Unutulmuş Çığlığın Düşüşü
İrade ikiye ayrıldığında Zühur yükselmiş, Nasuh ise çökmüştü. Ancak bu bölünme sanıldığı kadar kusursuz değildi; her büyük kırılma gibi arkasında bir "artık" bırakmıştı. Ne ışığı taşıyan ne de karanlığa ait olan bu parça, sadece İrade’nin adlandırılamayan, dilsiz öfkesini barındırıyordu. Bu sahipsiz ağırlık zamanın dışına sızdı ve sonunda bir taşa dönüştü. Taş, bir yaratım değil, evrenin iç dikişleri atarken boşluğa bırakılmış devasa bir yüktü.
Yedi kat karanlığın arasından geçerken ne ses çıkardı ne de bir iz bıraktı. Henüz insanlar toprağa isim vermemişken, dünya dilsiz bir küreyken yeryüzüne değdi. O an gökyüzü yarılmadı, toprak kanamadı; ama zaman tam ortasından çatladı. Çünkü bu taşın içinde sadece Zühur’un özü değil, İrade’nin bastırılmış pişmanlığı gizliydi. Ağırlığı olmamasına rağmen dokunduğu toprağı parçalıyor, suyu kurutuyor ve gölgeleri çoğaltıyordu. İçinde kıvranan şey bir varlık değil, susturulmuş bir emrin ve unutulmuş bir hatıranın yankısıydı.
Ona yaklaşanlar ya aklını yitirdi ya da ebedi bir sessizliğe gömüldü. Kimi taşın konuştuğunu sandı, kimi içinde yanan bir göz gördüğünü iddia etti. Oysa gerçek çok daha derindeydi: Taş konuşmazdı, taş sadece hatırlatırdı. Ve her hatırlayış, bir mührün neden var olduğunu fısıldardı. Bilmeyenler ona bir isim verdi:
Cehennem Taşı.
Yüzyıllar sonra, adı tarihin tozlu sayfalarında kaybolmuş, toprağın dilinden anlayan bir derviş çıktı ortaya. Elindeki asayı taşın tam kalbine indirdiğinde gökyüzü sessizce titredi. Devasa taş büyük bir gürültüyle parçalandı, cehennemin o görünmez kapısı kapandı. Patlama dindiğinde dervişten eser yoktu; ancak taş da tamamen yok olmamıştı. Sadece parçalara ayrılarak dünyanın dört bir yanına savrulmuştu.
İnsanlar zamanla o siyah parçaları bulup topladılar. Kimisi onları ölümcül silahlara, kimisi kadim mühürlere, kimisi de mutlak güce dönüştürdü. Bugün "Cehennem Taşları" olarak bilinen o karanlık miras, aslında bir düşüşten değil, kadim bir fedakârlığın infilakından doğdu.
Mehmet KorkmazGassal