·608 syf.····Okunma: 19 Mart 2026 11:20 Siyer-i Nebî yalnızca tarihi öğrenmek için okunmaz. Tekrar ve tekrar okunur ki Nebevî Nûr'u gaflete düştüğümüz hayatımızda hatırlayalım, sünnetine ittiba edelim, O'nu ﷺ hakkıyla yaşayalım ki hem dünya hem ahiret hayatlarımız can bulsun, neşe bulsun. Yaşadığı her imtihanı tekrardan görüp yalnız olmadığımızı, bizi en çok anlayanın Rabbimiz ﷻ ve Peygamber Efendimiz ﷺ olduğu tesellisine sımsıkı sarılalım... Ve sabırla, aşkla tevekkül edelim.
Bu bahisleri bir de Üstad Necip Fazıl'ın kaleminden düşen incilerle okuyalım ki iştiyakımız artsın. Okuduğumuzun sadece bir kitap olmadığının idrakine varalım.
“Bu eserin muharririne ne saadet ki, O'nun atlarından birinin ismini taşımaktadır; Necip...” (s. 512) diyebilen bir gönülle satırları işlemiştir.
Necip Fazıl, eserlerinden aşina olduğum kadarıyla celâdetli bir üslûba sahip. Kimseye pabuç bırakmayan, en kavî ifadelerle merâmını anlatır. Fakat Allah'ın Sevgilisi'nden ﷺ bahsederken gönlünün yumuşaklığının dilinin naifliği olarak yansıdığını görebiliyoruz. Bu da Peygamberler Peygamberi'ne ﷺ duyulan muhabbetin insanın karakterine nasıl sirâyet ettiğinin en güzel örneklerinden biri olsa gerek.
Müellif salt bir kronolojik sırada yaşanmışlıkları anlatmıyor, gerek Sahabe Efendilerimizin örneklerine yer vererek gerek aşk, zühd, takva, ibadet gibi imanın farklı cihetlerini yorumlayarak bizi tefekküre de davet ediyor. Aynı zamanda kendisinin şeyhi olan Abdülhakim Arvasi Hazretleri'nden de birkaç hadise aktarıyor. Böylece tasavvufu anlayabilme, özümseme ve sırlarına nâil olabilme yolunda kapı aralıyor.
Daha fazla kelâma hacet yok, çünkü kelimeler hislerimize tercüman olacak kadar anlamlı olamayacaklar. Hep eksik kalacak. O eksikliği inancımızın gücüyle, vecdimizle tamamlayalım.
Peygamber Efendimiz'e, ehl-i beytine ve Ashab-ı Kirâm'ına sâlât-ü selamlar olsun. Rabbimiz müellifi Peygamber'imizi ﷺ böyle incelikle anlattığı için Cennetinde beraber haşreylesin. Onların dizinin dibinde sohbetlerine katılmayı da bizlere nasip etsin. Âmin.