kitap olduğunu anlamak isterseniz sizi şuraya alalım : https://twitter.com/...s/894297209537277957

Not : Bu romanı okuyanlardan tek bir şey bile anlayan olmuşsa yorum olarak yazabilir ya da mesaj kutumu yeşillendirebilir, zira benim kaçırdığım noktalar da olmuş olabilir.
  • Şeyler
    7.6/10 (123 Oy)108 beğeni437 okunma485 alıntı4.408 gösterim
  • Yengeç Dönencesi
    7.7/10 (123 Oy)109 beğeni365 okunma677 alıntı6,9bin gösterim
  • Can
    8.1/10 (132 Oy)131 beğeni365 okunma458 alıntı4.218 gösterim
  • Günlerin Köpüğü
    7.5/10 (187 Oy)136 beğeni575 okunma212 alıntı7,8bin gösterim
  • Gog
    8.6/10 (272 Oy)248 beğeni653 okunma2.078 alıntı13,6bin gösterim
  • Dublinliler
    7.6/10 (258 Oy)205 beğeni792 okunma625 alıntı9,1bin gösterim
  • Döşeğimde Ölürken
    8.3/10 (136 Oy)121 beğeni370 okunma223 alıntı6bin gösterim
  • Narziss ve Goldmund
    8.4/10 (207 Oy)190 beğeni583 okunma450 alıntı6,8bin gösterim
  • Bitik Adam
    8.2/10 (133 Oy)154 beğeni389 okunma1.713 alıntı6,8bin gösterim
  • Sodom ve Gomorra
    8.8/10 (132 Oy)157 beğeni450 okunma896 alıntı8,2bin gösterim
352 syf.
Çünkü biri kayıp.

Sanrıların ortasında yokluğa doğru kayan, yasaklanmışı, kaybolanı düşünüp duran, tümümüzü yutacak o büyük yarığın farkında olan, kimi zaman bir filmin ortasına hapsolmuş, mışıl mışıl uyumanın hayalini kuran Anton Ssliharf mi kayıp yoksa?

Ya da o harf mi?
Rastlantı sonucu adı Gayb olan insanlar mı?
Ya da üstü kapalı olarak büyüttüğü çığlıkta yokluğuna bir türlü alışamadığı, onu doğuran kadın mı kayıp?

Yoksa romanın 5. bölümü mü?

"Kim kayboldu?
Kim?
Nasıl?
Anlamıyorum.."

Hadi ama, o kadar korkunç olmamalı. Kurgudaki muazzam ustalık sonucu sayfaların arasında yitip durmak, arkanda bıraktığın bütün kazanımların bir solukta yok olduğuna şahit olmak, dahası yazarın sizi bağladığı sözcük oyunlarında tüm kitaba onun nazarından bakmaya çalışmak, yokluğunun farkına dahi varmadığınız artılar sunacak.

Yeter!! Buraya kadarmış. :))
Yüz - yüz elli kelimeyi bile 'e' harfini kullanmamaya çalışarak yazmak, anlatmak istediğim şeyleri başka şekillerde sunmak için uğraşmak ne kadar zormuş, çok iyi anladım.

Kaldı ki tek bir 'e' harfi bile kullanılmadan yazılmış, anlatım ve dil olarak oldukça başarılı, bu başarıya okuru savurup duran bir kurgunun da eşlik ettiği 57002 sözcük, 370430 harften bahsediyorum.

Içerisinde şiirler ve bulmacalar bile var. Belirli bir teknikle sonuna kadar giden metinde, hani bilmeseniz, bir harfin hiç kullanılmadığını farketmeniz muazzam derecede zor. Çünkü hiçbir yerde bir kopukluk, eksiklik, zorlama, anlam kayması vs hissetmiyorsunuz.

Işte bu noktada, bu kelime oyunları arasında, yokluğuna rağmen eksik değilmiş gibi yaşadığımız pek çok değerin, varlığın, insanın, şeyin içimi tırmaladığını hissettim.

