Ahmet Hamdi Tanpınar’nın Saatleri Ayarlama Enstitüsü, görünürde bir kurumun yükseliş ve düşüş hikâyesi gibi akarken aslında Türk modernleşmesinin ironik bir eleştirisidir. Romanın başkahramanı Hayri İrdal üzerinden Tanpınar, Doğu ile Batı arasında sıkışmış, köklerinden koparılmış bir toplumun ruh halini resmeder. Enstitü, zamanı “ayarlama” iddiasıyla yola çıkan fakat asıl amacı bireyleri ve toplumu kendi iç çelişkilerinden uzaklaştırarak yapay bir düzen inşa etmek olan bir metafora dönüşür. Bu kurum, modernleşme adına yapılan suni hamlelerin, gelenekle bağı koparılmış bir zihniyetin ve bürokrasinin içi boş fetişlerini gözler önüne serer.
Tanpınar’ın tahlilde ustalığı, karakterler üzerinden dönemin çatışmalarını somutlaştırmasında kendini gösterir. Hayri’nin saat merakından doğan varoluşsal kaygıları, toplumsal uyum sağlama çabası ve kimlik bunalımı, Cumhuriyet dönemi aydınının ve bireyinin trajikomik portresidir. Halit Ayarcı gibi bir karakter ise “müesseseci” aklın kurnazlığını, modernleşmeyi bir prestij ve iktidar aracına çeviren pragmatist zihniyeti temsil eder. Romanın en çarpıcı yanlarından biri, zaman kavramının hem bireysel hem toplumsal düzlemde nasıl bir uyumsuzluk kaynağı haline geldiğini göstermesidir: “ayarlanamayan” saatler aslında “ayarlanamayan” bir medeniyet tasavvurunun sembolüdür.
Eser, sadece bir dönem eleştirisi olmanın ötesinde, insanın modern dünyada anlam arayışına dair evrensel bir alegori sunar. Üçüncü paragrafta belirtmek gerekir ki Tanpınar, ironik ve melankolik üslubuyla okuru gülümsetirken derin bir hüzne de sürükler. Enstitü’nün kuruluşuyla birlikte gelen “düzen”, aslında kaosun ta kendisidir; rüya ile gerçeğin iç içe geçtiği bu anlatıda, bireyin kendine yabancılaşması acı bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Saatleri Ayarlama Enstitüsü, kurumların ve ideolojilerin insanı “ayarlama” çabasına karşı, insanın kendi öz zamanına, öz benliğine sahip çıkması gerektiğini ima eden, katmanlı bir başyapıttır.