·202 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Mart 2026 00:00 Bir Kedi kadar gizemli,
Bir Adam kadar derin,
Bir Ölüm kadar sarsıcıydı
bu kitap.
Yazmayı başladıktan 29 yıl (!) sonra biten bir kitabı kim merak etmez? O niyetle okumaya karar verdim bu romanı. Zülfü Livaneli’nin kitaplığımda yeri başkadır zaten. 1975 Yılında Stockholm’de yazmaya başladığı, 2000 yılında Antalya’da bitirdiği romanı.. Yakın dostları Yaşar Kemal ve Abidin Dino’nun ‘mutlaka bitirmelisin!’ dediği ve yazarın ‘çeyrek yüzyıllık çaba’ diye bahsettiği ödül almış kitabı..
Kitap, hem el yazılı mektuplarıyla romanın başkarakteri Sami tarafından, hem de yazarın ağzından anlatılıyor. İki yazarlı ve iki finalli bir kitap olması, bu yönüyle şaşırttı beni.
12 Mart mağduru, sürgün bir yazar olan Sami Baran’ın gözünden anlatılıyor. 1980 darbesiyle Türkiye’de yaşadığı çöküşlerden sonra İstanbul’dan İsveç/Stockholm’a iltica eden Sami Baran, orada yattığı hastanede yıllar önce Türkiye’de kendisine işkence eden bir Adamla (bir devlet bakanıyla) karşılaşır. Bu adamla ve kendisiyle hesaplaşması var kitapta Sami’nin;
‘Şiddetten nefret ediyorum, ama ne yazık ki şiddeti durdurmak da şiddet kullanmayı gerektiriyor,’ diyerek açıklıyor bu hesaplaşmayı yazar bir yerde. Ondan intikamını almak için planlar yapar Sami. Ancak anadilin yeri geldiğinde düşmanla da bir anlaşma aracı olabileceğini hesaba katmamıştır.
Türkiye’nin yakın siyasi geçmişinden bahsediyor kitapta. Mültecilik ve göçmenlik konularını da ele almış. Mülteciler; aidiyetsizliğin simgesi olarak Adamın içsel sürgünüyle örtüşür. Ve zordur Göçmek; Gittiğin yere yabancı, geldiğin yere hasretsin. Bilmem kaç yaşına gelmişsin, ‘haydi yeniden’ demişsin. Fikir sahibi olabiliyoruz; kim neler yaşamış, ne haksızlıklara uğramış, birilerinin hak savaşı, diğerlerinin haklarının gaspını nasıl meşrulaştırmış..
Öldürmek ile Bağışlamak arasındaki psikolojik duyguyu yazar güzel işlemiş. Kitapta bununla ilgili aklımda kalan bir cümle:
‘Ölmek isteyeni kurtarmak,
Öldürmekle birdir..’ (bırakalım ölsün mü yani?).
Kitaptaki Kedi, hikâyenin en sessiz ama en güçlü unsuru. Kedi, yargılamayan saf varoluşuyla, Adamın karanlık dünyasında bir vicdan aynası gibi durur. Adam, insanlarla bağ kuramazken, kediyle kurduğu ilişki onun tamamen yok olmadığını hissettirir. Sirkit Kedi, burada yalnızlığın sembolüdür.
Sami, hasta bir adamdır ve sürekli halüsinasyonlar görür. Onun bu hale gelmesine sebep olanlar kimlerdi ve sonunda nasıl bir intikam aldı, hepsini sarsıcı bir dille okuyoruz.
Son olarak kitaptan bir alıntı:
“Hiç kimsenin toprağından tamamen kopmasına imkân yoktu. Ağaçlar, bitkiler gibi o toprağa dikilmiştik. Sürgünün en kötü yanı da buydu. Doğaya aykırıydı sürgün. Bu yüzden hepimiz perişan olmaya yazgılıydık. Mutlu sürgün yoktu ve olamazdı.”
(s. 126)
Doğduğun topraklardan sürgün edilmek kötü bir şey; hepimizin ülkemizde özgürce yaşamımızı sürdürebildiğimiz, güzel sabahlara uyanabildiğimiz yarınlara…
Felsefik, düşündürücü bir kitap. Bu tarz okumalar yapmayı sevenler için iyi bir tercih.