Emma zeki, varlıklı ve biraz da kendine fazlasıyla güvenen, çevresindeki insanların aşk hayatını yönlendirmeye çalışan biridir. Jane Austen, Emma Woodhouse'un kendini bir tür “eşleştirme uzmanı” gibi görmesini merkeze alır.
Emma, arkadaşı Harriet başta olmak üzere birçok kişinin kiminle birlikte olması gerektiğine karar vermeye çalışır. Ancak olayları yanlış yorumladığı için yaptığı yönlendirmeler çoğu zaman planları ters teper ve işler karışır. Bu süreçte hem başkalarını hem de kendi duygularını yanlış anladığını fark etmeye başlar. Hikâyenin ilerleyen kısmında Emma, hatalarıyla yüzleşir, kendini sorgular ve aslında kalbinin ne istediğini anlar. Yani kitap, dışarıdan başkalarının hayatını kontrol etmeye çalışan birinin, sonunda kendini tanıma yolculuğuna dönüşür.
Emma, benim için hem keyifli hem de yer yer sabır zorlayan bir okuma oldu. Jane Austen’ın kalemine zaten aşinaydım ama bu kitapta karşılaştığım o hafif alaycı, ince ince işleyen mizah beni gerçekten şaşırttı. Dili sanki okurla gizli bir anlaşma yapıyor gibi. Emma’yı okurken hem onunla birlikte gülüyoruz hem de içten içe “yapma artık şunu” diye söylenirken buluyoruz kendimizi.
Emma karakterine gelirsek… Açıkçası kendisiyle biraz inişli çıkışlı bir ilişkim oldu. Kendini adeta bir “ilişki koçu” gibi görüp herkesin hayatına müdahale etmesi başlarda eğlenceli gelse de, olayları sürekli yanlış okuyup her şeyi eline yüzüne bulaştırması beni zaman zaman gerçekten sinirlendirdi. Ama belki de onu bu kadar “gerçek” yapan şey tam olarak bu kusurlarıydı. Kusursuz, her şeyi doğru yapan bir karakter yerine; hatalar yapan, yanılan, bazen haddini aşan biri okumak daha samimi geldi.
Genel olarak, beni hem güldüren hem de zaman zaman sinirlendiren ama okurken sürekli içinde tutan bir kitaptı. Emma’yı çok sevdiğimi söyleyemem ama onu okumayı sevdim ve bence bu da kitabın en güçlü taraflarından biri.