Adı:
Kurt Kanunu
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
273
ISBN:
9789754780943
Kitabın türü:
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Kemal Tahir, "Kurt Kanunu" romanında "Kurtlukta düşeni yemek kanundur" acımasızlığını yaşayan, kıstırılan, hesaplaşan gerçek kişileri anlatıyor. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılan tarihsel gerçek dramın romanı...
Tarihe, şimdiye kadar yazılanlardan farklı bakabilmiş bir yazar var karşımızda; Kemal Tahir. Etkinliğimiz için belirlediğimiz bir diğer büyük yazarın okumaya karar verdiğim ilk kitabı…

Okul çağımızın başlangıcından bu yana tarih kitaplarında ve sosyal hayatlarımızda bizler için putlaştırılan bir çok konu vardır. Bu konulardan biri de Atatürk ve onun yaptıklarıdır. Daha doğru ifade etmek gerekirse; Atatürk’ün başında olduğu Cumhuriyet Kadrosu’nun yaptıklarıdır. Batılılaşma kavramının olabildiğine hızlı entegre edilme çabası ve yüzyıllardır köy hayatı yaşamış bir toplumun buna adapte olamamasındaki nedenler… Batılılaşma denilince aklımıza ilk, eğitimdeki ilerilik, adalet sistemindeki muntazamlık, sosyal yaşamdaki kalite gibi kavramlar gelir. Peki bu halk zamanında bu Batılılaşma çabasına hazır mıydı? Batı medeniyeti düşündüğümüz kadar ilerici ve adaletli miydi?

Kitaplar öyle nesnelerdir ki, insanın oluşturabileceği en büyük gerçekliği toplumun geneline yayar. Bu gerçeklik zaman geçse de değişmez, sadece biçim değiştirir. Bundan yüz yıl önce farklı bir coğrafyada yazılmış bir kitabın anlattıklarının, günümüz toplumu için geçerli oluşundaki asıl sebep de budur. İnsanlık değişmez yapısını, değişen zamana entegre etmeye çalışıyor sadece.

İnsanlığı düzeltme çabaları, insanoğlunun kapıldığı en büyük yanılgıları barındırıyor. Batılılaşma da Türkiye için bu yanılgıların en başında geliyor. Yüzyıllardır sosyal ve eşitlikçi bir toplum oluşturmak için uğraşan Türkler, bir süre sonra belli bir kesimi zenginleştiren Batı harekatına adapte olmakta zorlanmıştır. Bu harekatın görünen kısmının ışıltısı, bir çok gerçeği gözler önünden uzaklaştırmıştır. Şapka takmanın zorunlu olduğu ve takmayanların cezalandırıldığı, Karadeniz’de yaşayan herkesin Türk kabul edildiği ve bunlara Laz demenin hakaret sayıldığı, Kürtlerin, Çerkezlerin, Hemşinlerin, Avşarların, Yörüklerin, Göçmenlerin, Zazaların ve daha saymayı unuttuğum onlarca ırkın ve topluluğun Türk sayıldığı bir toplum... Şeyh Sait İsyanı’nın bahane edilerek Türkiye’nin her yerine, istediği kişiyi istediği sebeple asabilen İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasının Batılılaşma adı altında ortaya sürüldüğü bir toplum…

