Emine Şimşek

Emine Şimşek
@Kelebek1204
Kurtların büyüttüğü kızları evcilleştirebilirsiniz; ama kitapların büyüttüğü bir kız, etini cendereye sıkıştırsanız dahi bu dünyaya uyum sağlamayacaktır.
AEU
12 Aralık 1997
72 okur puanı
Haziran 2023 tarihinde katıldı
Alakalarımızın yüz bin şekline isim bulamıyoruz ve "sevmek" deyip çıkıyoruz. Onun için ne kadar suistimale uğruyor bu kelime.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Reklam
Gregor'un sessiz fedakarlığı
9/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Franz Kafka’nın “Dönüşüm”ü, Gregor Samsa’nın bir sabah dev bir böceğe dönüşmesiyle başlayan kısa ama yoğun bir hikaye. Okurken sürekli onun için endişelendim; sonuna kadar düzelmesini umut ettim, ama hayal kırıklığına uğradım. Gregor’un ailesine olan sevgisi ve fedakarlığı inanılmaz; ölümüne kadar bile onları sevgiyle düşünüyor, bu da Kafka’nın insan ruhunun kırılganlığı ve sadakati üzerine bir alegorisi. Ama ailesinin onun öldüğünde rahatlamış gibi hissetmesi ve gezintiye çıkması gerçekten üzücüydü. Bu, insan ilişkilerindeki bencilliği ve beklentisiz fedakarlığın ne kadar görünmez kalabileceğini çok net gösteriyor. Kitap, aynı zamanda kendimize ve başkalarına karşı sınırlar koymanın, değerimizi kendi içimizde bulmanın ve küçük işaretleri fark etmenin önemini hatırlatıyor. Kafka, okura hem hüzün hem de derin düşünce bırakıyor; Gregor’a kıyamamak ve onun yalnızlığını hissetmek bu duyguyu daha da yoğun kılıyor.
DönüşümFranz Kafka · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022267,6bin okunma

Emine Şimşek

, bir kitap okudu
9/10
·74 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
Franz Kafka
7.8/10 · 267,6bin okunma
10/10
·319 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu benim için sadece bir roman değil, insanın kendi iç sesiyle yüzleştiği o rahatsız edici ama bir o kadar da gerçek alanın kapısını aralayan bir metin oldu. Okurken sürekli şunu hissettim: insan bazen en çok kendinden kaçıyor. Ferit’in yaşadığı o içsel karmaşa, modern hayatın gürültüsü içinde kaybolmuş bir zihnin çok tanıdık hali gibi. Mantıkla inanç arasında sıkışmış, huzuru arayan ama nerede bulacağını bilemeyen bir ruh… Belki de bu yüzden okurken yabancılık çekmedim. Çünkü insanın kafasının içi bazen gerçekten de bu kadar kalabalık olabiliyor. Romanın en etkileyici tarafı bence dönüşüm meselesi. Bir koltuk etrafında şekillenen o metafizik atmosfer ilk başta garip gelse de, zamanla insanı içine çekiyor. Ve fark ediyorsun ki mesele koltuk değil, mesele insanın kendine yaklaşma cesareti. Herkesin hayatında bir “Noraliya’nın koltuğu” olabilir aslında; durup düşündüren, yüzleştiren, bazen de susturan. Dili ağır gibi görünse de duygusu çok tanıdık. Özellikle o iç konuşmalar… İnsanın kendi kendine kurduğu cümleler bazen bir romandan daha gerçek geliyor. Ben okurken sık sık durup düşündüm; bazı satırların altını değil, direkt zihnimi çizdim sanki. Kısacası bu kitap bana şunu hissettirdi: İnsan değişmek istiyorsa önce kendi karmaşasını kabul etmeli. Çünkü kaçtığımız şey çoğu zaman dış dünya değil, kendi içimiz. Herkese hitap etmeyebilir ama kendini sorgulamayı seven, biraz derine inmeyi göze alan herkes için etkileyici bir okuma.
Matmazel Noraliya'nın KoltuğuPeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 201710bin okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Sabahattin Ali’nin Kuyucaklı Yusuf romanı, sadece bir aşk hikâyesi değil; aynı zamanda toplumun acımasız yapısını, sınıf farkını ve insanın içindeki derin yalnızlığı etkileyici bir şekilde anlatan güçlü bir eser. Romanın merkezinde Yusuf var. Küçük yaşta ailesini kaybeden, içine kapanık, sessiz ama içinde büyük bir öfke ve kırgınlık taşıyan bir karakter. Yusuf’un hayata karşı duruşu aslında onun yaşadıklarının bir sonucu. Sevmeyi biliyor ama güvenemiyor, bağlanıyor ama hiçbir yere tam anlamıyla ait hissedemiyor. Muazzez ile olan ilişkisi ise kitabın en saf ama en kırılgan yönü. Onların aşkı temiz ve gerçek ama içinde bulundukları toplum bu sevgiyi yaşatacak kadar merhametli değil. Bu yüzden okurken sadece bir aşkı değil, o aşkın yavaş yavaş ezilişini de hissediyorsun. Kitapta beni en çok etkileyen şeylerden biri de şu oldu: İnsan kötü doğmuyor ama kötü bir dünyanın içinde iyi kalmak gerçekten çok zor. Ve kitabın sonunda insanda çok güçlü bir duygu kalıyor: yarım kalmışlık… Hikâye bitiyor ama sanki tamamlanmıyor. Yusuf’un hayatı bir noktada kesilmiş gibi hissettiriyor ve insan ister istemez “devamı olmalıydı” diye düşünüyor. Hatta bu his boşuna değil… Sabahattin Ali’nin bu hikâyeyi devam ettirmeyi düşündüğü, bir nevi ikinci kısmını yazmak istediği söylenir. Ancak yaşadığı trajik olaylar nedeniyle bunu gerçekleştirememiştir. Bu yüzden roman, okuyucunun içinde hep bir eksiklik duygusu bırakarak sona erer. Belki de tam olarak bu yüzden bu kadar etkileyici… Çünkü gerçek hayatta da her şey tamamlanmaz. Bazı hikâyeler yarım kalır, bazı insanlar eksik kalır. Kuyucaklı Yusuf, bittiği anda kapanan bir hikâye değil; insanın içinde uzun süre susmayan bir sızı gibi kalıyor.
Kuyucaklı YusufSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025210,5bin okunma
Reklam