Kitap okuyorsun ve yapayalnız buluyorsun kendini”
Beni bu eserde en çok etkileyen alıntı olmuştu.
Kitap okurken hiç şikayetçi olmadığım bir durumdur.
Bazen anlamsız bir kalabalıktan ziyade bir kitabın içerisinde yalnızlaşmak daha anlamlı geliyor.
Martinin intiharı üzerinden bir inceleme yazmak istedim.
Çünkü Martin'in intiharı beni oldukça etkilemiş ve düşündürmüştü. Bunun üzerine belli birtakım olgular üzerinden kendime sorular sorup ve bu soruları kendi paradigmam içerisinde yanıtlamaya çalıştım.
Daha sonra ortaya bu şekilde bir analiz çıktı.
İncelemem alıntılar hariç tamamen kendi bakış açım ve cevaplarımdan oluşmaktadır.
Eserin son bölümüne baktığımızda, insanların Martine karşı yaptığı ikiyüzlülük, çıkar gibi sebeplerden ve ait olmadığı bir toplumun verdiği mutsuzluk sebebi ile intihar ettiği düşünülebilir.
Fakat bu intiharın bundan daha fazlası olduğunu düşünmekteyim
Biz bu intiharın gerçek sebebini öğrenmek istiyorsak öncelikle şu soru üzerinden yola çıkmamız gerekiyor
Mutluluk Nedir?
Mutluluk insanın kendi içinde koyduğu zorlu ve hatta bazen imkansız hedefler ve beklentiler olup ve bu hedefler ve beklentilere ulaşabilme umudu taşımasıdır.
İnsan elde ettiği bir sonuç ile asla mutlu olamaz. İnsanı mutlu yapan o sonuca giden yoldur, onu asıl mutlu yapan bu süreçte geçtiği yollardan topladığı umut taneleridir.
Fakat maalesef sonuca ulaşıldığında artık doyum başlar ve bu doyum çok kısa sürer. Doyum tamamlandığında artık elde edilen sonuç hızlıca değer yitirmeye başlar ve bu değer yitirme elde edilen sonuç nötr noktasına gelene kadar devam eder.
O halde Mutlu olmak bir şeyi elde etmek değildir, insanın elde etmek istediği hedefine giden yoldaki umut tanelerini elde etme hazzıdır. Elde edilen haz ise zamana paralel olarak nötrleşen bir duygudur.
Marjinal fayda yasasına göre; asla bir olgu uzun süre aynı değerde kalamaz. Örnek verecek olursam ilk yediğiniz bir dilim pizzanın size verdiğini lezzet ile 10 dilim yediğiniz pizza da aldığınız lezzet aynı değildir.
Mutluluk kavramı üzerine düşüncemi bir denklem olarak yazacak olursam şu şekilde ifade edebilirim
Zor hedefler + küçük umutlar x Mutluluk + hazlar = Kazanılmış mutluluk - eksilen doyum süreci = nötrlük
Bunu biraz hikaye üzerinden örneklemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum
Martin kendisine büyük hedefler belirlemişti ve bu hedefler oldukça zordu. Fakat asıl mutluluk kaynağı zor hedeflere karşı insanın içinde ufak da olsa bu hedeflere ulaşma umutlarıdır.
Hedefe ulaşma umudu ne kadar küçük olursa o süreçte elde edilen sonuçlar bir o kadar değerli olur. Değer arttıkça mutluluk hazzı da buna paralel olarak artar. Ama sakın yanılmayın, bu sürekli bir durum değildir!
Şimdi devam edelim;
Martin Bu hedeflere giden yolda birçok olumsuz sonuçlar olsa da, asla hedefine ulaşıp intihar ettiği gün kadar mutsuz değildi.
İşte Martin istediği her şeyi elde etmişti. İlk günler gayet bu durum ona keyif ve doyum veriyordu. Bir süre sonra hızlıca bu doyum süreci tamamlanıp anlamını yitirmeye başladı.
Sonuç ise bir intihar ile sonuçlandı. Çünkü daha önce gerçek mutluluğu yaşamayan bir insan, mutluluğun kalıcı bir olgu olduğu sanrısına kapılır.
Martinin hedefleri öylesine büyüktü ki gelecekteki mutluluğunun ebediyet kalacağı zehrine kapıldı. Fakat doyum sonrası nötrleşmenin onda bırakacağı enkazı hiç hesaba katmadı. Hedeflerine öylesine bağlanmıştı ki bunu yaşama sebebi haline getirmişti. Hatayı tam bu noktada yaptı.