Yazarın, Yahudi toplama kamplarında kaybolan annesinin geride bıraktığı boşluk, kitap boyunca içimde büyüdükçe büyüdü.
Onun deyimiyle arkası karanlık olan ak boşlukları düşündüm. Bütün olayın düğümü burada, dediği yerde ben daha çok düğümlendim.

Olaylar Anton Ssliharf'in uykusuzluk sorunu çekmesiyle başlıyor. Kahramanımızın gizemli bir not göndererek aniden ortadan kaybolmasıyla devam ediyor. Herkes onu aramaya, gizemi çözmeye çalışsa da, başarılı olamıyorlar, kitabın sonuna kadar. Karışık olay örgüsünün içinde siz de kaybolduğunuzu hissediyorsunuz.

Değinmek istediğim iki önemli konu daha var.
Birincisi, yazar, Türk kültürüne şaşılacak derecede hakim. Özellikle kullandığı bazı isimler ve yer adları bunu çok açık bir şekilde gösteriyor. Doğrusu, haberdar olmadığım bu ayrıntıyla beni şaşırtmayı başardı.

Diğeri ve asıl önemlisi ise çevirmen Cemal Yardımcı hakkında. Öncelikle tıpkı metnin orjinalinde olduğu gibi 'e' sesini hiç kullanmadan yaptığı çeviriyi kesinlikle çok beğendiğimi belirtmem lazım.

Kitaba, önsöz dışında, eklediği kısımlar sebebiyle, bir çevirmenin esere bu kadar müdahil olma durumuna ilk kez şahit oluyorum.
Yapısı itibariyle yorumlanmaya fazlasıyla müsait olan bu eser, çevirmenin heyecanını öylesine diri tutmuş ki, yaptığı katkıları küçük kusurlar olarak tanımlıyor.
Küçük kusurlar ama, bir yosmanın baştan çıkarıcılığını artıran küçük kusurlar, şeklinde. Orijinal metne sadık kaldığını da belirtiyor.
Hatta kitabın normalde kayıp olan beşinci bölümünü kendisi yazarak, orada kendisini 'yarı yazar' sözüyle tasvir ediyor. Bu fazla iddialı kalıbı neden kullandığını açıkladığı kısımlar, beni fazlasıyla tatmin etti.

Bunu gereksiz bulmak ya da etik olmadığını düşünmek bir tarafa, başka hangi kitabı Cemal Yardımcı çevirisinden okuyabilirim, diye araştırmama bile vesile oldu.
Fazlasıyla beğendim.

Perec'e gelince..
Şu ana kadar okuduğum kitapları bir tarafa, Kayboluş bir tarafa, diyorum. Her hamlesiyle beni büyülemeyi başardı.




