Puan vermedi·651 syf.····Okunma: 08 Mart 2026 00:00 Saf, bakir, apaçık, capcanlı Türkçe kullanımıyla Türk romanı tartışmasının ortasına alev gibi düşen bu başyapıtla Kemal Tahir; söz konusu lokal imgelerin, unsurların ve dilin kullanımında mahirliğini göstermiştir. Esinlerini, referanslarını gazavatnamelerden, atasözleri ve deyimlerden, Orta Anadolu'nun bağrından kopan yazılı ve sözlü miraslardan alarak bu yapıyı oluşturmuştur.
50'ler sonrası Türk romanı tartışmasına yerel unsurlarla beslenen saf Yunus Emre Türkçesi ile karşılık verirken dönem edebiyatı için belirleyici olacak Türk romanı ve Türkçe roman farkını da göstermiştir. Eserini yazarken kökenini Anadolulu eserlerden alıp konuşmalarında Dostoyevski'ye atıfta bulunmuş, lokal ögeleri hikayelerine katıp tam bir Türk romanı oluşturma çabasına girmiştir.
Okuyup araştırıp yazma sürecinde Köprülüler ailesinden miras kütüphanenin Amerika'ya satılmasına da kızgınlığını İsmail Coşkun ve Emrah Safa hocamın Devlet Ana incelemesi yayınında öğrendim. Yazarın açık seçik, gerçeğe en yakın Türk romanı oluşturma sürecinde bu kadar ince eleyip sık dokurken bilgi ve esin kaynağı olabilecek bu kütüphanenin elden çıkarılmasına tepkisiz kalacağını düşünmek saçma olurdu.
Romanın temelini atarken çeşitli ahi gruplarının, heteredoks dervişlerin, savaşçı grupların, heterodoks İslami yapı içerisindeki grupların rollerini olduğu gibi yansıtıp beylikten devletleşme sürecini tarafsızca anlatmış, okuyucuyu bu farklı kültürlerle tanıştırmıştır. Dini alanın kuruluşta yaygın kanının aksine henüz oturmamış olması çeşitliliği ve dolayısıyla ilerde uygulanacak istimalet politikasının ilk adımlarını atmasını sağlamıştır.
Beyliğin yükselmesinde dönemin coğrafyasını etraflıca analiz eden ve özgüveniyle, kendini ifade edişindeki kararlı tavrıyla beyliğin fikir babalarından Şeyh Edebali'yi öyle etkilediğini görüyoruz ki Osman Bey'in; yön vereceği Rumeli politikalarının üstüne söz söylenmeyeceğini, savaşçılarının, dervişlerinin, martoloslarının karar anlarında onun hükümlerini dinleyerek hareket edecek oluşunu doğal karşılıyoruz. Bize o denli iyi servis ediliyor Osman ve oğlu Orhan Bey'in akıl hünerleri.
Dönem itibariyle tek başına baskınlığın gerek dış ve iç ticaret gerek iç vergilendirmeler gerek iç dinamikler nedeniyle mümkün olmaması, büyümesi eli kulağında beyliğin önüne sağlam ve güvenli bir yol açıyor Osman Bey'in liderliğiyle.
Beyliği oluşturan toplumsal unsurların üstünde keskin bir kılıç gibi sallanan hakim bir devlet gücünün olmayışı da birlik beraberliği oluşturan, oluşturduğu kadar geliştiren bir destek ayağı oluyor. Hıristiyan Türkler, Türkopoller, gaziler, ahiler, bacıyanı rumlar; dinamik aktörler olarak yer alıyor yani bu yeni düzen beylikte. Bu kozmopolit yapı; çeşitli sınıflar, etnik gruplar arasında oluşmakta olan bağı kuvvetlendiriyor çünkü herkesin henüz sırtını vereceği keskin bir kimliği henüz oluşmamış devlet nezdinde.
Yazar Kemal Tahir'in beylikten devlete geçiş sürecini anlatırken hikayelerini oluşturduğu karakterler o kadar günümüzde de geçerliliği olabilecek gerçekler üzerinde yaşıyor ki günümüz gençliği için de sürükleyici bir temayı da sunmuş oluyor, çünkü İsmail Coşkun'un dikkatini çektiği gibi yan karakterler bile çok genç ve onları hatalarıyla, tercihleriyle, duygularıyla, gelişimleriyle seyredebiliyoruz. Peki kim bunlar: Orhan Bey, Kerimcan, Mavro, Delibalta. Bu karakterlerin hepsi ayrı gelişim gösteriyor ve film seyreder gibi gözümüzde canlandırabildiğimiz hikayelere konu oluyorlar. Mesela anasının zoruyla dervişlikten savaşçılığa dönen Kerimcan'ı uzun yolculuğunda mağaralara girerken, Keşiş Benito'nun kitaplarını incelerken, kapana yakalanırken, -cengaver- kendini zorlayıp çıkarken, yeniden batak seyredip düşman kovalarken, güçlü savaşçı Benito'yla kılıç tutuşurken, kitapları tekrar inceleyip etkilenirken, Aslıhan'la sözleşir ve konuşurken, oynaşır, sever sevişirken ve en son anası Bacıbey'e derviş kelamı ederken seyrediyoruz. Bütünlüklü gelişimini meraklı ve dikkatli bi okuyucuysak görebiliyoruz.
