Gönderi

İnsanî sınırların ötesi…
8/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2026 18. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 21:27
Kitap, hazzın doyumuna ulaştıktan sonra ruhsal açıdan tükenmiş olan Frank’in, daha fazlasını arzuladığı sapkın bir arayışta gizemli bir kutu aracılığıyla Cenobitler olarak bilinen varlıklarla temas kurmasıyla başlıyor. Ancak bu temas beklentilerinin aksine geri dönüşü olmayan bir yıkımı beraberinde getiriyor. Parçalanmış bedeniyle var olmaya çalışan Frank, aşığı Julia’nın giderek derinleşen saplantısı ve etrafındakilerin tanıklıklarıyla örülü bir hikayeyi keşfetmeye başlıyoruz böylece. İthaki’nin Karanlık Kitaplık serisine yakışır bir atmosfere sahip olmasının keyfiyle, kitabın ruhunu destekler bir playlist açıp tek oturuşta bitirdim ve işleniş biçimi eleştiriye pek müsait olsa da bütüne bakınca yaşattığı okuma deneyimini sevdim ben. Yazar, okuru huzursuz eden bir atmosfer kurmayı başarmış bence. Hikaye başlangıçta Frank’in yaşadığı dehşetin derinliklerine inecekmiş gibi bir beklenti yaratmasına rağmen, gelişme bölümünde odağını ondan çekerek Julia’nın trajedisine yöneltiyor; bu noktada anlatı korkunun dozunu artırmak yerine adeta yönünü değiştiriyor. Karakterler arası ilişkiler aniden ön plana geçiyor, o gotik ve grotesk atmosferin yoğunlaşmasını bekleyen kişilerce bu durum can sıkıcı olabilir fakat Julia’nın giderek artan saplantısı, en az doğaüstü unsurlar kadar rahatsız edici bir seyirde ilerledi bence. Bana da şunu düşündürdü, ana karakter gerçekten her zaman en büyük acıyı yaşayan kişi olmak zorunda mıdır? Bazen o korkunçluğa tanıklık eden olmak, yaşanan dehşeti çok daha farklı, belki de daha çirkin bir noktaya taşıyabilir. Korku hissi bir noktada geri planda kalırken, anlatı çok daha karanlık, çok daha rahatsız edici bir boyuta evrildi o sebepten bence. Yine de şöyle bir durum var ki, bariz bir eksi gibi hissettiriyor. Frank’in başına gelen şeyin bir derinliği, altyapısı, keşfedilecek bir yanı kitapta hiç yok. O sadece arzularının berbat bir neticesi olarak varlığının korkutuculuğuyla kalmasıyla yetinilmiş bir şey, aynı Mary Shelley’nin tecrübesiz kaleminden çıkan Frankenstein’ındaki yaratık gibi. Nitekim Clive Barker’ın aynı zamanda yönetmen olması ve kitabı bir sene sonra Hellraiser adıyla sinemaya uyarlaması da bu ‘sanki izlenmek üzere tasarlanmış’ kurgusal kompozisyonu ve yüzeyselliğini destekler gibi. Genel itibariyle korkudan çok rahatsızlık hissiyle etkileyen bir eser. Derinleştirilebilecek pek çok yönü öylece bırakılmış olsa da, yarattığı atmosfer ve okurda bıraktığı iz bakımından kendine has bir etkileyiciliği var. Ancak, body horror’a tahammülü az kişilerin okumasını pek önermem.
Edebiyat
Cehennemlik YürekClive Barker · İthaki Yayınları · 2019831 okunma
·
39 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.