Keyifli okumalar. :)
336 syf.
·10/10
georges perecin trajik bir hayatı var çünkü 3 yaşındayken babasını kaybetti. annesi ise birden bire ortadan kayboluverdi akrabaları sayesin de büyütüldü yani romanın adı kayboluş ve bir kelimebnib ortadan kaybalmasıdır.kayboluş adlı ramanı gerçekten rasyonel bir biçimde sağlam bir düşünceyle yazmış çünkü fransızcada en çok kulanıllan sesli harf ''e'' harfi dir yazar ramanı yazarken hiç ama hiç e harifini kullanmamış Büyük paradoks Çok sık karşılaşılan bir harfin asla okur karşısına çıkmayacağı bir roman yazdı ve başarıyla sonuçlandı.
336 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Herkese merhabalar. Kitap hakkında spoiler vermeden nasıl inceleme yazacağımı düşünüp durdum ve çözüm bulamadım. Sadece kitabın arka kapağından ve az çok internet üzerinde yapılan yorumlardan cesaret bularak kitap hakkında birkaç cümle yazabildim. Kitabın asıl yazarı Georges Perec bu kitabını Fransızca’daki harf sayısı kadar bölümlere ayırarak yazmış. Fakat kitabın ikinci yazarı olan Cemal Yardımcı (ikinci yazarı diyorum çünkü kendisini 5. bölümde yaptığı zorunlu açıklama ile öyle görüyor ve siz de kitabı okuduğunuzda hak vereceksiniz ona) kitabı Türkçe’ye kazandırırken, bölüm sayısını Türkçe harf sayısı kadar yani 29 bölüm olarak değiştirmiştir. Hatta kitabı okurken 29 sayısıyla gereğinden fazla bir şekilde karşılaşacaksınız. Bu değişiklik çoğu kişi tarafından eleştirilirmiş falan. Ama bence ilginç olan bu değil tabiki de. Kitabı ilginç kılan asıl George Perec’in 300 küsür sayfayı kesinlikle “e” harfini kullanmadan yazmasıdır. Ve daha ilginç olanı da Cemal Yardımcı’nın da kitabı Türkçeye çevirirken içinde “e” harfi geçen 23.819 Türkçe kelimeyi asla kullanmamasıdır. Peki neden “e” kullanılmamış? Yahudi asıllı George Perec’in İkinci Dünya Savaşı Döneminde kaybolan ve daha sonra ölüm haberi gelen annesinin bu durumuna atıfta bulunduğu söyleniliyor.
Kitap bir süredir uykusuzluk sorunu ile boğuşan Anton Ssliharf’in aniden kayboluşuyla başlıyor. Anton Ssliharf kaybolmadan önce yakın dediği arkadaşlarına içeriği aynı ve gizemli sayılacak bir not gönderiyor. Bu notu alan tüm arkadaşları birleşip onun kayboluş öyküsünün arkasındaki gizemi bulmaya çalışıyor. Kitap 15, 16 bölüm boyunca hiçbir şekilde anlaşılır değildi benim için. Okurken sadece istemsiz bir şekilde “e” harfi aradım, çok iyi bir polisiye roman okuyucusu olduğum için de verilen ipuçlarını kaçırmamaya çalıştım. Fakat daha sonra boşa çaba gösterdiğimin farkına vardım. Çünkü bu kitap bir polisiye kitap değil ve burada verilen hiçbir ipucu da sizi çözüme götürmeyecektir. Kitabın ancak sonunda sorularınızın cevabını alabilirsiniz. Bu yüzden kitabı okurken bir şeyler yakalarım diye kendinizi asla yormayın sevgili okur arkadaşlarım. Karışık olay örgüsüne rağmen değişik bir yazım şekliyle yazıldığı için okuyucunun merakını uyandırıp, bir solukta okunulmasını sağlıyor.
Şimdiden herkese iyi okumalar diliyorum.
İlginç bir kitap.
Yahudi asıllı Fransız yazar Perec, Kayboluş aldı bu kitabını hiç “e” harfini kullanmadan yazıyor. Sebebi ise Perec küçükken anne ve babasını II. Dünya Savaşı sırasında kaybediyor. Babası Fransız ordusunda ölürken annesi de toplama kampında ölüyor. Yahudilerin ortadan kaldırılmasını protesto etmek için Fransız alfabesinden çok kullanılan “e” harfini yok ediyor. İlginç olan ikinci şey iste kitabı Türkçeleştiren Cemal Yardımcı da “e” harfini kullanmıyor. Ve açıklama yapıyor :
Fransız alfabesinden e harfini çıkardığınızda sözcük darağacınız %30-40 azalır. Türkçede ise bu oran dörtte birine iner.

Yazar acıyla baş etme yönetimi olarak da mizahı seçmiş.

Okumak için sabırsızlanıyordum. Ancak elime alınca pek de sarmadı. Dil olarak evet derdini anlatıyor. Ama pek çok eksik var. Süsleme sanatı vs olmayınca kitap sizi biraz sıkıyor açıkcası. Yarım bıraktım kim bilir belki bir gün tekrardan başlarım.
352 syf.
·3 günde·8/10
Kitabın ilk mucizesi: Yazar fransızca'nın en çok kullanılan sesli harfi olan "e" yi kullanmadan romanı yazar.

