·686 syf.····Okunma: 05 Nisan 2026 00:00 Bu kitap öyle baştan sona okunup bitirilecek bir şey değil bence, daha çok içine girilen bir yer gibi. Her sayfasında başka bir ruh hâline çarpıyorsun. Bazen bir dizeye takılıp kalıyorsun, bazen anlamıyorsun ama yine de bırakmak istemiyorsun. Çünkü mesele sadece anlamak değil, hissetmek. Zaten Sezai Karakoç da sanki anlaşılmak için değil, bir şeyleri hatırlatmak için yazıyor gibi.
Kitap aslında şairin bütün şiirlerini bir araya getiren bir toplama eser ve bu yüzden tek bir duyguya sabitlenmiyor. Bir yerde aşk var, bir yerde inanç, bir yerde toplum, bir yerde içsel bir yalnızlık. Ama hepsinin altında aynı şey dolaşıyor: bir diriliş isteği. Okurken bunu hissediyorsun ama öyle doğrudan değil, daha çok içten içe, yavaş yavaş.
Dili bazen kapalı, hatta yer yer zorlayıcı. Ama bu zorluk itici değil, aksine seni içine çekiyor. Çünkü her okuduğunda başka bir anlam çıkıyor gibi. Aynı dizeye dönüp dönüp bakma hissi çok yoğun. Sanki şiir bitmiyor da sen bırakıyorsun.
Benim için en çarpıcı tarafı şu oldu: bu kitap insanı dış dünyadan çok kendi içine döndürüyor. Gürültüyü kesip seni kendi sessizliğinle baş başa bırakıyor. O yüzden hızlı okunacak bir kitap değil, hatta okunacak bir “zaman” bile istemiyor; daha çok bir ruh hâli istiyor.