Peki sadece bunu ben mi öyle düşünüyorum? Bence iktisat kuramının da diyeceği bir kaç şey olabilir.
Gelin hep birlikte iktisat kuramı ne diyor bir bakalım:
İktisatta azalan verimler yasası der ki;
Oluşum sürecinde kullanılan faktörleri sürekli artırımıyla saadet olmayacağını zamanla arttırılan o faktörün marjinal faydasının azalacağını ve negatife bile dönebileceğini anlatır.
Martinin intiharının sebebi bu kuram içinde ki denklemde yatıyor gibi. Martin'in bu kuram içerisindeki negatifi intiharıydı.
Martinin eski hayatında hedefleri olup ve bu hedeflere ulaşmıyor muydu? evet eski hayatında da bu hedefleri vardı. Fakat bu hedefler yaşadığı sınıf dolayısıyla küçük hedefler olup küçük doyumlardı. Küçük hedefler içerisinde büyük tabloyu görememişti. Daha öncesinden kendini sorgulayıp keşfetmediği için kendisine en uç hedefe belirlememiş ve bu beklentiye kapılmamıştı.
Kendisi sadece dinamiği olan küçük hazlar ile yetinmiş. Uç Mutluluk ondan oldukça uzak olduğu için asla yaşamsal temellendirmelerine bunu bir amaç olarak koymamıştı.
Büyük hedeflere ulaşmak aynı zamanda büyük çöküşe de ulaşmaktı. Yaşamın içindeki uç kısımlar işte bu kadar tehlikeliydi.
Georg Wilhelm Friedrich Hegel
Georg Wilhelm Friedrich Hegel' in diyalektiğinden yola çıkarak şunu söyleyebilirim; evrende her şey zıt kavramlar üzerine kurulmuştur ve mutlaka hayat size elde ettiğiniz her şeyin zıt olanını da önünüze getirir. Martin kendi yaşamında en uç mutluluğu elde etti ve hayat hemen onun ardından en uç mutsuzluğu da önüne serdi.
Martinin intiharı için ona kızmış olabilirsiniz veya bunu çok anlamsız olduğunu da düşünmüş olabilirsiniz. Fakat intihar etmesi iyi bir son olmasa da elinde olmayan bir sebebe bağlı bir intihardı...
Elbette bu durum intiharın hayattaki en büyük yanlış olduğu gerçeğini gölgeleyemezdi.
Martinin bir diğer hatası ise gerçek hazların ve mutluluğun dünyevilik de araması olmuştu. Geçici olan her şeyi bu kadar kabullenmek ve yaşam felsefesi haline getirmek ve bununla birlikte beklentileri yaşamın tek gerçeği olgusuna kapılmak yanılsamaları da beraberinde getirdi.
''Diyojen’in öğretmeni #
Antisthenes
Antisthenes, mutluluğa ancak erdemle ulaşılacağını, erdemin de dünyevi hazları yadsımakla mümkün olabileceğini (mülkiyet, aile, din vb. değer ve yargıları reddederek) savunmuştur. ''
Diyojen'in dünyevi hayattan hiç bir beklentisi yoktu, sahip olduğu en ufak bir varlığı da yoktu. Materyalizmi reddetmişti. Tüm gerçekliği kendisine dayandırmıştı. Hiç bir şeye sahip olmayan bir insan mutlu olabilir miydi?
Evet bu kişi Diyojen'di. Ömrünün sonuna kadar mutlu yaşamıştı.
Çünkü büyük beklentilerin büyük acıları beraberinde getireceğini biliyordu.
Evrende tüm her şey tükenmek üzere kurulmuştu ve kalıcı değildi. Bu sebeple
Diyojen
Diyojen hiç bir zaman dünyevi olgular üzerinde bir beklentiye girmemiş yaşamın temelini kendisine dayandırmıştı.
Son olarak da; İnsan önce kendini anlamalı daha sonra evreni anlamlandırmalıdır. Çünkü ne görürse kendinden, nereye bakarsa bastığı topraktan bakar insan. Kendinden göremezse eğer, önüne konulanlar kadar görür insan.
Okuyan herkese sonsuz teşekkür ederim. Tüm okurlara keyifli okumalar dilerim. Martin EdenJack London