İkinci mucizesi:Türkçe çevirisinde de "e" harfinin kullanılmamıştır.

Yazarın, ailesinin kayboluşuna tanık olmasının etkisiyle bu boşluğu romanından bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır.
352 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Kitapla Milyoner yarışmasında tanışmıştım. Soruda "Hiç e harfi kullanılmadan yazılan kitap" soruluyordu. Sırf bu yüzden ilgimi çekmiş ve alıp okumuştum.
1969'da yayımlanan kitap, paradoks üzerine kurgulanmıştır. yani acı olan mizahla, saçma olan mantıkla vs.
Karakterimiz; Anton uykusuzluk sorunu ile boğuşur. Kaybolmadan önce arkadaşlarına aynı içerikteki notlar gönderir. Arkadaşları birleşir ve bu kayboluşun peşine düşerler. Klasik Polisiye romanlarında olduğu gibi, soruların cevaplarına hemen ulaşamıyorsunuz. Olay örgüsü biraz karışık, gitme-gelmelerle uğraşıyorsunuz ama yine de kitap okunabilir.
336 syf.
·Puan vermedi
fransız yazar georges perec 'in, içinde tek bir '' e '' harfi olmadan cemal yardımcı tarafından çevirisi yapılıp, ayrıntı yayınlarından çıkan kitabı.
yazarın kaybolmasına göz yumduğu '' e '' harfinin, fransız işbirlikçiler tarafından nazilere verilen ve toplama kampında ölen annesini simgelediği söyleniyor. iddialara göre, perec açıklayana kadar, hiç bir eleştirmen kitabın e' siz yazıldığını fark etmemiş.Ben bu yorumu yaparken bile düşündüm bu kadarcık yazıyı e kullanmadan yapayım diye ama başaramadım doğrusu. Ayağa kalkıp alkış tutarak saygı duydum kendilerine.
Yarım bıraktığım için son derece suçlu hissettiğimi bir kitap oldu "la disparition." Esasen, ne olursa olsun sonuna dek gitmeyi alışkanlık edinmiş biri olarak, kitabı yarım bırakma kararı oldukça zordu. Ancak kitaba devam edebilmek bundan daha da zor bir süreçti.
Perec'in dehasını yadsımak mümkün değil ve Kayboluş'un her satırında bunu hissetmek de mümkün. Ancak şu var ki, atıfta bulunan mitleri, eserleri, anlatıları ve hatta tarihi olayları bilmeden Kayboluş'u tam manasıyla kavramak ne yazık ki oldukça güç.
Yarısını devirmeme rağmen ayağım hala kapının eşiğindeydi, içeri bir türlü giremiyordum. "Çok mühim ve güzel şeyler anlatıyor olsa gerek ama ben tam olarak anlamıyorum" hissi peşimi bir türlü bırakmamıştı. Bu yüzden kitaba şimdiki bilgi birikimimle devam etmek hem kendime hem de Perec'e haksızlık olacaktı.
Ama bir gün yine buluşacağız Perec! :)
Bütün dünya normal, olağan, anlamlı gözüküyor ama sözcüğün, o saf tılsımın, o tuhaf muskanın altındaki sallantılı sığınakta korkunç kaosun yavaşça vücut bulduğunu, ortaya çıktığını görüyorum. Bütün dünya olağan gözüküyor, ama bir gün, bir hafta, bir ay ya da bir yıl sonra çürüyüp yok olacak. Çünkü bir yarık var . Hiç durmadan, adım adım hacmini arttıran bir yarık, uçsuz bucaksız bir unutuş, dipsiz bir uçurum, boşluğun istilası. Bir bir susacağız.
İnsan bir ad , biz sözcük istiyor. Haykırmak istiyor: Çözümü bulduğunu , bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk sabuk karmaşık laf yığınından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da . Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok.
İnsan bir ad, bir sözcük istiyor. Haykırmak istiyor: Çözümü bulduğunu, bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk sabuk karmaşık laf yığınından sıçrayıp çıkmak, bu sözcük bataklığından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da. Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok.
Georges Perec
Sayfa 40 - Ayrıntı Yayınları, 2. baskı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kayboluş
Baskı tarihi:
Temmuz 2018
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755394725
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Disparition
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Birinci mucize: Georges Perec, Fransızcanın en çok kullanılan sesli harfi olan “e”yi kullanmadan bir roman yazdı: La disparition.

