Pyotr Kropotkin
7/10
·400 syf.··
2026 121. kitabı
Pyotr Kropotkin: Bilimsel Bir Masal mı, Biyolojik bir Yanılgı mı? Pyotr Kropotkin, anarşizmi romantik bir isyandan çıkarıp "evrimsel" bir temele oturtmaya çalışırken, aslında insan doğasına dair devasa bir "iyimserlik hatası" yapar. Karşılıklı Yardımlaşma ve Etika kitaplarında savunduğu temel tez; doğanın bir savaş alanı değil, bir dayanışma alanı olduğudur. Ancak Kropotkin’in bu tezlerini mercek altına aldığımızda, aslında "iyilik" dediği şeyin altında yatan saf pragmatizmi görmezden geldiğini fark ediyoruz. Kropotkin, doğadan karınca örneğini verir. Karıncaların bir lider veya zorba bir otorite olmadan, muazzam bir uyum içinde çalıştığını; bir karıncanın aç olan diğerine midesindeki yiyeceği paylaştığını anlatır. Kropotkin bunu "doğal ahlak" olarak niteler. Oysa yanıldığı nokta şudur: Karınca bunu "iyi kalpli" olduğu için değil, koloninin (yani kendi genetik sürekliliğinin) hayatta kalması için bir makine dişlisi gibi kodlandığı için yapar. Burada bir "etik" değil, mekanik bir hayatta kalma stratejisi ve kolektif bir çıkar vardır. Bebeklerin "İyiliği" ve Hayatta Kalma İçgüdüsü Kropotkin’in insan doğasının özünde "iyi" olduğu iddiasına karşı en net gözlemim bebekler üzerinedir. Bir bebeğin çevresine gülücükler saçması, sevgi dolu görünmesi onun "ahlaklı" veya "iyi" doğmasından kaynaklanmaz. Bebek, hayatta kalmak için bakıma muhtaçtır ve bu bakımı garantilemek adına çevresindekileri manipüle etmek zorundadır. Bebekler "iyi" değildir; bebekler hayatta kalmak için iyi davranmak zorundadır. Bu bir stratejidir. Karnı doyduğunda, altı temizlendiğinde ve güvenliği sağlandığında sergilediği o uyumlu tavır, tamamen bireysel çıkarın bir sonucudur. Kaynaklar kısıtlandığında veya ihtiyacı karşılanmadığında o "melek" figürünün nasıl bir talepkârlığa dönüştüğünü hepimiz biliyoruz. 10 Kişilik Grup Deneyi: Otorite Kaçınılmazdır Bu teorik tartışmayı somutlaştırmak için hep verdiğim 10 kişilik grup örneğine dönelim: Bir adaya hiçbir otorite figürü olmadan 10 kişiyi bırakalım. Kropotkin'in hayali, bu grubun kendiliğinden örgütlenip adil bir düzen kuracağı yönündedir. Ancak gerçekte olacak olan şudur: Çıkar Çatışması: Her birey, kısıtlı kaynaklar (yemek, barınak) söz konusu olduğunda önce kendi varlığını güvenceye almak isteyecektir. Hiyerarşi Gereksinimi: Karınca kolonisindeki o genetik kodlama insanda yoktur. 10 farklı irade, 10 farklı çıkar demektir. Bu kaosu engelleyecek, kararları verecek ve "beleşçileri" cezalandıracak bir merkez (yani hiyerarşi) oluşmadığı sürece o grup yok olmaya mahkumdur. Güç Boşluğu: Otoriteyi kaldırdığınızda "özgürlük" gelmez; sadece en baskın ve en acımasız olanın gayriresmi tiranlığı başlar. Kropotkin’in "Karşılıklı Yardımlaşma" dediği şey, aslında "Karşılıklı Çıkar İlişkisi"dir. İnsanlar veya hayvanlar birbirine yardım eder, çünkü bu uzun vadede kendi hayatta kalma şanslarını artırır. Özümüzde "iyi" olduğumuz için değil, rasyonel bir bencillikle hareket ettiğimiz için topluluklar kurarız. Kropotkin bize çok güzel, etik ve yardımlaşma dolu bir masal anlatıyor; ancak 10 kişilik bir grupta bile hiyerarşinin ve düzenleyici gücün yokluğu, özgürlüğü değil sefaleti getirir. İnsan doğası, romantik bir anarşizm için fazla "gerçekçi" ve fazla "çıkarcıdır."