Günümüze bir göz attığımızda gördüğümüz şey; bir şeylerin bahane edilerek toplumdaki sözde çürük kesimi egale etme çabasıdır. Oluşturulan bir bahane sonucunda yapılan cadı avı söz konusudur şu an. Tarihe bakıldığında insanlığın sadece tekrara düştüğü görülmektedir. Bizler de zamanında Şeyh Sait İsyanı gibi cahiliyetin ulaşabileceği en son raddenin getirisini bahane ederek yüzlerce masum ama göze batan insanı infaz etmişiz, tıpkı şu an yapılan şey gibi... Sadece bir gazeteye üye olmakla terör örgütüne yardım ve yaltaklıkla suçlanmak gibi… Zamanında cephede korkusuzca çarpışarak kahraman ilan edilen insanların, bir süre sonra siyasi nedenler öne sürülerek vatan haini ilan edilmesinin günümüzdeki durumdan hiçbir farkı yoktur. Tarih tekerrür ediyor ama bizim ülkemizde bu tekerrür göz göre göre, anlık bir zaman dilimi içinde gerçekleşiyor. Yazarın da dediği gibi, Batılılaşma belli kesimi zengin etti, bunun sonucunda da devlet bu kesimi ayakta tutmak adına bir şeylere göz yummaya başladı, bu göz yumuş bir kesimin susturulmak adına rüşvet yemesine sebebiyet verdi, böylece hırsızlık legal bir hale geldi, halk kurtuluşu bu legalleşmiş hırsızlıkta aradı ve çok çalan kişiye destek vermeye başladı, hırsızlığın ayıplanmadığı aksine desteklendiği bir toplumun oluşturulması işte bu kadar kolay… Günümüzde bir partinin, göz göre göre hırsızlık yapıp, üstüne üstlük tarihte görülmemiş bir oy oranıyla seçilmesine şaşmamak gerekiyor.

Vatan- millet birliğinin sadece kaba kuvvetle sağlanabileceği düşüncesi, yapılacak suikastın biliniyor olup, ileride yapılacak cadı avına taban hazırlayacak oluşu sebebiyle bu suikast girişimine ses edilmemesi, tamamen oluşturulan yeni devletin çapsız oluşunun göstergesidir. Elbette yapılan onca güzelliği görmüyor değilim ama yapılan yanlışları, günümüz toplumunun temellerindeki çarpıklığın nedenlerini de sorgulamadan edemiyorum, tıpkı bunu en cesur şekilde yapan Kemal Tahir gibi…

Kurt Kanunu, İzmir Suikastı'na farklı bir çerçeveden bakmaktır. Tarih kitaplarını alaşağı edecek kadar cesur bir yazımdır. Tarihsel gerçekliğin kurgu yolu ile aktarıldığı oldukça akıcı ve okuru yormayan bir eser.

Eserin farklı yazım boyutları içeriyor oluşunu da es geçemem. Argo dediğimiz façalı sözlerle başlayan eser bir zaman sonra tarihi eser hüviyetine bürünüyor, sonrasında işin içerisine Emin Bey’in girmesiyle felsefi bir boyuta taşınıyor. Emin Bey karakteri yazarın felsefeye olan ilgisinin büyük bir yansıması ve ayrıca yazarın, toplumsal çarpıklıklara bulduğu cevapların felsefi bir yansımasıdır. Kemal Tahir gördüğüm kadarıyla oldukça esnek bir yazar, elbette bu karara varmam için çok erken.

Yazarın sorumluluklar üzerine yazdıkları, Heidegger okumaları çerçevesinde bu düşüncelerini genel bir çerçeveye sığdırması da dikkat çeken konulardan birisi benim için. Günümüz, istediğini istediği zaman yapıp bunu da normal sayan, ömrü boyunca herhangi bir canlının, nesnenin ya da yaşadığı toplumun sorumluluklarını üstlenememiş bireylerin özüne inmeyi başarmış bir eser. Çağımız, biraz da olsa aydınlıksa, bu yan gelip yatanlar sayesinde değil, zihni, kalemi ya da kas gücü çalışan emekçiler sayesindedir.

Kemal Tahir ile olan yolculuğuma olanca isteğimle devam ediyorum. Yazar hakkındaki fikir değişikliklerimi ve birikimlerimi merak ediyorum açıkçası. Herkese iyi okumalar diliyorum.
Bu ülkeden Yaşar Kemal geçti gerçeği gibi Kemal Tahir de geçti, geçti ve Türk Edebiyatı’nda da fazlası ile hak ederek de yer edindi. Edebiyatımızda toplumcu gerçekçiliğin en iyi kalemlerindendir, döneminin yasaklı listesinde başta gelen kalemlerden, edebiyatımızın en iyi kalemlerinden olduğu kadar, halkın da, köylünün de düşünüp yazan bir kalemidir; ama maalesef de son zamanlarda genç okurlar tarafından neredeyse hiç bilinmeyen bir kalemdir.

