·216 syf.····Okunma: 27 Aralık 2022 00:00 "Kadınlar Ülkesi", feminist ütopyanın erken dönem örneklerindenmiş. Daha önce hiç bilmediğim bir tür olarak ilk görüşte ilgimi çekmişti. Genel olarak kitabı sevsem de, bazı eksik bulduğum noktalar da yok değil.
Hikayemiz üç Amerikalı erkeğin, kimselerin daha önce keşfetmediği Kadınlar Ülkesi'ni keşfiyle başlıyor. Kadınlar Ülkesi denen yerde gerçekten sadece ama sadece kadınlar yaşıyor. Oldukça ilgi çekici bu fikre inanmakta zorlanan bu üç kaşifin gerçeği öğrendiklerinde buna inanmaktan başka çareleri kalmıyor. Peki sadece kadınların olduğu bir ülkede soyun devamı nasıl sağlanabilir? Kadınlar erkekler olmadan yönetsel, inançsal ve toplumsal konularda nasıl bir yaklaşım sergileyebilir? Kadınlar bildiğimiz şekliyle dişiliği mi simgeler yoksa annelik onlar için daha mı ön plandadır? Buna benzer soruların cevabını buluyoruz kitap boyunca.
Kitapta eleştireceğim noktalara gelecek olursam, bunlardan ilki bir romandan ziyade bazı yerlerde sanki bir ders kitabı okuyormuşum gibi hissettirmesi oldu. İkinci nokta, üç erkeğin karakter özelliklerini çok tekrara düşmesiydi diyebilirim. Son nokta ise kitabın sonunun çok aceleye gelmişcesine kaleme alınmış olmasıydı. Bu noktalar, romana özgü o akıcılığı, kurgunun gücünü ve hikayede kaybolmuşluk hissini nispeten azaltıyordu.
Feminist edebiyatı merak edenlere, ve hatta bunu bir bilimkurgu kitabıyla tanımak isteyenlere önerebileceğim güzel bir örnek "Kadınlar Ülkesi". Herkese keyifli okumalar!