Pyotr Kropotkin: Bilimsel Bir Masal mı, Biyolojik bir Yanılgı mı?
Pyotr Kropotkin, anarşizmi romantik bir isyandan çıkarıp "evrimsel" bir temele oturtmaya çalışırken, aslında insan doğasına dair devasa bir "iyimserlik hatası" yapar. Karşılıklı Yardımlaşma ve Etika kitaplarında savunduğu temel tez; doğanın bir savaş alanı değil, bir dayanışma alanı olduğudur. Ancak Kropotkin’in bu tezlerini mercek altına aldığımızda, aslında "iyilik" dediği şeyin altında yatan saf pragmatizmi görmezden geldiğini fark ediyoruz.
Kropotkin, doğadan karınca örneğini verir. Karıncaların bir lider veya zorba bir otorite olmadan, muazzam bir uyum içinde çalıştığını; bir karıncanın aç olan diğerine midesindeki yiyeceği paylaştığını anlatır. Kropotkin bunu "doğal ahlak" olarak niteler. Oysa yanıldığı nokta şudur: Karınca bunu "iyi kalpli" olduğu için değil, koloninin (yani kendi genetik sürekliliğinin) hayatta kalması için bir makine dişlisi gibi kodlandığı için yapar. Burada bir "etik" değil, mekanik bir hayatta kalma stratejisi ve kolektif bir çıkar vardır.
Bebeklerin "İyiliği" ve Hayatta Kalma İçgüdüsü
Kropotkin’in insan doğasının özünde "iyi" olduğu iddiasına karşı en net gözlemim bebekler üzerinedir. Bir bebeğin çevresine gülücükler saçması, sevgi dolu görünmesi onun "ahlaklı" veya "iyi" doğmasından kaynaklanmaz. Bebek, hayatta kalmak için bakıma muhtaçtır ve bu bakımı garantilemek adına çevresindekileri manipüle etmek zorundadır.
Bebekler "iyi" değildir; bebekler hayatta kalmak için iyi davranmak zorundadır. Bu bir stratejidir. Karnı doyduğunda, altı temizlendiğinde ve güvenliği sağlandığında sergilediği o uyumlu tavır, tamamen bireysel çıkarın bir sonucudur. Kaynaklar kısıtlandığında veya ihtiyacı karşılanmadığında o "melek" figürünün nasıl bir talepkârlığa dönüştüğünü hepimiz biliyoruz.
10 Kişilik Grup Deneyi: Otorite Kaçınılmazdır
Bu teorik tartışmayı somutlaştırmak için hep verdiğim 10 kişilik grup örneğine dönelim:
Bir adaya hiçbir otorite figürü olmadan 10 kişiyi bırakalım. Kropotkin'in hayali, bu grubun kendiliğinden örgütlenip adil bir düzen kuracağı yönündedir. Ancak gerçekte olacak olan şudur:
Çıkar Çatışması: Her birey, kısıtlı kaynaklar (yemek, barınak) söz konusu olduğunda önce kendi varlığını güvenceye almak isteyecektir.
Hiyerarşi Gereksinimi: Karınca kolonisindeki o genetik kodlama insanda yoktur. 10 farklı irade, 10 farklı çıkar demektir. Bu kaosu engelleyecek, kararları verecek ve "beleşçileri" cezalandıracak bir merkez (yani hiyerarşi) oluşmadığı sürece o grup yok olmaya mahkumdur.
Güç Boşluğu: Otoriteyi kaldırdığınızda "özgürlük" gelmez; sadece en baskın ve en acımasız olanın gayriresmi tiranlığı başlar.
Kropotkin’in "Karşılıklı Yardımlaşma" dediği şey, aslında "Karşılıklı Çıkar İlişkisi"dir. İnsanlar veya hayvanlar birbirine yardım eder, çünkü bu uzun vadede kendi hayatta kalma şanslarını artırır. Özümüzde "iyi" olduğumuz için değil, rasyonel bir bencillikle hareket ettiğimiz için topluluklar kurarız.
Kropotkin bize çok güzel, etik ve yardımlaşma dolu bir masal anlatıyor; ancak 10 kişilik bir grupta bile hiyerarşinin ve düzenleyici gücün yokluğu, özgürlüğü değil sefaleti getirir. İnsan doğası, romantik bir anarşizm için fazla "gerçekçi" ve fazla "çıkarcıdır."