"Sahte ile gerçek arasında da aynı bağlantılar var,..."
(Sayfa56, mektup)
Bu kitap, benim için Rene Magritte‘ın tablosu üzerine görüntü (imge) ve gerçeklik eleştirisidir.
Nesne, görüntü ve dil bağlamında temsil edilen şeyleri sorgulatıyor.
Dil ve görüntü gerçekten gerçekliği temsil ediyor mu?
Gerçek dediğimiz, kavradığımız şey nasıl oluşuyor?
Bir tablo üzerinden gösteri (imge) dünyasından gerçek dünyayı anlama ve kavrayabilme yolculuğu da diyebiliriz.
Kısa ancak çok yoğun ve çok etkileyici.
Ve ben Foucault bu kitabını yaşadığımız çağa yönelik anlamlandırmak istiyorum.
Magritte bugün
yaşasaydı bu veri dünyasını acaba nasıl resmederdi?
Ve Foucault ne derdi? Nasıl yorumlardı?
Televizyon, reklam, propaganda, sosyal medya, saçılmış görüntüler, veriler hatta iktidar dili gerçek gibi algılanıyor ve yaşanıyor. Maalesef gerçeğin yerini alıyor.
Rene Magritte, "Bu bir pipo değildir, resmidir" derken aslında bugünkü modern zamanların sanal insanlarını özetlemiş.
Sosyal medya (Instagram, facebook vs) gördüğümüz bir yemek fotoğrafı yemek değildir, bir manzara fotoğrafı ya da videosu manzara değildir. Gördüğünüz bir şehir o şehir değildir.
Magritte bizi görüntüye (imgeye) aldanmamamız gerektiği konusunda epey erkenden uyarmış.
Büyük bir yanılsama içindeyiz, filtreli görseller, deepfake videolar, saçılmış enformasyonlar gerçek dünya ile dijital dünya arasındaki kopukluğu ortaya koyan modern dünya…
Foucault, “Bu bir pipo değildir “ tablosundaki değerlendirmesinde sözcükler ve nesneler arasındaki kopukluğu anlatıyor.
Sanal dünyanın "beğeni" butonu gerçek bir beğeni, gerçek bir iletişim değildir. Tıpkı "Bu bir pipo değildir" gibi, bugünkü dijital çağda "Sen, Sen misin?" sorusunu sorardı diye düşünüyorum.
Foucault’nun metaforu geldi aklıma, gardiyanın görünmediği ama mahkumun her an izlendiğini hissettiği hapishane. İşte bugünkü dünyamız, hepimiz kendi kendimizin gardiyanı olmuşuz.
Görünür olma, beğeniler, alkışlar, kalpler, izlenme oranları, takipler ve takipçi sayıları ve çevrimiçi olma baskısı bizi sürekli kendimizi denetlemeye itiyor.
Bizi yöneten sürekli veri akışı içerinde gönüllü modern köleler olarak bizler, sanırım sanal varoluş ya da kendin olma arasında sıkışıp kalıyoruz.
Ya dijital dünyanın dışında kalmak (ki kimin umurunda, anında yok sayılacaksın) ya da içinde farkında olarak bulunmak...
Elbette ki mutlak gerçek vardır. Ancak hep sormalı gördüğüm şey gerçekten o şey mi?
Çok beğendim.
İlgili okurlara tavsiye ederim.
KitaplaKalın