·648 syf.····Okunma: 23 Mart 2026 22:37 herkese selam. herkesin yerden yere vurmalara doyamadığı bu kitabı nihayet ben de okudum dhchhc. yurtdışında bu kadar seviliyorken bizim ülkemizde tam aksinin olması beni çok şaşırttı açıkçası ve en çok da abartısının rahatsız ediciliğinden dolayı ilk çıktığında kitabı okumaya hiç niyetim yoktu. okuma sürecim tamamen ani bir kararla başladı yani ve doğrusunu söylemek gerekirse kitabı nasıl yorumlamam gerektiğinden de pek emin değilim, düşüncelerim de en az kitap kadar karmaşık. parça parça yorumladığımda bazı sahnelerden keyif almış sayılırım ama bütüne baktığımızda nadiren de olsa aldığım keyif kitabın başarısızlığını göz ardı etmeme yardımcı olmuyor maalesef. o yüzden zihnimde kötü bir kitap olarak yer edinecek hep.
ilk olarak dünya inşasından bahsetmek istiyorum. çöl atmosferine sahip kitapları genelde sevdiğim için kitabın girişiyle birlikte en azından evrenini seveceğimi düşünmüştüm ama kitap ilerledikçe yazım çok dengesiz hissettirdi. yazar farklı fantastik unsurlardan ilham almış, evet, ama bunları bir araya getirip tutarlı bir evren kuramamış bence. olay örgüsüne sahiplik eden mekan değiştikçe atmosfer de değişiyordu ve ortaya tek parça bir dünya değil de birbirine gevşek bağlarla tutturulmuş sahneler çıkıyordu. bu da bende okurken sürekli kopma hissi yarattı. bence yazarın kitabı yazmaya başlamadan önce en azından evreni iyice belirlemesi, sınırlarını çizmesi gerekirdi.
aynı durum büyü sistemi için de geçerli. görünüşte her ne kadar potansiyel vaat etse de yazar belli bir mantığa oturtmadığı için kağıt üzerinde havalı görünmekle kaldı. cıva ile farklı alemler arasında bağlantı kurmak, silahları kişiselleştirmek, zihin üzerinde etki vs. konsept olarak oldukça çekiciydi bence ama bunların hiçbiri gerçek bir sisteme dönüşmedi. kurallar yok, sınırlar yok. çünkü yazar göstermiyor, sadece anlatıyor:) cool ama işlevsiz.
yazım tarzını da son derece dağınık buldum. bence ilk olarak uzun yazılmış her paragrafın betimleme olmadığı konusunda anlaşmalıyız. betimleme okura bilmesi gerekenleri anlatı yoluyla gösterir ama bu kitaba baktığımız zaman görünürde süslü, bol detaylı anlatımlar çokça mevcut olmasına rağmen bir o kadar da verimsiz ve olumlu anlamda bir etki bırakmıyor. sadece süreci olması gerekenden daha uzun ve ağdalı bir hale getiriyor. bunun da iyi bir şey olduğunu sanmıyorum.
karakterler hakkında konuşmak gerekirseeee doğrusu hiçbirinden pek etkilenmedim. zaten çok sınırlı bir kadrosu var ve bu benim tercih ettiğim bir yapı değil. ben bol karakterli ve her karakterin kendi hikayesinin başrolü olduğu, sadece ana karakterin hikâyesine hizmet ettikleri ölçüde var olmadıkları kitapları severim ama bu kitapta ana erkek karakter'den (kingfisher) tutun kötü karakterlere kadar herkes ana kadın karakter (saeris) var olduğu sürece var. ya onu seversin ve takdir edilirsin ya da ona kötü davranırsın ve herkes senden nefret eder. gri alan yok. özellikle saeris'e yönelik yapay hayranlık inandırıcılıktan çok uzak ve çok göze batıyordu bence. sanki yıllardır aralarında olan oymuş gibi sırf ona kötü davrandı diye yakın arkadaşlarını bile sildiler. bahsettiğim arkadaşları da sırf saeris'in herkes tarafından parmakla gösterilmediğini -ya da belki gösterildiğini belirtmek için eklenen ciddiyetsiz bir nefret figürü. okuduğum pek çok kitapta bu duruma bu kadar takılmam ama bu kitapta ana karakterin hiçbir bedel ödemeden en kritik anda ihtiyacı olana kavuşması çok gözüme battı. ve bu sadece arkadaşlık ilişkileri için de geçerli değil, gelişim süreci tamamen güvenli bir çerçevedeydi. risk almak, zor bir seçim yapmak, bedel ödemek yok. sadece yazar kayırması var.
ana karakterlerden ayrı ayrı bahsedecek olursak öncelikle kadın karakterimiz saeris. kendisinden pek hoşlanmadım ve bu sadece sinir bozucu olmasından kaynaklı değil. bu türde çok okuma yaptığım için artık ne bulacağımı az çok biliyorum. saeris'in de yeni bir şey vaat ettiği yok, tam olarak romantasy türünün sığ karakter kalıbına hizmet ediyor -inatçı, eli kılıç tuttuğu için güçlü ve ergenlik ile yetişkinlik arasındaki ince çizginin ergenliğe yakın tarafında. ben kişisel olarak bu tiplemelerden çok sıkıldım ve saeris'in karakterizasyonuna dair ortada özgün bir şey yok maalesef. tüm kitabı onun sınırlı bakış açısından okumak beni çok sıktı. belki ikili bakış açısıyla yazılmış olsa daha tahammül edilir olabilirdi çünkü saeris'in aksine kingfisher'a biraz sempati duymuş sayılırım. kendisinin de aslında yeni bir şey vaat ettiği yok, tam olarak türün karanlık ama yaralı erkek prototipi ama saeris'in aksine kingfisher görevini yaptı. kendisinin hem yaşantısı hem travmaları hem de ödediği bedeller onu temsil ettiği kalıba daha uygun yapıyor ve kendisini saeris'ten daha sevilesi buldum. kitabın ilk yarısında yüzlerce asır devirmiş olmasına rağmen kendisi de tam olarak saersi gibi ergenlik ve yetişkinlik arasındaki ince çizgideymiş gibi davranıyordu ve yazar ikinci yarıda onu çizginin yetişkin tarafına yaklaştırmaya çalıştı ama ben buna ikna olmadım. kingfisher'a duyduğum sempati tamamen yaşadıklarından kaynaklı ve bence okur topluluğu olarak istismara uğramış karakterlere karşı ister istemez daha ılımlı yaklaşıyoruz -bu yazar da belli ki bunun farkında hahaha.
