Kurt Kanunu

8,3/10  (103 Oy) · 
252 okunma  · 
82 beğeni  · 
3.070 gösterim
Kemal Tahir, "Kurt Kanunu" romanında "Kurtlukta düşeni yemek kanundur" acımasızlığını yaşayan, kıstırılan, hesaplaşan gerçek kişileri anlatıyor. Cumhuriyetin en bunalımlı dönemlerinden biri olarak değerlendirilen "İzmir Suikasti" olayına karışan ve karıştırılan tarihsel gerçek dramın romanı...
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    273
  • ISBN:
    9789754780943
  • Yayınevi:
    İthaki Yayınları
  • Kitabın Türü:

Tarihe, şimdiye kadar yazılanlardan farklı bakabilmiş bir yazar var karşımızda; Kemal Tahir. Etkinliğimiz için belirlediğimiz bir diğer büyük yazarın okumaya karar verdiğim ilk kitabı…

Okul çağımızın başlangıcından bu yana tarih kitaplarında ve sosyal hayatlarımızda bizler için putlaştırılan bir çok konu vardır. Bu konulardan biri de Atatürk ve onun yaptıklarıdır. Daha doğru ifade etmek gerekirse; Atatürk’ün başında olduğu Cumhuriyet Kadrosu’nun yaptıklarıdır. Batılılaşma kavramının olabildiğine hızlı entegre edilme çabası ve yüzyıllardır köy hayatı yaşamış bir toplumun buna adapte olamamasındaki nedenler… Batılılaşma denilince aklımıza ilk, eğitimdeki ilerilik, adalet sistemindeki muntazamlık, sosyal yaşamdaki kalite gibi kavramlar gelir. Peki bu halk zamanında bu Batılılaşma çabasına hazır mıydı? Batı medeniyeti düşündüğümüz kadar ilerici ve adaletli miydi?

Kitaplar öyle nesnelerdir ki, insanın oluşturabileceği en büyük gerçekliği toplumun geneline yayar. Bu gerçeklik zaman geçse de değişmez, sadece biçim değiştirir. Bundan yüz yıl önce farklı bir coğrafyada yazılmış bir kitabın anlattıklarının, günümüz toplumu için geçerli oluşundaki asıl sebep de budur. İnsanlık değişmez yapısını, değişen zamana entegre etmeye çalışıyor sadece.

İnsanlığı düzeltme çabaları, insanoğlunun kapıldığı en büyük yanılgıları barındırıyor. Batılılaşma da Türkiye için bu yanılgıların en başında geliyor. Yüzyıllardır sosyal ve eşitlikçi bir toplum oluşturmak için uğraşan Türkler, bir süre sonra belli bir kesimi zenginleştiren Batı harekatına adapte olmakta zorlanmıştır. Bu harekatın görünen kısmının ışıltısı, bir çok gerçeği gözler önünden uzaklaştırmıştır. Şapka takmanın zorunlu olduğu ve takmayanların cezalandırıldığı, Karadeniz’de yaşayan herkesin Türk kabul edildiği ve bunlara Laz demenin hakaret sayıldığı, Kürtlerin, Çerkezlerin, Hemşinlerin, Avşarların, Yörüklerin, Göçmenlerin, Zazaların ve daha saymayı unuttuğum onlarca ırkın ve topluluğun Türk sayıldığı bir toplum... Şeyh Sait İsyanı’nın bahane edilerek Türkiye’nin her yerine, istediği kişiyi istediği sebeple asabilen İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasının Batılılaşma adı altında ortaya sürüldüğü bir toplum…