Kemal Tahir romanlarında belli başlı unsurlar çok dikkatimi çekiyor. En başta kitaptaki kadın karakterlerin çoğunlukla cinsellik, yatağa atma objesi (kitaptaki görüşe göre), “o ne şeytandır o, adamda akıl bırakmaz, varını yoğunu sattırır adama da hâlâ uslu durmaz da ateşi sönmez” tarzında kadına farklı bakış açısı tarzında cümleler ile anılması. Erkek karakter evli bir kadın bile görse o kadını yanan bir yanardağ gibi düşünür ve ne yapıp ne edip o kadınla yatağa girme isteği ile doluşur ve bu durum için bir şeyler yapmaya başlar. Genel olarak bu durumlar ve karakterler de kırsal kesimdendir, Anadolu’nun köylüsüdür. Mahpus zamanları Kemal Tahir’in Anadolu insanından bir izlenim, not alma aldığını düşünürsek de sanırım mahpus günlerinde pek de düzgün kişiler ile karşılaşmamış diyebiliriz, Karılar Koğuşu isimli otobiyografik romanında da bu tarz kişileri hatta daha da uç noktalarını görüyoruz. Romanlarında hemen hemen ahlaklı, dürüst ve eşini aldatmaktan bir an olsun çekinmeyen, yalana rahatlıkla başvurabilen karakterlerle dolu olduğunu görürüz. Kendisi bir realist yazardır ama bazı araştırmacılara göre de realist bir yazımın ötesine de geçip natüralist bir havada yazdığı da bir gerçektir. Bana göre doğru olabilir, bir köyde hemen hemen her karakterin aklı cinsellikte olunca, çalmada, dolandırmada çekinmiyorlarsa bu tanımın yanlış olduğunu söylemek pek de doğru olmaz diye düşünüyorum, ama yine de bu kısımlar benim için uzun uzun düşünülmesi, toplumun incelenip yorumlanması gereken kısımlar.

Bir diğer dikkatimi çeken unsur da karakterlerin konuşması, karşılıklı diyalogları ve yazıya kusursuz şekilde yansıyan, okurken insanda kusursuz şekilde şive çıkartan şiveli yazımları. Karakterlerin ağızları çok iyi laf yapıyor. Kelimeleri özenle seçip, özenle cümle içinde kullanabiliyorlar ve çoğu karakter de tam yurdum insanı, yurdum insanından da tam beklenen sivri zekâ ile konuşmalarını besliyorlar. Şimdi bir üstteki paragrafta cinsellik düşkünü dedim, ahlaksızlık dedim, eşini aldatmaktan çekinmeyenler, hırsızlıktan ve dolandırıcılıktan çekinmeyenler dedim ve üstüne de realist havadan natüralist hava dedim belki biraz bunlarda abartı da olabilir, Kemal Tahir’in köy halkını tam tanımaması da olabilir ya da sadece bu sınıftaki insanları tanıması da olabilir, ikinci unsurda ise konuşmalardan ve zekadan ötürü de tam yurdum insanı da dedim. Bilmiyorum, sanırım daha çok Kemal Tahir kitabı daha okumam lazım diye düşünüyorum ve bu iki unsuru ya birbiri ile çelişmeyecek şekilde ayırmam lazım ya da birbirine bağlamam lazım.