Felsefe
Anarşizm Felsefesi ve EtikaPyotr Kropotkin · Dorlion Yayınevi · 202217 okunma
·
77 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bebekler üzerine yapılan deneylerde diğer insanlara, ırklara adil davrandığı görülmüştür. Peki dünyanın yüzde 95 kaynaklarını bir avuç otoriteye teslim ederken bize kalan yüzde beşi bölüşmeye çalışmamız sefalet değil midir? Aristonun dediği gibi bizi otoriteden kim koruyacak? Otorite kimdir kime denir, günün sonunda o da insan türüne mensuptur. İnsan doğanın çocuğudur. Doğa neyse İnsan da odur. İnsanı kolayca yönetebilmek icin vahsilestiren, kurdukları birbirinden absürd ve doğaya aykırı sistemlerle bizzat otoritenin kendisidir. Dün de böyleydi bugün de böyle
Taha EKŞİOĞLU
Gönderi Sahibi
Bebeklerin doğuştan 'iyi' olduğuna dair yapılan o meşhur deneyler aslında büyük bir yanılsamadan ibaret. Bebeklerin sergilediği o 'iyi' davranışlar ahlaki bir tercihin değil, tamamen biyolojik bir hayatta kalma stratejisinin ürünüdür. Yaşamak için başka çaresi olmayan, bakıma muhtaç bir canlının, hayatta kalmasını sağlayan otoriteye şirin gözükmesinden daha doğal ne olabilir? Bu bir iyilik değil, saf bir kandırmaca ve evrimsel bir zorunluluktur. Tıpkı parayı bulunca değiştiği söylenen insanlar gibi... Aslında para kimseyi değiştirmez, sadece içindeki gerçek karakteri ortaya çıkaracak gücü verir. Bebekler de başlangıçta güçsüz ve mahrum oldukları için 'iyi' davranmaya mahkumlar. Ancak büyüyüp bakıma muhtaç olmaktan çıktıkları an, içlerindeki o bencil ve kötücül doğa serbest kalıyor. Bugün dünyanın haline bakın; eğer bebekler gerçekten iyi olsaydı, dünya neden bu kadar kötü? Kendi yazdığınız yazıda bile bu çelişkiyi görmüyor musunuz? Üstelik otorite meselesinde Aristoteles’in Platon’dan aldığı o meşhur 'çoban köpeği' örneği hala geçerliliğini koruyor: Sürüyü korumakla görevli olan köpek sürüyü yemeye başlarsa ne olacak? Platon bunun çözümünü 'Filozof Kral' eğitiminde arıyordu ama bugün geldiğimiz noktada demokrasi gibi –neredeyse tüm büyük filozofların da katıldığı üzere– en kötü yönetim biçimlerinden birine mahkumuz. Halk, mantıktan uzak ve tamamen 'köle ahlakı' ile duygularına esir olduğu için sistem her zaman çöküşe gidiyor. Kısacası, ne insan doğasında ne de bugünkü yönetim şekillerinde tutunacak sağlam bir dalımız var; hala büyük bir boşluktayız ve bu kötülük hepimizin hamurunda mevcut. Demokrasi dediğiniz şey, aslında sadece bir bahane; güç sahiplerinin kendi çıkarlarını korumak için kullandığı bir kılıftan ibaret. Dünyadaki servetin çok küçük bir azınlığın elinde toplanması tesadüf değil, sistemin bizzat kendisidir. Ama asıl sorun sadece sistem de değil, o sistemin başındaki 'insan' faktörüdür. İnsan doğası gereği bencil ve güç delisi olduğu için, hangi yönetim biçimini getirirseniz getirin sonuç değişmeyecek. Platon binlerce yıl önce noktayı koymuştu: 'Yönetim biçimi önemsizdir, yöneten kişinin karakteri asıldır.' Kendi yetiştirdiği 'Filozof Krallar' gelmediği sürece insanlığın başının dertten kurtulmayacağını söylerken tam olarak bugünkü umutsuz tabloyu tarif ediyordu. Sürüyü korumakla görevli çoban köpeği bizzat sürüyü yemeye başlarsa, orada artık adaletten söz edilemez. Demokrasilerde –ki bana göre ve çoğu büyük filozofa göre en kötü yönetim biçimidir– halk mantıktan uzak, tamamen duygularıyla ve 'köle ahlakıyla' hareket ettiği için sistem her zaman çöküşe mahkumdur. Bugün bile hala doğru bir yönetim şekli bulamamış olmamız, insanlığın bir 'umutsuz vaka' olduğunun en büyük kanıtı. Adalet ve eşitlik gibi kavramlar, sadece kitleleri uyutmak için uydurulmuş çocukça hayallerden ibaret. Gerçek olan tek şey güçtür ve o güç her zaman sahibini tiranlaştırır. Kısacası, hala büyük bir boşluktayız ve çıkış yolu yok.