Erika Cass, dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayata sahiptir: iyi bir eş, harika iki çocuk, huzurlu bir aile ve sakin mahalle yaşamı. Ancak bir akşam kapısına gelen iki dedektif her şeyi değiştirir.
Mahallede bir lise öğrencisi kaybolmuştur ve polis bu olayın cinayet olabileceğinden şüphelenmektedir. Kaybolan kızı en son gören kişi ise Erika’nın oğlu Liam’dır.
Liam, oldukça zeki, popüler, çekici ve ailesi tarafından özenle yetiştirilmiş harika bir gençtir. Ancak Erika yıllardır oğluyla ilgili tuhaf bir his taşımaktadır. Küçük yaşlarından beri Liam’ın davranışlarında karanlık ve rahatsız edici bir taraf olduğunu sezmiştir. Yaşanan olayın ardından, polis soruşturması ilerledikçe Erika’nın şüpheleri de giderek artar.
Roman boyunca Erika’nın iç çatışmalarına, aile sırlarına, oğluna duyduğu güvenin sarsılmasına ve “bir anne çaresiz kaldığında neler yapabilir?” tarzındaki soruların cevabını bulmaya odaklanıyoruz.
Yazarı bilen biliyor. Kitapları bir çırpıda, hızlıca okunuyor. Bu noktada beklentiniz de yazarın potansiyeline göre şekillenmeli. Derin karakter analizi, psikolojik bükülmeler, mantıklı bir çözümleme ya da edebi derinlik bekleyenler yine aradıklarını bulamazlar. Yazarın popülerliğini kabullenerek, zihni boşaltmaya odaklanıp olay örgüsü merkezli bir kurgu okumak isteyenler kitaptan mutlu ayrılırlar. Hafta sonumu dinginleştiren, günlerin yorgunluğunu atmamı sağlayan, sakinleştirici etkisi yüksek, hafif bir kitaptı. Hiç umudum olmamasına rağmen, uzun zamandır ilk defa bir McFadden kitabını okuma sürecinden keyif aldım.