Puan vermedi·556 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Mart 2022 20:59 Gazap Üzümleri, edebiyat tarihinin en iyi başlangıç yapan okumalarından birini sunuyor. Neden mi?
Steinbeck öyle bir şekilde başlıyor ki; kitabı okumayı bitirip tekrar birinci bölümü okumaya başlarsanız ya da şöyle bir göz gezdirirseniz, ancak o zaman anlıyorsunuz kitabın başlangıç bölümünün aslında kitabın özeti olduğunu. Yazar kısa bir ön gösterim izletiyor tabiri caizse... Çok zekice ve de çok gerçekçi bir şekilde.
Kitap; umutsuz bir şekilde yağmur bekleyen çiftçilerin apaçık, berrak gökyüzü ve susuzluktan kuruyan ekili toprakları arasında gidip gelen bakışlarıyla başlıyor. Öyle bir umutsuzluk ki ortaya çıkan hayal kırıklığı; her şeyi örten, Sahra Çölü’ndeki kum fırtınalarına rahmet okutan toz toprak dumanını bile düşündürtmüyor. İnsanın ruhunda ve kalbinde oluşan fırtınanın yanında doğanın fırtınasının gücü ne kadar olabilir ki?
Babalar toprağa bakar, oradan da gökyüzüne... Hayal kırıklığı kallavidir ama belli etmemeleri gerekir; çünkü onların da yüzlerine bakan anneler ve annelerin de yüzlerine bakan masum çocuklar vardır. Topraktan kalkan yüz, gülümseyerek anneye bakar. Anne "sıkıntı yok" diye rahatlar, ne de olsa evin direği rahattır; gelir geçer bu da... Daha iyi zamanları olmuştur geçmişte ve daha iyiler de gelecekte saklıdır. Anne gülümser çocuklarına, onlar da rahatlar ve oyunlarına dönerler. Ana gerçeği yalnızca baba bilmektedir. Tüm gerçekliği örten toz katmanına rağmen gerçekler, bütün acımasızlıklarıyla ortada sere serpe duruyordur.
Önce ufukta ara sıra belirip umut veren bulutlar tümüyle gider. Hayatı, ışığı ve aydınlığı beslemesi gereken güneş, bu sefer kan emen vampir gibi topraktaki ve mısırlardaki suyu son damlasına kadar emer. Önce toprak kurur üstten, kavrulur ve yarılır. Sonra da mısırların yaprakları sararır, kurur ve düşer. Çünkü ilk vazgeçilecek olanlar hep en üstteki savunmasız olanlardır. Köklerin yanında yaprağın ne önemi olabilirdi ki?
Sonra toprağın altındaki su da kurur ve sırada kökler vardır. Onlar da kurur... Ama onların kuruması, yaprakların kuruyup düşmesi kadar basit değildir. Hayat damarları kurur böyle olunca. Yaprak yerine gelir ama kök kurudu mu, annesiyle bağı koparılan yavru gibidir mısır. Artık tutunamaz ve bütün fırtınalara direnen o mücadeleci ruh, en ufak bir rüzgarda sere serpe yere serilir ve kopar ona hayat vermesi gereken toprak anasından.
Düşen ilk mısırdır ama yanında götürecekleri de vardır. Bu sadece bir bitki, bir tohum değildir. Bu, hayatın idamesi için en çok gereken besindir. Mısırın köklerinden kopması; yakında topraklarını, evlerini, barklarını, her şeylerini bırakıp gidecek olan, köklerinden kopacak olan insanların habercisidir. Düşen bir tek mısır değildir; yüzyıllardır biriken aile bağlarıdır kopup giden. Geçmişle ve dolayısıyla da tarihinden kopup giden insanlardır. Bozulan bir düzen, belirsiz bir gelecektir. Yollarda kaybolup gidenlerin, yiten canların öngösterimidir, habercisidir.
Edebiyat tarihindeki en trajik, en travmatik ve de en sarsıcı sonlarından birine sahip bir kitaba da ancak bu kadar güzel ve derin bir başlangıç yakışırdı.