·88 syf.····Okunma: 18 Mart 2026 17:38 Kısa kitaplar bana hep bir şeyler eksik kalmış hissi verir; sanki hikâye tam derinleşecekken perde kapanmış gibi. Oysa ben, sayfalar ilerledikçe içine çekildiğim, karakterlerle birlikte nefes alıp verdiğim, heyecanı yavaş yavaş yükselen kitapları seviyorum. Bu yüzden İsimsiz Ceset’e başlarken beklentim çok yüksek değildi. Açıkçası sadece sayfa sayısı kısa diye, araya sıkıştırmalık bir “çerez” niyetiyle elime almıştım.
Ama kitap, o mütevazı görünümünün altında beklediğimden daha fazlasını saklıyormuş. Sayfaların arasına serpiştirilen çizimler çok güzeldi.
Harry'e çok üzüldüm. Hiç kimse böyle bir acı yaşamasın Bir baba olarak elinden hiçbir şey gelmemesi, adaletin zamanında tecelli etmemesi… insanın içini kemiren bir boşluk bırakıyor. Bu yüzden Harry’nin içinin yıllar geçse bile soğumaması o kadar anlaşılır ki.
Harry ağabeyimiz ne güzel dedi "Asla zamanında yerini bulmuyor."
Onun hikâyesinde en acı olan şey, bir babanın en çaresiz hâline tanık olmak. Kızının yaşadığı o korkunç olayın ardından adaletin işlemesini bekliyor ama karşısına çıkan şey; eksik deliller, yetersiz süreçler ve sonunda elini kolunu sallayarak uzaklaşan gerçek suçlular oluyor. Üstelik bununla da bitmiyor… Toplumun suçu mağdura yükleyen o tanıdık tavrı, Kitty’nin yükünü daha da ağırlaştırıyor. Ve en sonunda, dayanamayacak noktaya gelmesi… işte insanın içini asıl orada parçalıyor.
Asıl sarsıcı olan ise şu: Adaleti sağlamakla yükümlü olanlara güvenip karşılığında hayal kırıklığı yaşamak.
Böyle bir durumda bir baba ne yapabilir ki? Elinde kalan tek şey, içini kemiren bir öfke ve kapanmayan bir yara. Harry’nin sonunda kendi adaletini sağlamaya yönelmesi bu yüzden şaşırtıcı gelmiyor.