Kurt Kanunu ise İzmir Suikasti’nin farklı bir yönünün, arka taraflarının birtakım gerçeklerle beraber Kemal Tahir tarafından romanlaştırılmış hali. Kemal Tahir’in kullandığı çoğu karakter başta Kara Kemal Bey olmak üzere tarihte yaşamış kişiler. Mustafa Kemal Atatürk de kitap boyunca ya Sarı Paşa olarak ya da Gazi Paşa olarak geçmekte. Cumhuriyet sonrası ittihatçilerin görüşlerini belirten Kemal Tahir, ittihatçilerin iktidara gerek din, gerek politika gerekse de kişiye özel yani Sarı Paşa’ya özel görüşlerine bol bol yer verdiği bir kitap. Bazı cümleler için hem romanın gerçekçiliği bakımından olması gerekiyordu diyebilsek de bir taraftan Kemal Tahir’in Sarı Paşa’ya olan eleştirisi de diyebiliriz. Bu yönden bakarsak eğer bana göre kitabın önemi daha da artıyor. Bu cümleleri bir de Kemal Tahir’in Marksist cümleleri ile bir ittihatçının ağzından yapıldığını, bazılarının da Sarı Paşa’ya karşı yapıldığını düşünürsek kitabın öneminden çok neden bu kadar eleştirildiğinin cevabını da almış oluruz. Kitap hakkında okuduğum/izlediğim eleştirilerde en çok yapılan eleştiri dediğim gibi bir ittihatçi olan Kara Kemal Bey’in Marksist söylemleri olması ile ilgiliydi. Kitabı okudukça hani nerede bu Marksist söylemler yoksa var da ben mi Marksist söylemleri bilmediğimden göremiyorum anlayamıyorum diye düşünüp, sadece suikast girişimi sonrası oluşan yargıdan kaçan bir ittihatçiyi okuyorum derken sayfa iki yüzlerden sonra Kara Kemal Bey tamamen Marksist bir moda bürünüyor ve köylünün, halkın, amelenin, çalışanın hakkını savunmaya başlıyor. Dedikleri doğru mu, şüphesiz doğru. Peki kitabın içinde bu kadar uzun şekilde bu konuşmalara yer verilmesine gerek var mıydı? Bence var da denebilir yok da denebilir yani tamamen bakış açısına bağlı ama ben şahsen biraz kısa tutulmasını isterdim.

İzmir Suikasti girişimi sonrası Giritli Şevki’nin teslim olup her şeyi anlatması ile sonrası başlayan sorguda, kimine göre zulümde artık kurtların kanunu hâkimdir. Kurt kanununda ise mücadelede hatta kurtların dansında ilk düşen geride kalır hatta yem olur. Peki kurtların bu dansında her şey adil miydi ya da sadece dansın nasıl başlayıp da nasıl geliştiği mi büyük bir merak, büyük soru işareti? Kara Kemal Bey de boşuna söylemiyor, “Tarihin örneğini yazmadığı kurtlar boğuşmasına girip yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur” diye.

Kitap içinde özellikle insanın sorumluluk almak istememesi hakkında birçok göndermeler mevcut, kimi yerde Kara Kemal Bey, kimi yerde Abdülkerim kimi yerde de Emin Bey bu konu hakkında düşüncelerini belirtiyor ama benim için en etkileyici olanı ise Emin Bey’in sözleriydi.

“- İster kazanç, ister suçunu cezasız atlatmak için olsun, insanın sorumluluktan kurtulmasına kesinlikle imkân yoktur.
"Bu sebeple insanoğlunun dünyada başvurduğu en boş, en umutsuz, en aptalca iş sorumluluktan kaçmaya çabalamasıdır. Çünkü sorumluluktan kaçması, insanın kaçması, insanın kendine ve topluma karşı işleyebileceği en sefil suçtur.
Dünyada yalnız sorumluluktur ki, hiçbir şart altında, insan onu kavrayamadığını ileri süremez. Çünkü namuslu insanda, bunun, şuuru olmasa bile sezgisi mutlaka vardır.”

Benzer kitaplar

Masal bu ya, zamanın birinde birkaç arkadaş aralarında sürekli kitap alışverişi yapıyorlarmış .

Yine bir gün böyle kitap alıp verirken Bekçi Murtaza bunları görmüş ve hemen Cibali karakolunun pek kıymetli “kosmeri “ Cafer Sabbah efendiye jurnallemiş.

Görev bilinciyle ülke aşkıyla yanıp tutuşan Cafer “kosmer” hemen baskın basanındır deyüp, bu haylaz arkadaşları suç delilleri ile birlikte yakalamış ve hiç zaman kaybetmeden kulaklarından tuttuğu gibi Hakim Hulusi Kentmen amcanın karşısına çıkarmış.