Günümüze bir göz attığımızda gördüğümüz şey; bir şeylerin bahane edilerek toplumdaki sözde çürük kesimi egale etme çabasıdır. Oluşturulan bir bahane sonucunda yapılan cadı avı söz konusudur şu an. Tarihe bakıldığında insanlığın sadece tekrara düştüğü görülmektedir. Bizler de zamanında Şeyh Sait İsyanı gibi cahiliyetin ulaşabileceği en son raddenin getirisini bahane ederek yüzlerce masum ama göze batan insanı infaz etmişiz, tıpkı şu an yapılan şey gibi... Sadece bir gazeteye üye olmakla terör örgütüne yardım ve yaltaklıkla suçlanmak gibi… Zamanında cephede korkusuzca çarpışarak kahraman ilan edilen insanların, bir süre sonra siyasi nedenler öne sürülerek vatan haini ilan edilmesinin günümüzdeki durumdan hiçbir farkı yoktur. Tarih tekerrür ediyor ama bizim ülkemizde bu tekerrür göz göre göre, anlık bir zaman dilimi içinde gerçekleşiyor. Yazarın da dediği gibi, Batılılaşma belli kesimi zengin etti, bunun sonucunda da devlet bu kesimi ayakta tutmak adına bir şeylere göz yummaya başladı, bu göz yumuş bir kesimin susturulmak adına rüşvet yemesine sebebiyet verdi, böylece hırsızlık legal bir hale geldi, halk kurtuluşu bu legalleşmiş hırsızlıkta aradı ve çok çalan kişiye destek vermeye başladı, hırsızlığın ayıplanmadığı aksine desteklendiği bir toplumun oluşturulması işte bu kadar kolay… Günümüzde bir partinin, göz göre göre hırsızlık yapıp, üstüne üstlük tarihte görülmemiş bir oy oranıyla seçilmesine şaşmamak gerekiyor.

Vatan- millet birliğinin sadece kaba kuvvetle sağlanabileceği düşüncesi, yapılacak suikastın biliniyor olup, ileride yapılacak cadı avına taban hazırlayacak oluşu sebebiyle bu suikast girişimine ses edilmemesi, tamamen oluşturulan yeni devletin çapsız oluşunun göstergesidir. Elbette yapılan onca güzelliği görmüyor değilim ama yapılan yanlışları, günümüz toplumunun temellerindeki çarpıklığın nedenlerini de sorgulamadan edemiyorum, tıpkı bunu en cesur şekilde yapan Kemal Tahir gibi…

Kurt Kanunu, İzmir Suikastı'na farklı bir çerçeveden bakmaktır. Tarih kitaplarını alaşağı edecek kadar cesur bir yazımdır. Tarihsel gerçekliğin kurgu yolu ile aktarıldığı oldukça akıcı ve okuru yormayan bir eser.

Eserin farklı yazım boyutları içeriyor oluşunu da es geçemem. Argo dediğimiz façalı sözlerle başlayan eser bir zaman sonra tarihi eser hüviyetine bürünüyor, sonrasında işin içerisine Emin Bey’in girmesiyle felsefi bir boyuta taşınıyor. Emin Bey karakteri yazarın felsefeye olan ilgisinin büyük bir yansıması ve ayrıca yazarın, toplumsal çarpıklıklara bulduğu cevapların felsefi bir yansımasıdır. Kemal Tahir gördüğüm kadarıyla oldukça esnek bir yazar, elbette bu karara varmam için çok erken.

Yazarın sorumluluklar üzerine yazdıkları, Heidegger okumaları çerçevesinde bu düşüncelerini genel bir çerçeveye sığdırması da dikkat çeken konulardan birisi benim için. Günümüz, istediğini istediği zaman yapıp bunu da normal sayan, ömrü boyunca herhangi bir canlının, nesnenin ya da yaşadığı toplumun sorumluluklarını üstlenememiş bireylerin özüne inmeyi başarmış bir eser. Çağımız, biraz da olsa aydınlıksa, bu yan gelip yatanlar sayesinde değil, zihni, kalemi ya da kas gücü çalışan emekçiler sayesindedir.

Kemal Tahir ile olan yolculuğuma olanca isteğimle devam ediyorum. Yazar hakkındaki fikir değişikliklerimi ve birikimlerimi merak ediyorum açıkçası. Herkese iyi okumalar diliyorum.