Parçalanma, insan yaşamının toplumun kuralları karşısında parçalanmasının zamansız ve evrensel bir öyküsü. Bu parçalanma kitapta, önce kişinin kendi toplumu içinde sonra da başka bir toplumun dayatması sonucunda iki farklı haliyle gösterilir. Nijerya’nın yerli kabilelerinden biri olan İgbo (Umuofia) özelinde inançların ve geleneklerin işlevleri, sonuçları ve anlamları tartışılırken hayatını toplumun yargılarına göre “saygıdeğer” bir kişi olmaya çabalayan Okonkwo’nun başından geçen olaylar aktarılır.
Bütün hayatını babasının toplumun gözündeki değersizliğinin kendi üzerindeki izlerini silmeye adamış olan Okonkwo, güreş ve savaşlarda tüm kabilede ve çevre kabilelerde adını duyurmuş, güçlü, zengin ve saygı duyulan bir konuma yükselmiştir. Üç eşi ve çok sayıda çocuğu ile güzel bir aileye sahip olmuş ancak daha da yükselerek en üst konuma ulaşmayı hedef edinmiştir.
Öykü boyunca Okonkwo’nun toplumun kurallarına nasıl katı bir biçimde uyduğu ve kendi değerlerini bu kurallar üzerinde temellendirildiği görülür. Bu toplum, bazı üyelerinin de sorguladığı geleneklere sahiptir; ikiz doğan çocuklar ormanda ölmeye terk edilir, bir çocuğun ölümünün bedelini masum olan başka bir çocuk ödemek zorundadır; tanrıların aracıları olarak görülen kişilerin kararları ne kadar ürkütücü olursa olsun uygulanmalıdır; bazıları toplumdan dışlanmalıdır, klanın içinde bile gömülmemeli lanetli ormanda çürümeye terk edilmelidir. Okonkwo kendisi için çok zor olan kararlara bile sorgulamadan uyar. Bunları sorgulayanları da eleştirir. Çünkü toplumun gözünde yükselmek onun için her şeyden önemlidir.
Okonkwo Bir gün yanlışlıkla birini öldürür. Ceza olarak 7 yıl boyunca annesinin kabilesine sürülür. (çocuklar babalarına ait olmakla birlikte yaşamlarında ciddi bir sorun olduğunda annelerinin kabilelerine gitmektedirler). Bu ceza toplumundaki yükselme umutlarını suya düşürüp onu köklerinden koparır. Yıllar geçtikçe bir yandan cezası tamamlanırken öte yandan da yeni bir durum baş gösterir; ülkeye beyaz adam gelmiştir. Öncelikle kiliselerini kurmuş, tatlı dilini ustaca kullanmış, toplumun zaaflarından faydalanıp kendisine yandaşlar bulmuştur. Sonra askerler, polisler ve mahkemeler gelmiş ve beyaz adamın dini ve düzeni giderek egemenliğini arttırmıştır. Cezası bitip kabilesine dönen Okonkwo bütün hayatını adadığı toplumunun tamamen değiştiğini ve her şeyin üstünde tuttukları kuralların yok olmaya başladığını görecektir. Bu onun için dünyasının parçalanması ve yok olmasıdır.
Sade, samimi ve dolaysız yoldan anlatılan öykü bir yandan toplumun insan üzerindeki baskısını konu alırken öte yandan Afrikalı bir kabile özellinde geleneklerin ve değerlerin göreceliğini ve dışarıdan bakanlar için tuhaf, içeriden bakanlar için dogmatik yapısını da sergiler. Bölge kabilelerinin günlük yaşamları, etkinlikleri, gelenekleri, dünya görüşleri, toplumsal hiyerarşileri, ekonomik, sosyal ve dini kurumları ve değerleri hakkında bilgi verilerek İgbo gözünden dünyanın genel çerçevesi çizilir. Bu yönüyle antropolojik bakış açısından da değerli bir eserdir.
Öykünün önemli bir başka yönü de Avrupa sömürgeciliğinin zorbalığını ve zalimliğini içeriden bir bakışla görmemizi sağlamasıdır. "Beyaz adamın gelişi" ve sonrasındaki olaylar son kısımda kısaca işlense de dünyada yaşanan benzerlerini anlamamıza yetecek ölçüdedir. Böylece sömürgecinin kendi değerlerinden başkasına nasıl yaşam hakkı tanımadığı da gösterilmiş olur. İgbo toplumunun kendi değerlerine uymayanlara davranışlarına da benzer bir tavırdır bu.
Sürükleyiciliği ve duygusal anlatımı ile iz bırakabilecek bir öykü. Keyifli okumalar.