Yanağı sıkılası tonton hakim amca, ele geçirilen deliller çok kuvvetli olmasına rağmen, gençlerin haline acımış ve on beşer yıl gibi göstermelik cezalar vermiş…

Bak neredeyse unutuyordum.( adamın adı Korkut olmayınca masalı da bir şeye benzemiyor) Deliller ise, günümüzde bol köpüklü Türk kahvesi ile çok iyi “kombin” oluşturan Sabahattin Ali kitaplarıymış. Kahramanlarımızdan biri ise bu kitabın yazarıymış… Gökten üç elma düşmemiş, zararlı olma ihtimaline karşı havadayken imha edilmiş…

Alçakça, kahpece yapılmaya çalışılan bir suikaste, bağımsızlığımızı kazanmamızda emekleri hiçbir zaman unutulmayacak kurtuluş savaşının kahramanlarının da bulaştırılması ve itibarlarının şereflerinin idam edilmesi...

Tarihle ( resmi / gayri resmi) ilgilenmeyenlerin bile sıkılmadan okuyacağı akıcı bir dille yazılmış değerli bir eser.

Ayrıca okul müsameresi seyretmekten keyif alanlar için TRT’ de yayınlanmış dizisi de mevcuttur efenim.
Kitaplığımda Tekin Yayınlarından olan baskısı var ve Kurt Kanunu deyince aklıma hemen kapağı gelir. Fes giymiş güneş gözlüklü bir kurt kafası...
Kemal Tahir'i büyük yazar yapan en önemli unsurlardan biri bence yaşadığı döneme göre korkusuzca doğru bildiklerini aktarması. Belki de bu yüzden kendi siyasal görüşüne yakın olanlar tarafından da eleştirilmiş.
Kurt Kanunu Kemal Tahir'in ne kadar büyük bir yazar olduğunu anlamak için okunması gereken kitapların bence başta gelenlerinden. Gerçi "Hangi kitabını okuyalım? diyenlere verebileceğim tek yanıt her zaman için "Hepsini" olacaktır.
Cumhuriyet dönemine ışık tutan önemli bir roman. İttihatçıları ve İzmir suikastini farklı bir bakış açısıyla okumak isteyenler bu kitabı mutlaka edinsinler. Hükmetmeyi kaybeden ( muhalefete düşün ) insanların ruh halleri, Kara Kemal gibi etliye sütlüye karışmak istemeyen insanların başına gelenler çok güzel anlatılıyor.
Kemal Tahir'in yazı dilini çok sevdim. Akıcı ve ilgi çeken bir dili var. Okurken araştırmaya ve düşünmeye sevkediyor biraz da. Kitap dönemin yaşanmış olaylarına karşın yaşanması muhtemel olan olayları da düşündürüyor. Türkiye siyaseti ve o dönem içinde bulunulan durum hakkında kafamızda bir fikir oluşturuyor.
Ayrıca kitabın son bölümlerinde kendinden ödün vermeyen Emin Bey'in kendini sorgulayışı ve içine girdiği buhran her insanın öncelikle kendisini sorgulaması gerektiğini hatırlattı bana. Altını çize çize okuduğum bir kitap oldu.
Atatürk'e - kitaptaki adıyla Sarı Paşa'ya- düzenlenen İzmir suikastının merkezde olduğu bir kitap. Abdülkerim ve Kara Kemal iki İttihatçıdır.

Özellikle Kara Kemal, İttihat ve Terakki'nin önde gelen isimlerinden birisi olup Küçük Efendi namıyla tanınır. Lazistan vekili Ziya Hurşit ve avanesinin tertip ettikleri İzmir suikast girişiminde konudan bihaber olmasına rağmen bir şekilde adı karıştırılanlardan birisidir Kara Kemal. İdamla yargılanmak üzere aranmaya başlar ve yakın adamı Abdülkerim'e birlikte kaçaklık günlerini ele alır roman.