İkinci mucize: Cemal Yardımcı, bu romanı “e” harfini kullanmadan Türkçeleştirdi: Kayboluş.Kayboluş, ilk yayımlandığı 1969 yılından bu yana kısıtlamanın kaçınılmaz olarak yoksullaştırdığı kuru bir anlatı olarak karşılanmadı hiç! Dil oyunları, çağrışımları, konusunu baş kahraman yapan kurgusuyla bir yazınsal başyapıt; doludizgin hayal gücü, insafsız mizah duygusuyla bir solukta okunacak bir roman olarak kabul gördü.İkinci Dünya Savaşı’nı, anasının, babasının kayboluşuna tanık olan bir çocuk olarak yaşayan yazar, hayatına damgasını vuran boşluğu bu olağanüstü romanında bir harfi ortadan kaldırarak yansıtır. Ama daima yaptığı gibi, hüznünü coşkulu bir mizahla sarıp sarmalayarak, acı olanı gülünç, anlamsız olanı kurgusal kılarak, sıkıntılarından oyunlar çıkararak açığa vurur bu boşluğu. Bu paradoksal yaklaşım baştan sona romana sinmiştir. Bir açıdan has yazından yana olanların tat alacağı bir yazınsal oyundur bu yapıt, bir başka açıdan hoş bir fantastik komplo öyküsüdür. Bir bakıma bir tür “roman-karşıtı” romandır.Kayboluş, orijinal çılgınlığa layık, aslına aşağı yukarı sözcük sözcük sadık bir uyarlamayla bu topraklarda, Ayrıntı Yayınları’nda. “Bu kitapta can alıcı ortak noktaya sahip sayısız sözcük kullanılamamıştır: Kayboluş’da, ‘altıncı harfin’ romana hiç sızmayacağı bir yapı kurmuştur yazar. Büyük paradoks: Çok sık karşılaşılan bir harfin asla okur karşısına çıkmayacağı bir roman yazmaya soyunan yazarın adında dört posta o harfin bulunması. Daha büyük paradoks: İnanılması güç bir ön kuraldan yola çıkmış olmasına karşın, romancının son yarım yüzyılın başyapıtlarından birini yaratması. Kayboluş, harfin sayıyla çarpıştığı, sıfırla sonsuzun birbirini hırpaladığı bir yazı okulunun, Oulipo’nun doruk noktalarından biri. Kayboluş lirik, akıl dolu, hinoğluhin bir roman.”
Enis Batur

Kitabı okuyanlar 362 okur

  • Zeynep Özer
  • CALTUN
  • Söz mimaristi
  • Cemre
  • Hazel Yıldız
  • Uyur yazar
  • Dilan demir
  • Hüsamettin Çalışkan
  • Mustafa dönmezer
  • camus

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2
14-17 Yaş
%2
18-24 Yaş
%18.4
25-34 Yaş
%40.8
35-44 Yaş
%20.4
45-54 Yaş
%10.2
55-64 Yaş
%2
65+ Yaş
%4.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.9
Erkek
%45.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31 (31)
9
%12 (12)
8
%21 (21)
7
%14 (14)
6
%9 (9)
5
%7 (7)
4
%1 (1)
3
%2 (2)
2
%2 (2)
1
%1 (1)

Kitabın sıralamaları