·198 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Mart 2026 13:22 Tarık Akan’ın adını elbette biliyordum; ancak onu daha çok Yeşilçam’daki “damat Ferit” gibi rolleriyle tanıyordum. Yol gibi filmleri, sanatsal yönü, toplumsal meseleler karşısındaki duruşu ve özellikle politik kimliği hakkında ise açıkçası çok sınırlı bir fikrim vardı. Bu eserle tanışmam da biraz tesadüf, biraz da tiyatronun beni kitaba götürmesi sayesinde oldu. Önce BBT’nin Anne Kafamda Bit Var oyununa bilet aldım ve oyundan gerçekten çok etkilendim. Sahnedeki anlatının gücü, dönemin atmosferi ve Tarık Akan’ın yaşadıklarının yansıma biçimi bende büyük bir merak uyandırdı. Daha sonra bu tiyatro eserinin aslında bir kitaptan uyarlandığını öğrenince, vakit kaybetmeden kitabı dinlemeye başladım.
Eseri fizikî olarak değil, sesli kitap olarak deneyimledim. Zaten bu tür anı, otobiyografi ya da tanıklık niteliği taşıyan eserlerde dinleme biçimi bana daha yakın geliyor. Çünkü böyle metinlerde olayların kuru bir aktarımından çok, yaşanmışlığın tonu, duygusu ve anlatıcının iç sesi önem kazanıyor. Anne Kafamda Bit Var da tam olarak böyle bir eser. Tarık Akan’ın yalnızca kendi hayatına değil, aynı zamanda bir dönemin Türkiye’sine açılan bir kapı niteliğinde. Kitabı dinlerken yalnızca bir sanatçının kişisel hikâyesine değil, darbe dönemi Türkiye’sinin siyasi ve toplumsal iklimine de tanıklık ediyorsunuz. Bu yönüyle eser, sadece bireysel bir anlatı olmaktan çıkıp aynı zamanda dönem hafızasına dönüşüyor.
Kitabın en dikkat çekici yanlarından biri, Tarık Akan’ı bütün yönleriyle tanıma imkânı sunması. Onun hayata bakış açısını, olayları değerlendirme biçimini, insanlara yaklaşımını, düşünsel dünyasını ve toplumsal meseleler karşısındaki tavrını bu eser sayesinde daha yakından görebiliyorsunuz. Benim açımdan kitabın en değerli taraflarından biri de buydu. Çünkü Tarık Akan’ın yalnızca sinema perdesinde gördüğümüz yüzünden ibaret olmadığını; arka planda çok daha derinlikli, düşünen, sorgulayan ve yaşadığı topluma karşı sorumluluk hisseden bir insan bulunduğunu bu kitapla daha net fark ettim.
Eserin dili ise oldukça sade. Hatta yer yer edebî anlamda fazlasıyla basite kaçtığı bile söylenebilir. Ancak burada yazarın bir edebiyatçı değil, yaşadıklarını doğrudan aktaran bir isim olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Bu nedenle dildeki sadeliği bir eksiklik olarak görmek bana çok doğru gelmiyor. Aksine, bu yalınlık anlatının samimiyetini artırıyor. Günümüzde kendisini ifade etmekte dahi zorlanan, iki cümleyi bir araya getirmekte güçlük çeken birçok isim düşünüldüğünde, Tarık Akan’ın bu kadar açık, anlaşılır ve akıcı bir anlatım kurmuş olması bence ayrıca kıymetli. Bu sebeple eserin diline fazla sert yaklaşmayı haksızlık olarak görüyorum.
Bununla birlikte kitapta beni zorlayan noktalar da olmadı değil. Özellikle bazı monologların gereğinden fazla uzadığı, kimi ayrıntıların anlatının ritmini düşürdüğü bölümler vardı. Yer yer fazla detay verilmesi, akışı bir miktar yavaşlatıyor ve okurda ya da dinleyicide hafif bir bunaltı hissi yaratabiliyor. Ben de özellikle o kısımlarda biraz yoruldum. Yine de bu durum, eserin genel etkisini gölgede bırakacak ölçüde değil. Çünkü kitap, bütününe bakıldığında anlattığı dönemin ağırlığı, samimiyeti ve tanıklık gücüyle bu küçük aksaklıkları büyük ölçüde telafi ediyor.
Kitabın en güçlü yönlerinden biri, darbe dönemini içeriden ve yaşayan birinin gözünden aktarması. O dönemin askeri yapısını, baskı ortamını, insanların yaşadığı korkuyu ve devlet mekanizmasının birey üzerindeki etkisini doğrudan hissedebiliyorsunuz. Bu da eseri yalnızca Tarık Akan’ı tanımak için değil, Türkiye’nin yakın tarihine farklı bir pencereden bakmak için de önemli kılıyor. Özellikle darbe dönemiyle, o dönemin insanlarda bıraktığı izlerle ve sanatçıların toplum karşısındaki konumuyla ilgilenen herkesin bu kitaptan etkilenebileceğini düşünüyorum.
Genel olarak baktığımda Anne Kafamda Bit Var, bana Tarık Akan’ı yeniden tanıtan bir eser oldu. Onu sadece Yeşilçam’ın sevilen yüzlerinden biri olarak değil; düşünceleri, yaşadıkları, politik ve toplumsal duruşuyla da değerlendirmem gerektiğini bu kitap sayesinde fark ettim. Bu nedenle eseri rahatlıkla tavsiye ederim. Özellikle hem bir insanı tüm yönleriyle tanımak hem de darbe dönemi Türkiye’sine içeriden bir bakış atmak isteyenler için oldukça etkileyici ve değerli bir kitap.