Mafya'nın süs bebeklerini unutun. Onların devri kapandı. Babalarının kararıyla sadece konum güçlendirmek için evlendirilmeyi bekleyen, pasif prensesler tarih oldu. Şimdi karşınızda: Illayana Volkov. O, Rus mafyasının kızıdır, fakat ipekten eldivenler yerine elinde kanlı bir bıçak tutar. Üç abisiyle omuz omuza sahadadır; işkence ve acımasızlık onun için bir görev değil, bizzat keyif kaynağıdır. Illayana, Volkov adının ağırlığını taşıyan, bileği bükülmez bir Kraliçedir. Ve onun karşısında duran adam sıradan bir mafya varisi değil.
Arturo De Luca, La Cosa Nostra’nın karanlıkta büyümüş veliahtı. Dövmeleri sadece tenini değil, işlediği günahları da taşır. Illayana’yı bir süs, bir pazarlık nesnesi olarak değil; yanında durabilecek tek eşit olarak görür. Onu dizginlemek istemez. Yanında, kendi kadar ölümcül bir kraliçe ister.
İtalyan Cosa Nostra ve Rus Bratva, yükselen ortak düşmanlarına karşı güçlerini birleştirme kararı aldığında, bu bağlılığı mühürleyecek olan şey bir evliliktir.
İkisi de birbirinden dişli, fevri ve kuralları yıkan karakterler oldukları için aralarındaki çekim, barut fıçısına atılan bir kıvılcım gibi büyür.
Ancak bu ittifakın bedeli ağırdır. Görkemli bir düğünle birleşen bu iki hayat, daha ilk günden büyük bir kaosun ve tehlikeli bir saldırının ortasında kalır. Birinin korumasına muhtaç kalmak yerine kendi savaşını veren bir kadın ve onun için dünyayı yakmaya hazır bir adamın hikayesine hoş geldiniz...
Vıcık vıcık bir romantizm bekleyenleri şaşırtacak kadar sert, aşkın değil, stratejik hamlelerin ve aile içi güç dengelerinin ön planda olduğu bir dünya bu. Özellikle Illayana karakterinin ailedeki sarsılmaz konumu ve babasının sunduğu anlaşmalı evlilikte, sessizce kaderini beklemek yerine karar merci olarak bizzat masaya oturması mafya kitaplarına bambaşka bir soluk getirmiş. Karakterler arasındaki yaş farkının uçurumlardan ibaret olmayışı, onları daha gerçekçi ve uyumlu bir çift haline getiriyor.
Ancak yazar, Illayana’yı yeraltı dünyasının baş tacı yapabilecek kadar donanımlı tasvir ederken, maalesef karakteri yer yer tam bir ergen gibi resmetmiş. Kafası attığında evin içinde abilerine silah sıkması veya her sinirlendiğinde soluğu dövüşte alması... Tamam, dövüşüyorsun, en birinci sensin anladık ama bu kadar fevri hareketler yerine daha olgun bir liderlik sergilenseydi, Illayana efsanevi bir karakter olabilirmiş.
Aslında biraz kurcalasam bir sürü mantıksız detay çıkarabilirim ama garip bir şekilde bana iyi gelen, kafa dağıtmama yardım eden bir kitaptı; kısacası severek okudum. Tavsiye mi? Kendiniz karar verin!
Not: Kitabın konusunu yazarından bile daha güzel anlatmış olabilirim, orası kesin!