Sakinlerinin huzur içinde yaşadığı, yazılı kuralların ve suçun bulunmadığı, işlerin imece usulü yapıldığı, herkesin canının istediği kadar çalıştığı, yasemin kokularının sarhoşluğunda mutlu insanların barındığı bir ada düşünün. Ütopik bir resim canlandı gözünüzde değil mi ? İşte bu resim romanın sayfaları ilerledikçe distopik bir hal alıyor. Zulme, haksızlığa, adaletsizliğe zamanında gösterilmeyen tepkinin ve başkaldırının sonuçlarının nerelere uzanabileceğinin portresi ustalıkla çiziliyor. Romanda verilmek istenen mesajın çok net bir biçimde, güzel bir hikayeyle verildiğini düşünsem de romanın başında resmedilen kuralsız ve herkesin kafasına göre yaşayabildiği bir toplumun huzur içinde problem çıkmadan hayatına devam edebilmesi bana gerçekçi gelmiyor. Ütopik bir hikayeyle verilmek istenen mesaj verilmiş işte, kendin de söylüyorsun, bu konuyu neden eleştiri konusu yaptın serzenişlerinizi duyar gibiyim :) Evet, haklısınız. Ama kitabın sonuna doğru resmedilen distopik anlatı; dünya tarihine dönüp baktığımızda o kadar gerçekçi geldi ki, ütopik bölümün gerçek dışılığını vurgulama ihtiyacı hissettim.
Zorlanmadan ve keyif alarak okuduğum bir kitap oldu. Tavsiyedir.