Ahmet Hamdi Tanpınar’ın insan ruhunun derinliklerini anlatma konusundaki ustalığını en iyi gösteren romanlarından biridir. Eser çoğu zaman Kurtuluş Savaşı yıllarının arka planıyla hatırlansa da romanın asıl gücü, Tanpınar’ın yarattığı karakterlerin iç dünyasında saklıdır.
Hemen karakterlerden bahsetmek istiyorum. Çünkü kitabı sevmemdeki en büyük etken karakterler özellikle de Sabiha.
Ama baştan başlayalım…
Romanın merkezinde yer alan Cemal, Tanpınar’ın en dikkat çekici karakterlerinden biridir. Cemal, yaşanan büyük tarihsel olayların tam ortasında olmasına rağmen kendisini sürekli dışarıda hisseden, hayatı ve kendisini anlamaya çalışan bir karakterdir. ‘Arayış içindeki insan’ tipinin örneğidir.
Romanın bir diğer önemli figürü Sabiha’dır. Sabiha, Tanpınar’ın kadın karakterlerini ne kadar ince bir psikolojik derinlikle kurabildiğini gösterir. O, yalnızca bir aşk figürü değildir; aynı zamanda Cemal’in dünyasını şekillendiren, onun duygularını ve düşüncelerini etkileyen güçlü bir karakterdir.
Küçücük yaşında bile büyük meseleler üstünde düşünen, insanı çözümleyen, hayatı anlayan, kadın-erkek ilişkilerinin özünü sorgulayan bir çocuktur. Büyüdükçe bu fikirlerin ne kadar gerçek olduğumu görürüz. Söylediği her şey filozofçadır. (Kitaptaki en sevdiğim karakterdir. Hatta edebiyattaki kadın karakterler arasında yine en sevdiğim olur.)
Yıllar sonra Cemal, büyüdüğü çevreye geri döner. Çocukluğunu geçirdiği arkadaşları özelliklede Sabiha’yı merak etmektedir. Ne olmuştur Sabiha’ya? Onun merakıyla okuduğum mükemmel bir romandı. Fakat merakım tam olarak geçmiş değil. :(
Cemal Anadoluyu görmüştür. Savaşın şaka olmadığının bilincindedir. İstanbul’da savaşın tam olarak anlaşılamadığını görür. Hele bir de Alaiyeli Ahmet’in öyküsü var ki aklınızdan çıkmayacak…
Nehir romanlarının ikincisiydi. Sıradaki Huzur.
(Nehir romanları :
Mahur beste
Sahnenin dışındakiler
Huzur)