Gönderi

Puan vermedi·248 syf.··
2026 11. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 00:00
Meltem’in hikâyesi daha en başından içimi burktu. Daha bebekken hem annesi hem babası tarafından isteyerek terk edilmesi… Bir çocuğun bunu anlamlandırma biçimi çok acı: “Sevilmiyorsam, demek ki sevilmeye layık değilim.” Bu düşünceyle büyüyen birinin kendini sevmesi zaten kolay değil. Bu yüzden Meltem’in, büyüdükçe kendini iyileştirmesi ve sevmeye-sevilmeye kapı aralaması beni en çok mutlu eden şey oldu. . Altı harfli tatlı… Güllaç, sütlaç, künefe, keşkül… Hepsi ayrı güzel ama aslında mesele hiçbiri değil. Asıl tat, birinin gözünde hâlâ değerli olabilmekte saklı. Çünkü insan en çok orada doyar; görülünce, önemsenince, yerinin hâlâ aynı olduğunu hissedince. Selime Teyze, eşini kaybettikten sonra kalabalıkların içinde yalnız kalmış bir kadın. Dört çocuğu var ama her biri kendi hayat telaşesinde, kendi yükünü taşıyor. İlk başta bu durum bana oldukça üzücü geldi; yaş aldıkça evlatlarından ilgi bekleyen bir annenin yalnızlığı çok tanıdık ve insani. Selime Teyze’nin bu beklentisini anlayabiliyorum. Ama işin diğer tarafında, çocukların da kendi yaraları ve yorgunlukları var. Her biri hayatın içinde mücadele ediyor ve aslında hiçbiri “keyfinden” uzak değil. Bu noktada Selime Teyze’nin onlara yaklaşımı beni en çok zorlayan şey oldu. Dobra olmak adına kullandığı dil çoğu zaman kırıcı, iğneleyici ve empati kurmaktan uzak. Üzülmekten çok iğneleyen, empati kurmayan, hatta yer yer küçümseyen bir dili olması, karakteri benim için zorlaştırdı. Oğluna kılıbık, torunlarına sevgisizlik, kızının/torununun kilosuna yakışıksız benzetmeleri, kızının psikolojik zayıflıklarını görmeyişi vb. Çocuklarının yaşadıklarına karşı takındığı tavır beni rahatsız etti. İnsan evladına her şeyi söyleyebilir belki ama bu kadar sert ve incitici bir yerden söylemesi insanın içini burkuyor. İnsan, en yakınlarına karşı daha şefkatli olunmasını bekliyor ya da bu denli kendine hassas olan bir yetişkinin evlatlarına da aynı hassasiyetle yaklaşmasını bekliyor ki oğlu çok güzel özetlemişti bazı detayları. Ayrıca hiç bir evladının da hayatı onun bir yaşlı anne olmasının maddi/manevi zorluklarından daha kolay değildi. Buna rağmen kitabı Selime Teyze’nin iç sesinden okuduğum için yer yer içim burkuldu, onu anlamaya çalıştım. Ta ki kendi geçmişine tanık olana kadar… Eşiyle birlikte, kocasının ailesinin rızası olmadan istedikleri hayatı yaşamak adına arkalarına bakmadan çekip gitmeleri, beş yıl boyunca ( ki bu sürein sonunda kayınvalide ile kayınpeder ölüyor ) dönüp ellerini öpmeye bile gitmemeleri benim için bir kırılma noktası oldu. Bu noktadan sonra “vefasız” olarak görülen çocukları, benim gözümde daha masum bir yere oturdu. Çünkü onlar Seline teyze ve eşi gibi bir hevesin peşinden gitmiyor; aksine hayatın zorlukları içinde ayakta kalmaya çalışıyorlar. Selime Teyze’nin geçmişte yaptığıyla bugün çocuklarına yönelttiği kırgınlık arasında büyük bir benzerlik var. Genel olarak kitap, yalnızlık, aile ilişkileri ve kuşaklar arası kırgınlıklar üzerine sakin ama düşündürücü bir anlatı sunuyor. İki tarafı da anlamaya çalışırken, insan ister istemez şu gerçeğe takılıyor: Bazen en çok eleştirdiğimiz şeyler, geçmişte bizim yaptıklarımızın bir yansıması olabiliyor.
Altı Harfli Bir TatlıŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202513,5bin okunma
·
32 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.