romantizmden bahsedecek olursak bence kitabın en zayıf halkası ve kişisel olarak hiç etkileyici bulmadım. buna hem karakterlerin her ikisine karşı da bir bağlılık hissetmemem hem de anlatının çok dengesiz olmasını sebep olarak gösterebilirim çünkü özellikle bunun bir romantasy olduğu düşünüldüğünde fantastik yapı ve romantizm arasında bir denge kurulması gerekirdi ki okur hangisine daha çok odaklanması gerektiğini bilerek devam etsin. ama bu kitapta bir denge yok, yumuşak geçişler de yok. dünya ve büyü sistemi hakkında okuduğumuz bol detaylı anlatımlardan sonra romantizm o kadar ani bir şekilde dahil oldu ki inanın bir afalladım:p ve bu ani giriş ufak bir duygusal etkileşimle de olmadı, doğrudan yapılan cinsel bir gönderme ve açıkçası o noktada bu karakterlerin bir çift olarak bile beğenimi kazanamayacaklarını anlamıştım. duygusal temel kurulmadan fiziksel çekim öne çıktı ve bu da ilişkiyi yüzeysel hissettirdi bana göre . burada söylediklerim yanlış anlaşılmasın, ben elbette kitabın içerisinde cinsellik barındırdığını biliyordum ki sorunum bununla da değil zaten, sadece romantizm sürecinin cinsel bir ima ile kurulması ve daha sonra da hep bu kurulum üzerinden devam etmesi hoşuma gitmedi. kitap ilerledikçe yazar bu durumu özellikle kingfisher odağında düzeltmeye çalıştı ama bana başarısız bir uğraş olarak geldi. ilişkiyi taşıyan şey duygu değil fiziksel gerilimdi ve aralarındaki kimyadan da etkilenmediğim için romantizm benim için tamamen sınıfta kaldı. (spoiler -ve ben fated mates klişesini de çok severim ama bu kitapta o bile kurtaramadı maalesef)
ah bir de kitabın ilhamlarından bahsetmek istiyorum. kısaca söylemem gerekirse dünya inşasından tutun karakter tiplemeleri, genel olay örgüsü, ters köşeleri hatta sonuna kadar quicksilver tam bir toplama eser. kitabın özgün yanı ile ilgili olarak belki büyü sistemini gösterebilirim ama hem kaynağından emin olmadığımdan hem de özgün olsa bile işlenme -işlenememe şeklinden kişisel olarak memnun kalmadığımdan pek fazla beklentiye girmemenizi öneririm.
ama şunu da söylemek isterim ki bazı incelemelerde kitabın adeta bir edebi otopsi masasına yatırıldığını, her detayın, her kelimenin bir nefret objesine dönüştürüldüğünü gördüm ve bu açıkçası bana biraz... fazla geldi. ana karakter cıvayı kontrol edebildiği için kitabın adının quicksilver olmasına bile takılanlar olmuş:D kitap kesinlikle çok kusurlu, evet. hatta kurgusal benzerliklerin bazen göze batacak kadar belirgin olduğu konusunda hepimiz hemfikiriz (game of thrones, acotar, from blood and ash...) ama her mantık hatasına büyüteçle bakmak bence bu türün vaat ettiği kaçış dünyasını en baştan reddetmek oluyor. özellikle günümüz hızlı tüketim sektöründe bir romantasy kitabından çığır açacak bir fark beklememeliyiz. elbette istisnalar oluyor ama bu istisnai kitaplarda bile aynı büyüteçle baksak mantık hatası buluruz. ve spicy chapters sayısıyla pazarlanan bir kitapta karakterlerin birbirine karşı rahibe ve papaz gibi davranmalarını da beklemek hata olur. reklamı kırmızı biber emojisiyle yapılan bir kitapta elbette müstehcenlik olacak. yani okumamak da bir tercih, ben de bana göre fazla detaylı olduğunu düşündüğüm sahneleri atlıyorum ama asla bunu okuyup beğenen insanları küçümsemiyorum. siz de yapmamalısınız. iğrendiğiniz detayları belirtip "siz anca bununla yetinirsiniz" alt metniyle belli bir grubu aşağılamak sandığınızın aksine sizi nitelikli okur yapmıyor. bir kitabın içeriğini eleştirmek haktır ki gördüğünüz üzere ben de bunu yaptım ancak bu eleştiriyi o kitaptan keyif alan okuyucu kitlesine hakaret ederek veya onları basitleştirerek bitirmek objektif bir incelemeden ziyade kişisel bir saldırıya dönüşmüş oluyor. neyse, ne demek istediğimi açıkladığımı düşünüyorum, lütfen insanları okuduklarıyla rahat bırakın olur mu:)