Öteki İsim #okudumbitti
Bu kitap bende bir “hikâye okudum” hissinden çok, bir zihnin içinde uzun süre yürüdüm hissi bıraktı. Jon Fosse’yi ilk kez okudum ve açık söyleyeyim, kalemiyle kurduğu o sakin ama güçlü bağ beni ciddi anlamda yakaladı.
Romanın yüzeyi sade: Norveç’in güneybatı kıyısında yalnız yaşayan yaşlı ressam Asle’nin günlerine eşlik ediyoruz. Komşusu Åsleik, şehirde galerici Beyer… Hepsi küçük bir çember. Ama asıl mesele, o küçük çemberin içinde dönüp duran büyük sorular: Ben kimim? Beni ben yapan ne? Ve neden bu hayatı yaşadım da başka bir hayatı değil?
Bu sorular, kitabın en çarpıcı hamlesiyle büyüyor: İki Asle. Aynı isim, aynı yaş, aynı meslek… Ama sanki birinin hayatı “kurtulmuş ihtimal”, diğerinin hayatı “kaymış ihtimal” gibi. Biri inanca yaklaşmış, diğeri karanlığa daha yakın; biri tutunmuş, diğeri savrulmuş. Ve bu ikiliği okurken insanın aklına ister istemez kendi hayatı düşüyor: “Benim de böyle bir öteki versiyonum var mıydı?”
Fosse’nin üslubu başta şaşırtıyor. Cümleler uzuyor, noktalama alıştığımız şekilde nefes aldırmıyor, tekrarlar var. İlk sayfalarda “Ben bu ritme girebilecek miyim?” diye düşündüm. Sonra bir yerden sonra fark etmeden şuna dönüştü: Kitabı okumuyorsun, kitabın ritmine giriyorsun.
Tekrarlar bir süre sonra yormaktan çok, bir tür iç tempo yaratıyor; tıpkı aynı tabloya günlerce bakıp her seferinde başka bir ayrıntı görmeye benziyor.
Kitabın atmosferi de çok güçlü: deniz, kış, karanlık, ışığın ince sızıntısı… Asle’nin ressam oluşu metnin “görsel” tarafını iyice derinleştiriyor. Bazı bölümlerde resimle inanç, yalnızlıkla umut, sıradanlıkla ilahi olan arasında öyle bir gerilim kuruluyor ki, bir sahnenin içinde bile büyük bir varoluş konuşması gizlenmiş gibi hissediyorsun.
Fosse, büyük cümleler kurmuyor; hatta çoğu zaman çok basit kelimelerle ilerliyor. Ama o basitliğin içinde, insanın içindeki en kırılgan yere dokunan bir açıklık var. Hüzün var ama dramatik bir “gösteri” gibi değil; daha çok, sessizce yanına oturup seni düşündüren bir hüzün.
Kolay bir kitap mı? Bence değil. Ama zor oluşu “kapalı” olmasından değil; okuru hızdan vazgeçirmesinden. Burada hızlı okunacak olaylar değil, yavaş yavaş genişleyen bir iç dünya var. Ve ben bu yavaşlığa çok iyi geldiğini düşünüyorum. Bitirdiğimde de uzun süre zihnimde kaldı; bazı cümlelerin duygusu geri dönüp durdu.
Yazarla tanışma kitabım oldu ve iyi ki oldu. Çünkü bende “bir yazar keşfettim” hissi bıraktı. Septoloji’nin devamını gerçekten merak ediyorum. Eğer siz de “olaydan çok atmosfer”, “cevaptan çok soru”, “yüksek ses yerine sessizlik” sevenlerdenseniz, bu kitap tam yerinden yakalayabilir.
@kitap_pinari_35
@monoklkitap
#JonFosse #Ötekiİsim #kitapkolikkafasikitapyorumu #reklamdeğilöneri