Puan vermedi·83 syf.··
2025 3. kitabı
“İnsan bazen en büyük savaşıyla… kendi içinde karşılaşır.” Bu kitap, insanın zihniyle baş başa kaldığında neye dönüşebileceğinin hikâyesi. Stefan Zweig öyle bir yalnızlık anlatmış ki… bu, alıştığımız türden bir yalnızlık değil. Birinin yokluğu değil, her şeyin yokluğu. Zamanın akmadığı, sesin olmadığı, düşüncenin bile insanı yormaya başladığı bir boşluk. “Hiçbir şey olmuyordu. İnsan yalnız kalıyordu. Yalnız. Yalnız.” Bu cümle, kitabın en sessiz ama en ağır yeriydi benim için. Çünkü bazen insanı en çok yoran şey, yaşananlar değil… hiçbir şeyin yaşanmamasıdır. Ve sonra bir kitap giriyor hayatına. Basit bir nesne gibi görünen ama aslında bir insanın aklını hem kurtaran hem de parçalayan bir şey. İki “ben” meselesi… Siyah ve beyaz. Ama aslında bu bir oyun değil, bir bölünme. İnsan kendine karşı oynamaya başladığında, kazanan tarafın hiçbir önemi kalmıyor. Çünkü kaybeden yine aynı insan. “İçimdeki öteki Ben’di.” Bu cümle, kitabın kalbi gibi. Çünkü insan bazen başkalarıyla değil, en çok kendisiyle yorulur. Bir de o bitmeyen bekleyiş… İnsan bekliyor. Düşünüyor. Bekliyor. Ve hiçbir şey olmuyor. Hayatın bazı dönemleri de böyle değil mi zaten? Hep bir şey olacak sanıyoruz ama çoğu zaman o “şey” hiç gelmiyor. “Bize hiçbir şey yapmadılar — sadece bizi hiçliğin içine bıraktılar.” Belki de en ağır cümle buydu. Çünkü bazen en büyük zarar, yapılanlardan değil… yapılmayanlardan geliyor. Ve kitap bana şunu düşündürdü: İnsan bir şeye ne kadar saplanırsa, o kadar daralıyor aslında. Ama o dar alanda kendini sonsuz sanabiliyor. İşte en tehlikeli yanı da bu. Bu kitabı okurken şunu fark ettim: Ben sadece bir hikâye okumuyorum. Bazı duyguları hatırlıyorum. Ve en garibi… İnsan kendini en çok, kimse yokken tanıyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020279,4bin okunma
·
43 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.