Bazı kitaplar okunur ve biter.
Bazıları ise bittiği yerde başlar asıl.
Yalnızız, sayfaları kapattıktan sonra zihinde devam eden bir kitap.
Çünkü burada anlatılan şey bir olay değil; insanın kendi içindeki kalabalık.
Peyami Safa bu eserde insanı tek parça olarak ele almıyor.
Aksine, bölüyor.
İçindeki sesleri, çelişkileri, kararsızlıkları tek tek ortaya çıkarıyor.
Samim karakteri bu yüzden güçlü; çünkü o sadece bir karakter değil,
düşünen insanın ta kendisi.
Ama düşünmek burada bir avantaj değil.
Bir ağırlık.
İnsan düşündükçe derinleşmiyor sadece,
aynı zamanda yoruluyor.
Kitapta en çok hissedilen şey yalnızlık gibi görünse de,
aslında bu daha farklı bir yalnızlık:
İnsanın kendi içinde bile tam olarak bir bütün olamaması.
Bir yanda özgürlük isteği,
bir yanda bağlanma ihtiyacı…
Bir yanda her şeyi sorgulayan zihin,
diğer yanda sadece akmak isteyen bir taraf…
Ve insan hangisinin kendisi olduğunu seçemiyor.
Belki de bu yüzden bu kitap herkese iyi gelmez.
Çünkü herkes kendi içine bu kadar yaklaşmak istemez.
Ama yaklaşan biri için şunu fark ettirir:
İnsan bazen en çok kendine yabancıdır.
Yine de bütün bu sorgulamanın, bu karmaşanın içinde
insana küçük bir mesafe de bırakıyor bu kitap.
Sanki bir noktada durup şöyle diyebiliyorsun:
“ Biraz gül yahu, vallahi değmez bu dünya.”
Ve o an, bütün o yoğun düşüncelerin içinden hafif bir nefes geçiyor.
Peyami Safa’nın dili ise bu duyguyu taşımakta çok güçlü.
Psikolojik derinliğiyle yer yer Stefan Zweig’i hatırlatıyor ama
kendi özgün sertliğini de koruyor.
Sonuç olarak Yalnızız, bir hikâye anlatmaz.
İnsanı kendi içine doğru yavaşça iter.
Ve en sonunda şunu fark ettirir:
İnsan yalnız değildir aslında…
kendi içinde fazlasıyla kalabalıktır.