Devrin siyasi ve sosyal hayatıyla ilgili ipuçlarını bulabileceğiniz kitapta 'kurtlukta düşeni yemek kanundur' sözü hayli geçerli. Kemal Tahir'in üslubu kitaba hakim. Biraz ağır gitse de önemli bir eser.
İzmir suikastinin arka planında yaşanan olaylar, hissedilen duygular. Tarihe ilgi duyanlar keyifle okuyacaklar. Dili ve anlatımı bu keyfe yardımcı oluyor. Halk söyleyişlerini başarılı bir şekilde verilmiş. Bir Kemal Tahir klasiği.
Kemal Tahir bu romanda, Atatürk'e İzmir'de yapılması planlanan suikast çerçevesinde cumhuriyetin ittihatçılarla hesaplaşmasını ele alır. Şu an itibariyle 44 kişi okumuş gözüküyor, bence bu sayının daha fazlası olması gerekirdi.
Bu kitabı salt suikast üzerine düşünmek çok büyük hata olur. Büyük bir dönemin İttihat ve Terakki'nin, cumhuriyet ilk adımlarının atıldığı dönemde yaşanan bir çok şey var bu kitabın içinde. Sakınmadan yazılmış olması daha da güzelleştiriyor.
"Çürüdük hepimiz... Çürüdüğümüzün farkına varmadan çürüdük!"
Kemal Tahir
Sayfa 38 - İthaki Yayınları 8.Baskı Mayıs 2016
"Dünyada sormaktan başka ödevi var mıdır insanoğlunun? Hayır, yoktur. Çünkü bulmaktan başka ödevi yoktur. Bulamadığımızdan sorarız."
Kemal Tahir
Sayfa 179 - İthaki Yayınları 8.Baskı Mayıs 2016
Yakından bilmeyince aldanırsın... Aldanmak istersen, bildiğini bilmezden gelirsin!
Kemal Tahir
Sayfa 62 - Tekin Yayınevi
İnsanoğlunun dünyada başvurduğu en umutsuz, en aptalca iş sorumluluktan kaçmaya çabalamasıdır. Çünkü sorumluluktan kaçması, insanın kendine ve topluma karşı işleyebileceği en sefil suçtur.
Kemal Tahir
Sayfa 269 - Tekin Yayınevi
Saçmalayabildiği ölçüde aşar insanoğlu kendini...
Kemal Tahir
Sayfa 165 - Tekin Yayınevi
Yüz elli yıldan beri bu memlekette, her zaman bizim işlerimize karışan, daha korkuncu, her zaman da sözlerini geçiren dış örgütler vardır.
Kemal Tahir
Sayfa 194 - Tekin Yayınevi
"Gerçek kahraman, olağanüstüne çıkan değil, olağanda kalabilme gücünü koruyandır. "
Kemal Tahir
Sayfa 262 - İthaki Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Kurt Kanunu
Baskı tarihi:
1999
Sayfa sayısı:
273
ISBN:
9789754780943
Kitabın türü:
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Kemal Tahir, "Kurt Kanunu" romanında "Kurtlukta düşeni yemek kanundur" acımasızlığını yaşayan, kıstırılan, hesaplaşan gerçek kişileri anlatıyor. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılan tarihsel gerçek dramın romanı...

Kitabı okuyanlar 284 okur

  • İREM NUR
  • Ekin çakıcı
  • Levent Varol
  • Yol Ayrımı
  • Murat Toy
  • Özgür Coşkun
  • Hakan Güllebağatur
  • Ferhat Ergün
  • Abdulkadir Önal
  • mahmut ferhat alptekin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.1
14-17 Yaş
%0.7
18-24 Yaş
%16.7
25-34 Yaş
%29.9
35-44 Yaş
%29.9
45-54 Yaş
%14.6
55-64 Yaş
%4.2
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.1
Erkek
%65.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.6 (24)
9
%27.9 (31)
8
%26.1 (29)
7
%13.5 (15)
6
%4.5 (5)
5
%5.4 (6)
4
%0.9 (1)
3
%0
2
%0
1
%0