Mustafa Kemal Atatürk’e düzenlenen suikast girişimi etrafında yaşanan olaylar ile İttihat ve Terakki grubuna mensup kişilerin Cumhuriyet sonrası tutum ve davranışlarının anlatıldığı kitap konusu itibariyle ilgimi çekmişti.
İttihat ve Terakkinin tetikçi/mafyalarından olan Abdülkerimin, suikast eylemini gerçekleştirecek olan kişleri vapurla uğurlamasıyla başlıyor eser. Akabinde Baytar Rasimin Abdülkerimi bulup suikastin ifşa olmuş olabileceğini haber vermesi üzerine olaylar gelişiyor ve kitaba göre suikastten haberi olmadığı halde tetikçilerin ikna edilmesi için ismi kullanılan Kara Kemal’in durumdan haberdar edilmesiyle kaçış öyküsü başlıyor.
Kitabı edebi yönden beğenmiş olsam da ilgili dönem hakkında birçok kitap okumuş biri olarak olayların çarpıtıldığını ve yanlı bir tutumla eserin oluşturulduğunu düşünüyorum. İttihatçıların önde gelen ismi Kara Kemal’in ağzından Halifeliğin kaldırılmasının İngiliz oyunu olduğu, mason loacalarına dokunulmadığı şeklinde söylemlerin dile getirilmesi Kemal Tahir gibi bir isme yakışmayacak, tarihi gözlemden uzak eleştiriler olmuş. Nitekim Halifelik kurumunun Osmanlı döneminde dahi hiçbir avantaj sağlamadığı, aksine zararlarının görüldüğü, genç Cumhuriyet için de hiçbir faydasının dokunmayacağı ve inkılapların önünde engel oluşturacağını analiz etmek zor olmasa gerek. Mason locaları ise 1935 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün onayıyla devletin kamusal alanı şeffaflaştırma, laikleştirme ve gizli yapılanmaları kontrol altına alma politikaları doğrultusunda kapatılmıştır.
Dolayısıyla kimi kaynaklara göre 1. Dünya Savaşı sırasında iaşe nazırı olan Kara Kemal’in ismi pek çok yolsuzluğa karışmışken kitapta çok masum bir şekilde anlatılması, suikast ile aslında uzaktan yakından alakasının olmadığına değinilmesi eserin tarihi gerçeklikleri
Kurt KanunuKemal Tahir · İthaki Yayınları · 20166,5bin okunma
Dünya üzerinde bizim için belli olmayan bir süre vakit geçiriyoruz ama gerçekten yaşıyor muyuz ? Yeni Dünyanın Cesur İnsanında yaşamak için zincirlerimizden kurtulmamız gerektiğini, bu zincirleri aslında dış dünyanın değil kendimizin yarattığını, çocukluk çağımızdan mevcut halimize kadar deneyimlediğimiz yaşamın hayata karşı bakış açımızı şekillendirdiğini ancak tüm bunlardan bağışık bir benlik kazanmanın-sınırların dışına çıkmanın- zor olsa da imkansız olmadığını çok güzel anlatmış Sinan Hoca.
Kitabı okurken birçok yerin altını çizdim, durdum, düşündüm, not aldım ve zihnimde yeni pencereler açtım. Kitap bir kez daha fark ettirdi ki; gerek internet gerekse tv olsun, veri bombardımanına maruz kaldığımız şu zamanlarda edindiğimiz bilgiler üzerine durup düşünebilmek, anda kalabilmek ne kadar değerli! Film izlerken bile odağımızı kaybettiğimiz, 2 sayfa kitap okuyamadığımız, sohbet edemediğimiz bu çağda "durmak" belki de panzehirin anahtarıdır.
Dijitalleşen, hızlanan bu yeni dünyada insanın kodları değişmedi ve mutluluk biraz da insanın kendini tanımasına bağlı. Fakat hangimiz kendini tanıdığını söyleyebilir ki ? İbn-i Arabi'nin dediği gibi: "Kimsin sen ? Şüphesiz sen, sen değilsin." Yavaşlayarak, daha fazla kendimizle zaman geçirerek, düşünerek, konfor alanımızı terk ederek, küçük de olsa atmış olduğumuz adımların değerinin bilincine vararak yeni dünyanın cesur insanlarından olabilmemiz temennisiyle...