Yine aynı şekilde Mavro'daki gelişim de dikkat çekici hâle geliyor, Müslüman olduktan sonra hâlâ Meryem Ana'dan dualanması, cesaretini arkasında duran Türkmen beylerinden alıp da yiğitlik gösterir olması, hepsi bir örüntü oluşturuyor. Bu bağlamda romanı söz edildiği gibi çok katmanlı yapısıyla takdir ediyoruz.
Kitapta Kemal Tahir'in hayata dair düşüncelerini de Kaplan Çavuşun ateşli tozla delikli demir yapma çabası sırasında Yunus Emre ile olan taşlayıcı muhabbetlerinde fark ediyoruz. Kılıç mı kalem mi tartışması üzerinden karakterlerine konuşturduğu dervişçilik ve savaşçılık konuları üzerinde kendi fikirlerini de az çok öğrenmiş oluyoruz.
Yazarın karakterlerine konuşturarak açığa çıkardığı fikir altyapısı finalde bu kez Kerimcan'ın göz gezdirip okuduğu Kelile Dimne, Siyasetname gibi eserlerin bölümlerinde karşımıza çıkıyor. Finaldeki bu tersine denk geliş, hoşumuza gidiyor çünkü Kerimcan'ın zorla olmaya çalıştığı, oldurulmaya çalışıldığı savaşçı kimliğinden kurtulup özüne dönmesini sağlayacak hevesi veriyor yeniden ona.
Kitabı güncel tutan ve geleceğe de ışık olan bir doğrulanmış coğrafya analizi de şudur ki: Anadolu'nun ev sahipliği yaptığı çorak toprakları üzerine kurulmuş beyliklerin sınırlı büyüyebilip sürekli benzer akıbetlere uğradıktan sonra dönüşümlü süreçleri tekrar tekrar yaşadığıdır. Bunu Osman bey ve akabinde yazarımız o kadar iyi analiz edip anlatmış ki dünden bugüne Anadolu'ya değil de batıya, Rumeli'ye akınlar düzenlenip orası hedef belirlenmiştir, çünkü yalnız akış ve gidişatın meyili veya sırf doğudaki Moğol tehlikesi değildir batıya taşıyan onları, aynı zamanda ticaretin kalbine yaklaşmak da, kurucu unsurların çeşitli milletlerinin ortak büyüme duruşu da şekillendirmiştir bu yönlenmeyi.
Kemal Tahir'den söz ederken eserlerini hangi Türkiye döneminde verdiğinden söz etmemek olmaz çünkü 60 anayasasıyla dönem konjonktürünün sola siyaset yapma özgürlüğünün kısa bir dönem tanımasıyla , o da elini taşın altına koymaktan çekinmeyen ve 60'lı yılların sol çevrelerinde tartışılan bir figür haline gelmesini sağlayan başat eserlerini bu sırada vermeye başlamıştır.
Bu incelemenin sonuna yaklaşırken sevgili İsmail Coşkun ve Emrah Safa hocamın arasında geçip de muhakkak ki belirtmek istediğim bir durum da okuyucunun neyi okuduğunu ve neyle karşılaşacağını bilmesi hususunda ona rehber olacak bir önsözün gerekliliğidir. Çünkü okuyucu meraklanıp da ilk defa bir Kemal Tahir kitabı okumaya karar verdiyse onu hikayenin içine cumburlop atıp kendisini hikayede tutmaya çalışmaya mahrum bırakmaktansa ona sürükleneceği eğlenceli bir önsözle dönemin, coğrafyanın, beyliğin kısa bir tarihinin ve karma kültürlerinin ışığında yol göstermek çok daha isabet olacaktır. Yazarın bir başka kitabı olan Kurt Kanunu kitabı için sırf on beşe yakın hatırat kullandığı düşünüldüğünde onun bu yazar özeninden sonra okuyucunun da içeriği dosdoğru anlayıp kavramasını, eğlenmesini beklemek insafsızlık olur hazırlıksız bırakarak. O yüzden dileriz ki işinin ehli insanlarla çok daha başarılı edisyonlarla tarihimiz bize salt yansıtıldığı gibi yavan ve taraftarca değil de olduğu gibi anlatılır mümkün mertebede bu imkanı vererek.