·264 syf.····Okunma: 02 Aralık 2022 16:07 Üstad Necip Fazıl’ın 1965’te «Büyük Kapı» ismiyle yayımlanan O ve Ben kitabı, klasik anlamda bir otobiyografi olmanın çok ötesinde bir eser. Yazarın kendi ifadesiyle “dünyaya gelişimden bugüne kadar en hususî renkleri, çizgileri ve sesleriyle hayatımın hikâyesi” olarak tanımladığı bu kitap, aslında bir dönüşüm destanı, bir iç savaşın güncesi ve en önemlisi “ben”in “O”ya teslimiyetinin manifestosudur.
Kitap, net bir kırılma noktası üzerine kuruludur: 1934 yılı. Üstad, hayatının ilk 30 yılını “O’nu tanıdığına kadar” diye adlandırır. Bu “O”, Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’dir. Yazar, öncesi ve sonrası diye ikiye böldüğü hayatını anlatırken aslında şunu söyler:
“O’ndan önceki ben, bir hiçti. O’ndan sonraki ben, ancak O’nunla var olabildi.”
Dil ve Üslup: Üstad’ın En Parlak Hâli
O ve Ben’i okurken en çok çarpılan nokta, Üstad’ın Türkçe’yi âdeta bir kılıç gibi kullandığı sahnelerdir.
Betimlemeleri keskindir,
İroni ve hicvi zehirlidir,
Lirik patlamaları ise insanı yerinden oynatır.
Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarını anlattığı bölümlerdeki konak tasvirleri, dedesiyle ilişkisi, İstanbul’un o eski kokusu, neredeyse elle tutulur hâle gelir. Ama asıl mucize, Abdülhakîm Arvâsî ile tanışma anından sonraki sayfalarda başlar. Yazar orada sanki bambaşka bir kaleme geçmiş gibi olur; kelimeler artık sadece anlatmaz, delip geçer.
Temel Çatışma: “Ben” ile “O”nun Dansı
Kitabın omurgası şu sorudur:
Gerçek ben kimdir?
Üstad, gençliğinde yaşadığı bohem hayatı, kumar tutkusu, şiirdeki nihilist arayışları, maddî ve manevî tatminsizlikleri hiçbir şeyi saklamadan, hatta bazen kendini acımasızca yargılayarak anlatır. Ama bütün bu kaosun içinde hep bir eksiklik hissi vardır. İşte bu eksiklik, Arvâsî Efendi ile karşılaştığında birdenbire tamamlanır.
Yazarın ifadesiyle:
“O’nu tanıdıktan sonra hayatımın mânasını anlamaya başladım.”
Bu teslimiyet, modern okur için zor anlaşılır gelebilir. Çünkü bugün çoğu insan “teslimiyeti” zayıflık olarak görür. Oysa Üstad için bu, en büyük zaferdir. Ben’in öldüğü, O’nun dirildiği andır.
En Etkileyici Yanları
Dürüstlük seviyesi: Üstad, gençliğindeki sefahat âlemlerini, intihar düşüncelerini, manevi boşluğunu utanmadan, hatta gururla değil, ibretle anlatır.
Abdülhakîm Arvâsî portresi: Kitabın en kıymetli kısmı burasıdır. Arvâsî Efendi’yi bir veli, bir mürşid, bir insan-ı kâmil olarak değil; âdeta canlı bir hakikat gibi resmeder.
Türkçe şöleni: Bir cümlesi bazen bir şiir kadar yoğundur. “Haddini aşan her şey zıddına döner” gibi özlü sözler, kitabın her yerine serpilmiştir.
Kimler Okumalı?
Üstad Necip Fazıl hayranıysanız zaten okumuş olmalısınız.
Onun şiirlerini seviyorsanız ama nesirlerinden uzak kaldıysanız, buradan başlamalısınız.
Tasavvuf yolunda bir arayış içindeyseniz.
Bir insanın nasıl kökten değişebileceğini, içindeki fırtınanın nasıl dinebileceğini merak ediyorsanız.
Son söz olarak şunu söyleyebilirim:
O ve Ben, Üstad’ın yazdığı en çıplak, en yakıcı ve en samimi metindir.
Okuduktan sonra ya “O”nu aramaya başlarsınız ya da kendi “ben”inizle daha acımasız bir hesaplaşmaya girersiniz.
Her iki durumda da… kazanan sensin.